Afrika, içinde barındırdığı unsurlar ne olursa olsun her dönemde üzerinde güç mücadelesinin yaşandığı bir eylem alanı olmuştur. Soğuk Savaş’a kadar Avrupa ülkeleri arasında, Soğuk Savaş yıllarında ABD ve SSCB arasında gerçekleşen bu güç mücadelesi, Soğuk Savaş sonrasında da ABD ve Çin arasında görülmeye başlamıştır. 21’inci yüzyılda Afrika’ya yönelik jeopolitik ve jeostratejik değerlendirmelerin yeniden gözden geçirilmesini gündeme getirmiştir. Afrika Kıtası'nda toplamda 58 ülke bulunmaktadır. Bu ülkelerden 54’ü diplomatik (Birleşmiş Milletler üyesi), 4’ü sınırlı tanımış ülkedir. Bunun yanı sıra Birleşmiş Milletler tarafından tanınmayan 2 ülke vardır. Bunlar, Sahra Demokratik Arap Cumhuriyeti ve Somaliland’dır. Ayrıca kıtada; Birleşik Krallık’a bağımlı Saint Helena ülkesi, Fransa’ya bağımlı Mayotte ve Réunion ülkeleri, İspanya’ya bağımlı Ceuta, Kanarya Adaları ve Melilla ülkeleri, Portekiz’e bağlı ise Madeira ülkesi de vardır. Afrika hem yüz ölçümü hem de nüfus bakımından Asya’dan sonra dünyanın en büyük ikinci kıtasıdır. Yaklaşık 30.065.000 km²lik alanı ile dünya topraklarının %20,4’ünü kapsamaktadır. 1.340.598.000 kişi ile dünya nüfusunun %16,72’sini barındırmaktadır. Afrika’daki ülkeler açısından ulusal güvenliğin sağlanması ve geliştirilmesi temel amaçtır. Afrika’da uluslararası barış ve istikrarın korunması ile sürdürülebilir kalkınma için ihtiyaç duyulan güvenlik ve huzur ortamının tesis edilmesi gerekmektedir. Afrika’da istikrara katkı sağlamak amacıyla uluslararası iş birliğinin küresel ve bölgesel ölçekte artırılması gerekmektedir. Ortaklığa, diyaloga ve yumuşak güce dayalı güvenlik anlayışı Afrika’da giderek ön plana çıkmakta ve önem kazanmaktadır. • Küresel terörizm, • Organize suçlar, • Yasa dışı göç, • Stratejik kaynakların azalması, • Bu kaynakların tehdit altında bulunması, • Silahlı çatışmalar sonucu insanların kontrol dışı kitlesel hareketleri ve • Siber saldırılar, 21’inci yüzyılda Afrika’da sürdürülebilir güvenliğin sağlanabilmesi için ortak girişimleri ve iş birliğini zorunlu kılmaktadır. Tüm bu gelişmelerden dolayı kıtada; vii• Güvenlik ve istikrarın geliştirilmesi, • Yeni güvenlik anlayışlarının ve yaklaşımlarının belirlenmesi, benimsenmesi ve yaygınlaştırılması, • Güvenlikle ilgili yeni yönelimlerin ortaya konması gerekmektedir. Küreselleşme, güvenlik alanında karşılıklı iletişim yaratmaktadır. Kıtada yerel olarak ortaya çıkan krizler, süratle bölgesel krize dönüşebilmekte hatta bölgesel ve küresel güvenliği tehdit edebilmektedir. Küreselleşme ile ülkeler, kendi bölgelerindeki krizlerle birlikte diğer bölgelerdeki krizlere karşı son derece duyarlı olmaya başlamışlardır. Günümüzde kıtadaki ülkelere yönelik tehditler; • Terörizm, • İnsan kaçakçılığı, • Kıtlık ve kuraklık, • Askerî darbeler, • Korsanlık, • Salgın hastalıklar, • Çevre kirliliği ve • İstikrarsız devlet kurumları olarak kendini göstermektedir. Bunun yanında asimetrik riskler ile kaynakların paylaşılmasına yönelik risk ve çevresel tehditler önem kazanmaktadır. Terörist örgütlerin ve yasa dışı unsurların bilişim ve iletişim teknolojisini çok etkin ve verimli kullanmaları Afrika’da güvenlik risklerini günümüzde daha da artırmaktadır. Bu bağlamda kitle iletişim araçlarının güvenliği ile iletişim araçlarının güvenlik politikalarına etkileri günümüzün önemli bir konusudur. 21’inci yüzyıl yeni güvenlik ortamı ve yaklaşımı; politik, sosyal, ekonomik, askerî, teknolojik ve çevresel değişimler ile yeniden şekillenmektedir. Afrika ülkelerinde yaşanan ve birbirini etkileyen sosyal ve siyasi krizler ile iç çatışmalar devlet yapılarını tahrip etmekte ve ciddi zarar vermektedir. Günümüzde Afrika ülkelerinin gelişen ekonomileri, insan ve stratejik kaynakları, jeopolitik ve jeostratejik konumları bu ülkelerin önemini artırmıştır. Bölgesel ve küresel aktörlerin yatırım için ilgilerini çekmeye başlamıştır. Uluslararası iş birliğinin küresel ve bölgesel ölçekte artırılması, ortaklığa, diyaloğa ve yumuşak güce dayalı güvenlik anlayışının benimsenmesi ile mümkündür. Yeni güvenlik anlayışları çerçevesinde Afrika’da güncel güvenlik sorunlarının tespiti ve analiz edilmesi zorunlu hâle gelmiştir. Bu kapsamda; Birleşmiş Milletler, AGİT, NATO, Avrupa Birliği, Afrika Birliği, Avrupa Konseyi ve BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika) ile diğer bölgesel ve küresel aktörlerin Afrika’ya yönelik güvenlik politikaları, stratejileri, yaklaşımları ve yönelimleri köklü bir değişime uğramıştır. Afrika’da sürdürülebilir güvenliğin, barış ve istikrarın tesisi konusunda bölgesel ve küresel aktörlerin rolü analiz edilmelidir. Bu kapsamda uygulanabilir stratejilerin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması konularında ayrıntılı araştırmalar yapılmalıdır. viiiAfrika’daki silahlı çatışmalarda uygulanacak analiz ve çözüm önerileri özellikle kıta güvenliğinde önem taşımaktadır. BM, NATO, AGİT, Avrupa Konseyi, AB ve BRICS’in Afrika’ya yönelik diyalog ve iş birliği süreçleri, Afrika Birliği’ni de içerecek şekilde daha geliştirilmeli, yaygınlaştırılmalı ve desteklenmelidir. Afrika’da bulunan uluslararası kuruluşlar, yeni güvenlik yaklaşımlarına uygun olarak yeniden yapılandırılmaları konularında cesaretlendirilmeli ve teşvik edilmelidir. Birleşmiş Milletler Barış Güçlerinin Afrika’daki operasyonel faaliyetleri uluslararası hukuk ve insancıl hukuk çerçevesinde yeniden değerlendirilmeli ve incelenmelidir. Özellikle son dönemde ABD, Rusya, Çin, Fransa ve İran’ın güvenlik politikaları ve stratejilerinde deniz alanları önem kazanmıştır. Bu kapsamda Afrika’da “deniz güvenliği” konuları öncelik kazanmıştır. Fransa’nın kıtadaki güç kaybı ve bunun yerine Rus özel şirketlerinin yerleşimi dikkat çekicidir. Afrika, stratejik deniz yollarındaki konumu ile bu küresel aktörlerin ilgi odağı olmuştur. Afrika’da; • Nüfus artışı, • İklim değişikliği, • Çevre kirliliği, • Hızlı ve plansız şehirleşmenin yol açtığı sorunlar insanlık tarihindeki en hızlı düzeyindedir. Afrika’da etnik ve dinî yapıların bölgesel ve küresel güvenliğe etkileri, dil çeşitliliğinin, güvenliğin sosyal ve kültürel boyutundaki yansımaları yeniden değerlendirilmeli ve analiz edilmelidir. Silahlı çatışmalardan dolayı yaşanan iç ve dış göçler, nüfus hareketleri, bu hareketlerin politik ve ekonomik yansımaları ayrıntılı incelenmelidir. Kıtada kültür ve tabiat varlıklarının korunması önem taşımaktadır. İnsan hakları hukuku, uluslararası insancıl hukuk ve mülteci hukuku uygulamalarına ilişkin konularının bölgesel ve küresel güvenliğe etkileri çok iyi değerlendirilmelidir. Türkiye, bu önem ve önceliklerden dolayı 2005 yılını Afrika Yılı ve bu kapsamda Afrika’ya açılım yılı ilan etmiştir. Bu açılım politikası ile kültürel, sosyal, ekonomik ve askerî ilişkilerin geliştirilmesi benimsenmiştir. Bu çerçevede, özellikle Sahra Altı Afrika ülkeleriyle ilişkilerimizde pek çok alanda önemli mesafe kat edilmiştir. Türkiye 2005 yılında Afrika Birliği'ne gözlemci üye olmuş ve 2008 yılında ülkemiz Afrika Birliği tarafından stratejik ortak olarak ilan edilmiştir. Bu şekilde ivme kazanan çok boyutlu Afrika’ya açılım politikamız süreci kapsamında bölge ülkeleriyle başta siyasi ilişkiler olmak üzere ticaret, yatırımlar, kültürel projeler, güvenlik ve askerî iş birliği ve kalkınma projeleri gibi birçok alanda hızlı ilerleme sağlanmıştır. Türkiye’nin Afrika’ya Açılım Politikası yerini 2013 yılı itibarıyla Afrika Ortaklık Politikasına bırakmıştır. Afrika ülkelerinde Türkiye’nin büyükelçilik düzeyinde temsil edilen ülke sayısı 2005 yılında 12 iken 2022’de bu sayı 44’e yükselmiştir. Afrika ülkelerinin Türkiye’deki temsilcilik sayısı 2008’de 10 iken bu sayı 2015’te 32’ye ve 2022’de 38’e yükselmiştir. Bu artışlar, Afrika’ya verilen önemin ve geliştirilen iş birliğinin önemli göstergesidir. ixDış ticaret hacmi açısında durum değerlendirildiğinde; 2005’te Afrika’ya ihracat 3,63 milyar ABD doları iken bu tutar 2014 sonunda 13,74 milyar ABD dolarına ve 2021’de 34,5 milyar ABD dolarına ulaşmıştır. Kıtadan ithalat yine aynı yıllar esas alındığında 3,21 milyar ABD dolarından 5,93 milyar ABD dolarına ulaşmıştır. Türkiye’nin Afrika’ya yönelik yardım politikalarının önceliğini insanı ve kalkınma yardımları almaktadır. 2013 ve 2014 yıllarında Türkiye, kıtaya en çok yardım yapan 3’üncü ülke konumundadır. Kıtada insani yardımların amacına ulaşabilmesi için çok ayrıntılı bir stratejik planının yapılması ve yardımların bu plan dâhilinde yürütülmesi önem taşımaktadır. 21’inci yüzyılda Afrika ülkelerinin dünya politikasında zamanla önemli birer aktör olabileceği değerlendirilmektedir. Bu kapsamda çok yönlü ilişkilerin artarak sürdürülebilmesi için izlenen veya izlenecek politikaların çok tutarlı ve uygulanabilir olmasına özen gösterilmelidir. Türkiye ile Afrika ülkeleri arasında ilişkileri geliştirilebilmesi için kıtanın ülkeler bazında doğru ve güvenilir bilgilerine ihtiyaç bulunmaktadır. Güvenilir ve doğru bilgilere erişmek önem taşımaktadır. Elde edilecek doğru, güncel ve gerçek verilerle sağlıklı politikalar üretebilmek ve geliştirebilmek mümkün olabilecektir. Bu amaçla üniversitelerimizde Afrika araştırma ve uygulama merkezleri ile enstitülerinin kurulması ilke olarak benimsenmelidir. Afrika’da yardım faaliyetleri yürüten kuruluşların faaliyet alanları ile ilgili olarak eş güdüm sağlanmalı ve aynı tür hizmet verenlerin birleşerek çalışmaları teşvik edilmelidir. Günümüzde ekonomik ilişkileri geliştirmek çok önemlidir. Bu amaçla ülkelerle ayrı ayrı serbest ticaret antlaşmaları yapılmalı ve mümkün olduğunda Serbest Ticaret Bölgeleri kurulması konusunda istikrarlı girişimler yürütülmelidir. Kuzey Afrika ve Sahra Altı Afrika proje bazında ayrı kategorilerde konumlandırılmalı, irdelenmeli ve değerlendirilmelidir. Ayrı ayrı projeler geliştirilmeli, yatırımlar öncelikli olarak eğitim, sağlık ve sosyal alanlara yönlendirilmelidir. BM ve UNESCO ile iş birliği yapılarak kıta için nitelikli kalkınma planları ile kültürel ve doğal mirasın korunması planları yaşama geçirilmelidir. Bu planların uygulanabilir ve amacına uygun olarak düzenlenmesi hedeflenmelidir. Türkiye’nin kıtada etkinliğinin artırılması güçlü bir kamu diplomasisi ile yürütülebilecektir. Bu diplomasının aktörleri çok iyi ve sağlıklı yönlendirilmelidirler. Afrika’nın doğusundaki denizin önemi artarken önümüzdeki dönemde kıtanın batısına olan uluslararası ilginin de çok daha fazla artması beklenmektedir. Deniz haydutluğunun ve silahlı soygun faaliyetlerinin önlenmesi için uluslararası kuruluşların iş birliği önem kazanmaktadır. Afrika’nın batısındaki deniz güvenliğine yönelik risklerin arttığı görülmektedir. Afrika’nın doğusunda ve batısında uluslararası toplum, deniz güvenliğinin artırılması için bölge ülkelerinin yeteneklerini geliştirmelidir. Her iki bölgede deniz ulaştırmasını ve doğal kaynakları ekonomileri için hayati gören ülkelerin deniz kuvvetleri unsurlarının operasyonel faaliyetleri gelecek dönemde öne çıkabilecektir. xOrta ve uzun vadede gerilim potansiyelinin en yüksek olduğu bu bölgelerde tüm tarafların iş birliğine gitmeleri gerekmektedir. Kıtada; • Sosyal ve siyasal karışıklıklar, • İç savaşların neden olduğu yasa dışı göçler, • Fakir ve zayıf devlet yapılarının yol açtığı deniz haydutluğu, • Silahlı soygun faaliyetleri, • Devlet dışı aktörlerin kaçakçılık, insan ticareti, terörizm ve yasa dışı eylemleri deniz ulaştırması güvenliğini öncelikli hâle getirmekte ve kapsamda ilave önlem alınması konusundaki hassasiyetleri artırmaktadır. Bu tür asimetrik tehditlere yönelik olarak “deniz güvenliğinin” geliştirilmesi için uluslararası kuruluşların; • Deniz güvenliğine yönelik yeni ve uygulanabilir stratejileri belirlemeleri, • Bu stratejileri çok etkin ve verimli uygulamaları gerekmektedir. Günümüzde Afrika Kıtası, gerek jeopolitik konumu gerek mevcut kaynakları nedeni ile küresel güç olma arzusu taşıyan devletlerin vazgeçilmez bir stratejik alanı olma özelliğini sürdürmektedir. Konum itibarıyla Doğu ile Batı arasında merkezî bir noktaya sahip olmasının getirmiş olduğu avantajlar ve dezavantajları bünyesinde barındıran bu kıta büyük güçler için gelecekte küresel siyasette önemli bir yere sahip olmaya devam edecektir. Bu düşünceden hareketle Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100’üncü yılının kutlanacağı 2023 yılında Afrika Jeopolitiği isimli kitabımız, çok amaçlı olarak yukarıda belirtilen konulara açıklık getirmek, bilim alanına derinlik ve zenginlik kazandırmak düşüncesinden hareketle hazırlamıştır. Özgün ve orijinal nitelikte kitap bölümü yazarak katkı veren çok değerli meslektaşlarımıza içten teşekkür ederiz. Kitabımızın yayına hazırlanmasında son derece dikkatli, özenli ve özverili çalışmalarda bulunan Samet Tekin’e, Bahar Yanbolulu’ya, Sezai Özden’e, Mehtap Asiltürk’e ve Emre Gürbüz’e teşekkür ederiz. Eserlerimizin her zaman yayınlanmasına verdiği destek ve katkı nedeniyle Genel Yayın Koordinatörü Sayın Gülfem Dursun’a şükranlarımızı sunarız. Eserin bilim alanına yararlı olmasını dileriz