Tarihin her döneminde mücadele alanı olmuş Ortadoğu ve Kuzey Afrika coğrafyası; son yüzyılda, fosil yakıtlara dayalı üretim modeli üzerine inşa edilmiş küresel ekonomik sistem sonrası sahip olduğu doğal kaynak zenginlikleri ile güç mücadelesinin merkezinde yer almıştır. Çoğunlukla otokratik yönetim yapılarının, keyfiyetçi politikaların ve tüm bunların neden olduğu politik istikrarsızlıkların ekonomi politikalarını etkilediği bölge ülkelerinde; yakın dönemde istikrarlı bir yapı sağlanamamıştır. Doğal kaynak bağımlı yapılarından kurtulma çabalarının, işgal edilme ve güç mücadelesinde hedef kaynak olarak vekalet savaşlarına maruz kalma gibi sebeplerle kesilmesiyle geçen bir yakın tarihe sahip olan bölge ülkeleri, kendi aralarında da sorunlar yaşamaktadır. Körfez krizi gibi olaylarda birbirlerine ambargo uygulayarak bölgesel ticarete darbe vuran bölge ülkeleri, dış müdahaleye her an açık ve bağımlı politikalarıyla küresel aktör olmaktan uzak durumdadırlar. Devletlerin gelişmişliği o ülkenin beşerî sermayesinin gelişmişliği ile ölçülmektedir. Bu anlamda, gelişimin temel amacı insanlara güvenli, sağlıklı ve huzurlu, kısacası yaşanabilir bir ortam yaratmaktır. Bu temel hakikat, rejimlerin, yöneticilerin ya da yöneten sınıfların ben merkezci davranışları ve devletin asıl dayanağını oluşturan geniş halk kitlelerini ihmal etmeleri nedeniyle genellikle göz ardı edilir. Dolayısıyla insana odaklanmayan yönetimler, kendi bekaları ile ilgili büyük bir yanılgı içerisindedirler. Bölge ülkeleri, insani gelişmişlik düzeylerini artırma yönlü politika üretmekte eksik kaldıkları için, insan kaynağının kalitesi bakımından da gelişim kaydedememiştir. Öte yandan, Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkeleri “Arap Baharı” adı verilen gelişmelerle birlikte büyük bir değişim sürecine girmiş gözükmektedir. Asasen, bölge ülkelerinin günümüzde deneyimlemekte olduğu değişim sürecini SSCB’nin ortadan kalkmasıyla birlikte Sovyet bakiyesi ülkeler başta olmak üzere, tüm dünyayı etkileyen Soğuk savaş sonrası değişim dalgasının sona kalmış ya da geciktirilmiş halkası olarak değerlendirmek daha doğrudur. 1980’li yılların sonundan itibaren tüm dünyayı etkilemeye başlayan ekonomik, siyasi, toplumsal, kültürel ve teknolojik değişim dalgaları nihayet bölge ülkelerine de sirayet etmiştir. Ne var ki, bölge ülkeleri bu değişimi bölge içi ve dışı birtakım nedenlerden dolayı görece daha sancılı bir süreç olarak deneyimlemektedirler. Arap Baharı adı verilen süreçte bölge ülkelerinin yaşadığı sorunlar için en önemli harici neden olarak bölgenin büyük güçler gözünde taşıdığı stratejik önem gösterilebilir. En önemli dahili neden ise bölge ülkelerinin neredeyse tamamında devlet toplum ilişkilerinin sağlam bir zemine oturtulamamasından kaynaklanan meşruiyet açığına ve otorite boşluğuna bağlı olarak devletin zayıflamasıdır. Bölgedeki rejimlerin, toplumsal tabandan gelen değişim taleplerini karşılayamamaları ya da yönetememeleri toplumsal, siyasi ve ekonomik sorunları ciddi birer krize dönüştürmüş durumdadır. Bu süreç Libya, Yemen ve Suriye gibi ülkeleri başarısız/zayıf devlet olgusuyla karşı karşıya getirmiştir. Tunus ve Cezayir gibi bazı bölge ülkeleri bu sıkıntılı dönemi atlatma konusunda kurumsal ve demokratik araçları daha başarılı bir şekilde kullansalar da toplum ve devlet ilişkilerini istikrarlı ve kalıcı bir zemine oturtmaktan henüz uzak gözükmektedirler. Modern dönemler boyunca büyük güçler için ilgi odağı olan bölge ülkeleri, özellikle son on yıldır büyük bir değişim ve dönüşüme sahne olmaktadır. Halk ayaklanmaları, darbeler, karşı darbeler, iç savaşlar, temsil savaşları, bölge ülkeleri arasındaki anlaşmazlıklar bu ülkelerde yaşanan yapısal siyasi ve toplumsal dönüşümün bariz tezahürleridir. Bu değişim ve dönüşümü tetikleyen faktörlerin başında kuşkusuz söz konusu ülkelerdeki insani durum gelmektedir. Dolayısıyla, bölgedeki değişim ve dönüşümün daha iyi anlaşılması, karar alıcıların ve uygulayıcılarının bölge ülkeleri ile ilgili olarak ihtiyaç duyduğu bilginin sağlanması için bu ülkelerindeki insani durumun ve “sosyal sözleşme”nin yakından izlenmesi gerekmektedir. Dolayısıyla, bölge ülkelerinde özellikle 2000’li yıllardan itibaren yaşanan sosyo-ekonomik ve politik gelişmelerin ele alınması ve bu şoklar karşısında yürütülen faaliyetlerin gözden geçirilmesi, bölge ülkelerinin deneyimlemekte oldukları güçlüklerin aşılması noktasında önemli katkı sağlayacaktır. Söz konusu gerçeklikten hareketle, 21. Yüzyılda Ortadoğu ve Kuzey Afrika coğrafyasında tüm dünyayı etkileyen politik ve ekonomik şokları ve bu şoklara karşı uygulanan politikaları ele alan çalışmamız literatürde önemli bir açığı kapatmak niyetindedir. Alanında uzman, on yedi araştırmacının, uzmanlık alanlarına yönelik hazırladığı çalışmaların yer aldığı bu kitap okuyucusu için çok önemli bir baş ucu eseri olma özelliğine sahiptir. Arap Baharının yıkıcı etkilerinin ekonomi politiğinden, Körfez krizine ve Doğu Akdeniz’deki enerji mücadelesine kadar geniş bir yelpazedeki gelişmelerin analizlerini içeren bu kitabın okuyuculara faydalı olması dileğiyle…