Hz. Peygamber’e (s.a.s.) “oku” (Alak, 96/1) hitabıyla inzâli başlayan Kur’an âyetleri hem Hz. Peygamber tarafından ezberlenmiş ve ashâba ezberletilmiş hem de vahiy kâtiplerine yazdırılmıştır. Böylece Kur’an bir yandan satırlarda/yazılarak, bir yandan da sadırlarda/ezberlenerek muhafaza altına alınmıştır. Diğer taraftan “Biz onu okuduğumuzda, onun okunuşuna tabi ol”(Kıyâme, 75/18) emriyle bizzat Cibrîl-i Emîn vasıtasıyla Allah (c.c.) tarafından Hz. Peygamber’e öğretilen Kur’an kıraati, Hz. Peygamber tarafından da sahâbeye tâlim ettirilmiştir. Kur’an kıraatine büyük önem veren Hz. Peygamber, okuyuşuyla temayüz eden sahâbîleri taltif ederek diğerlerinin onlardan Kur’an tilâvetini öğrenmelerini teşvik etmiştir. Zaman zaman sahâbe arasında ortaya çıkan okuyuş/kıraat ihtilafları kendisine intikal ettirildiğinde her birinin kendisine öğretildiği şekliyle okumasını emrederek okuyuş/kıraat farklılıklarının vahye müstenid olduğunu vurgulamıştır. İslam topraklarının genişlemesiyle birlikte Müslümanlar arasında ortaya çıkan lahn/hatalı okuyuşların bertaraf edilmesi için, daha önce Hz. Ebû Bekir (r.a.) döneminde cemedilen Kur’an, Hz. Osman (r.a.) tarafından, Hz. Peygamber’den sâdır olan kıraatleri yansıtacak şekilde istinsah edilerek -bu mushafların içerdiği kıraatleri öğretecek mahir sahâbîler eşliğinde- Merkezî İslam beldelerine gönderilmiştir. Söz konusu şehirlere giden sahâbîler oluşturdukları halkalarda uzun süre Kur’an kıraatini öğretmeye devam etmişlerdir. Tabiîn dönemiyle birlikte söz konusu beldelerde kıraatlerin kendilerine nispet edildiği ve kıraatte imam kabul edilen zevât yetişirken bir taraftan da kıraatler tedvin edilmeye başlanmıştır. Hicri dördüncü asrın başlarında İbn Mücâhid’in (ö. 324/936), İslam toplumunun okuyuşları üzerinde ittifak ettiği yedi kıraat imamının kıraatlerini bir araya getiren Kitâbü’s-Seb‘a’sını telifinin ardından kıraat ilminde yeni bir aşamaya geçilmiştir. Daha önce herhangi bir sayı ile sınırlanmaksızın eğitimine devam edilen kıraatler bu dönemden sonra söz konusu yedi imamın kıraatleri/okuyuşları üzerinden devam etmeye başlamış ve hicri beşinci asrın başlarından itibaren Dânî’nin (ö. 444/1053) et ve ardından Şâtıbî’nin (ö. 590/1194) Hirzü’l-Emânî’si ile birlikte eğitim öğretimde bir sistem dâhilinde yerini almıştır. Hicri beşinci asra kadar devam eden kıraatlerin infirâd/her bir rivayetin ayrı ayrı hatimle okunması usûlü bu asırdan itibaren indirâc/bir hatimde bütün kıraat vecihlerinin bir arada okunması usûlüyle devam etmiştir. Hicri dokuzuncu asrın başlarına kadar devam edem kıraat-i seb‘a eğitimi İbnü’l-Cezerî’nin (ö. 833/1429) en-Neşr’i telif etmesiyle birlikte yavaş yavaş kıraat-i aşere üzerinden devam etmeye başlamıştır. Gerek en-Neşr’in içerdiği kıraat, rivayet ve tariklerin fazlalığı gerekse indirâc usûlünün getirmiş olduğu zorluktan ötürü kıraat vecihlerinin birbirine karışmasının önlenmesi için tahrîrât çalışmalarına ihtiyaç hâsıl olmuştur. Bizzat İbnü’l-Cezerî tarafından Anadolu’da başlatılan en-Neşr ve Tayyibe tahrîrâtı, İbnü’l-Cezerî’den sonra da bu topraklarda teşekkül eden tarik ve meslek mensuplarınca devam ettirilmiştir. İbnü’l-Cezerî’nin Anadolu, Mısır ve diğer ülkelerde yetiştirdiği öğrenciler sonraki süreçte -Osmanlı Devleti’nin de teşvikiyle- kıraat eğitimi vermek için İstanbul’a gelmişlerdir. İstanbul’a gelen söz konusu âlimler vasıtasıyla İstanbul/Anadolu bir kıraat eğitim merkezi haline gelmiştir. Bu coğrafyada yetişen âlimlerin eğitim ve öğretimde takip ettikleri kitaplar ve benimsedikleri usûl ve yöntem farklılıklarından dolayı daha sonraları “İstanbul tariki” ve “Mısır tariki” diye isimlendirilen tarikler teşekkül etmiştir. Bir süre sonra söz konusu tarikler içerisinde yetişen ve ehli tercih diye ifade edilen muteber âlimlerce bazı kıraat vecihlerinin alınıp-alınmaması, takdim-tehiri gibi sebeplerden dolayı da İstanbul tarikinde “Îtilâf mesleği” ve “Sûfî mesleği”; Mısır tarikinde ise “Mutkin mesleği” ve “Şeyh Atâullah mesleği” ortaya çıkmıştır. Bu tarik ve mesleklere öncülük eden âlimlerden Ali elMansûrî (ö. 1134/1721) Tahrîru’t-Turuk, Yusuf Efendizâde (ö. 1167/1754)el-Îtilâf, Mustafa el-İzmîrî (ö. 1155/1742) de Bedâi‘u’l-Burhân adlı eserleriyle İbnü’l-Cezerî’nin başlatmış olduğu en-Neşr ve Tayyibe tahrîrâtını geliştirerek devam ettirmişlerdir. Bu âlimlerin kaleme aldığı kitaplar sözü edilen tarik ve mesleklerin zamanla temel kaynakları haline gelmiştir. Süreç içerisinde, zikri geçen mesleklerin bazıları müstakil olarak devam etme imkânı bulamamıştır. Hâlihazırda bu meslekler içerisinde müstakil olarak devam edenler İstanbul tarikinde “Sûfî mesleği” ile Mısır tarikinde “Şeyh Atâullah mesleği” olup diğer mesleklerin birtakım uygulamaları da bu meslekler tarafından devam ettirilmektedir. Söz konusu mesleklerden şu an varlığını sürdüren ve Mısır tarikinin uygulamaları kendisi vasıtasıyla devam eden Şeyh Atâullah mesleğinin temel kaynaklarından biri çalışmamızın konusunu oluşturan Ahmed er-Rüşdî’nin Mürşidü’t-Talebe adlı eseridir. Ahmed er-Rüşdî Mürşidü’t-Talebe’yi en-Neşrve Tayyibe tahrîrâtına yönelik kaleme alınan ve yukarıda zikri geçen Ali elMansûrî’nin Tahrîru’t-Turuk’unu, Yusuf Efendizâde’nin el-Îtilâf’ını ve Mustafa el-İzmîrî’nin Bedâi‘u’l-Burhân’ını esas alarak oluşturmuştur. Dolayısıyla pratikte varlığını sürdürmeyen meslekler ve bu mesleklere kaynaklık eden söz konusu kitaplar bir yönüyle Mürşidü’t-Talebe ile devam etme imkânı bulmuştur. Diğer taraftan Ahmed er-Rüşdî bugün ülkemizde devam eden Mısır tariki icâzet silsilesi içerisinde yer almaktadır. Dolayısıyla Ahmed er-Rüşdî Mürşidü’t-Talebe ile kıraatlerin nazari yönünü aktarırken, yetiştirmiş olduğu talebeler vasıtasıyla da kıraatlerin pratik olarak bugüne ulaşmasına vesile olmuştur. Kıraat ilminde önemli bir noktada bulunan Ahmed er-Rüşdî ve eseri Mürşidü’t-Talebe hakkında henüz müstakil bir çalışmanın yapılmamış olması bizi bu araştırmayı yapmaya sevk etmiştir. Haddizatında bu çalışma, “Ahmed er-Rüşdî ve Mürşidü’t-Talebe Adlı Eserinin Kıraat İlmi Açısından Tahlili” isimli doktora tezimizin gözden geçirilip birtakım değişikliklerle kitaba dönüştürülmüş halidir. Çalışmamız giriş ve beş bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında, çalışmanın konusu, amacı, önemi, yöntemi ve kaynaklarına değinilmiştir. Birinci bölümde, Ahmed erRüşdî’nin hayatı, eğitim safahatı, hocaları, talebeleri, vazifeleri ve eserleri ele alınmıştır. İkinci bölümde, Mürşidü’t-Talebe’nin müellife aidiyeti, telif sebebi, nüshaları, muhtevası, kaynakları ve eser üzerine yapılan çalışmalar hakkında bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde, en-Neşr merkezli çalışmalar, kıraat ilminde tahrîrât ve en-Neşr tahrîrâtı, Mürşidü’t-Talebe’nin en-Neşr ve Tayyibetü’n-Neşr tahrîrâtındaki yeri ve Mürşidü’t-Talebe’nin İbnü’l-Cezerî sonrası Osmanlı’da oluşan kıraat tarik ve mesleklerindeki yeri tespit edilmeye çalışılmıştır. Dördüncü bölümde, Mürşidü’t-Talebe’nin dili ve üslubu, eserde kullanılan rumuzlar, eserin iki versiyonunun karşılaştırılması, Mürşidü’tTalebe’nin Tahrîru’t-Turuk ile karşılaştırılması, eserin yöntemi ve ele aldığı konular gibi başlıklar çerçevesinde tahlil edilmeye gayret edilmiştir. Beşinci bölümde, Ahmed Er-Rüşdî ve Mürşidü’t-Talebe’ye atıf yapan eserler ile Mürşidü’t-Talebe’nin günümüze yansıması hususlarına değinilmiştir. Sonuç kısmında ise çalışmadan elde edilen verilerden hareketle bir değerlendirmeye gidilmiştir. Çalışmanın teşekkülünde şüphesiz ki birçok kişinin katkısı olmuştur. Bu minvalde, fikir ve tecrübelerinden istifade ettiğim danışman hocam Prof. Dr. Yaşar KURT’a; tez izleme ve savunma komitelerinde yer alıp görüş ve değerlendirmeleriyle katkı sunan Prof. Dr. Osman ŞAHİN, Prof. Dr. Ali Rıza AYDIN, Prof. Dr. Remzi KAYA ve Doç. Dr. Ali ÇİFTCİ’ye; çalışmanın nasıl bir usûl ve yöntemle ele alınması gerektiği hususuna dair fikirlerini bizimle paylaşan Prof. Dr. Mehmet DAĞ’a; eserin yazma nüshalarına ulaşmamda yardımcı olan Eğitim Görevlisi Osman DAŞKIN, Mahmut Sami GÜLCÜ ve Dr. Abdullah AKYÜZ’e; çalışmayı okuyarak gerekli düzeltme ve tavsiyelerde bulunan Eğitim Görevlisi İshak KARALİ, Eğitim Görevlisi Hikmet KARACA, Eğitim Görevlisi Dr. İdris ERTÜRK, Öğretim Görevlisi Resul AKCAN, Öğretim Görevlisi Mustafa HATİPOĞLU ve Furkan BİRDAL’a; ayrıca eserlerinden istifade ettiğim ve katkısı olan herkese teşekkür ediyorum. Nihayet, fânî dünyada bâkî eserler bırakarak ahirete irtihal eden ecdadımızı rahmet, minnet ve hürmetle yâd ediyorum. Allah (c.c.) kendi kitabından başka hiçbir kitabı hatadan sâlim kılmamıştır. Gayret bizden tevfik Yüce Allah’tandır.