Göç şüphesiz dünya tarihinde en önemli olgulardan biridir. Geçmişten günümüze dünyada yaşanan krizlerin ya sebeplerinden biri ya da sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Dünya tarihi; savaş, kıtlık ve felaketlerin sebep olduğu göç dışında sanayi devrimi ile birlikte yeni bir göç tipi olarak işçi göçü ile karşılaşmıştır. İkinci dünya savaşı sonrası Avrupa sanayi üretiminde ihtiyaç duyulan iş gücünü çevre ülkelerden geçici olarak karşılama yoluna gitmiştir. Ellili yılların sonlarından itibaren Yunanistan, Yugoslavya, İtalya, İspanya ile imzalanan işçi gücü anlaşmalarını Müslüman ülkeler Türkiye ve Fas takip etmiştir. 30 Ekim 1961’de Almanya ile yapılan işçi gücü anlaşması ile Avrupa yönüne başlayan Türk işçi göçü, Avusturya, Belçika, Hollanda, Fransa ve İsveç ile yapılan anlaşmalarla devam etmiştir. Misafir işçi olarak Avrupa’ya giden Türkler, aile bileşimi ile eş ve çocuklarını yanlarına alarak Avrupa’nın en kalabalık yabancı işçi nüfusunu oluşturmuştur. İşçilerin geçicilik statüleri nedeni ile misafir işçi olarak isimlendirildiği göç tipi karar vericilerin tahmin etmediği sosyal süreçlerle sonuçlanmıştır. İşçilerin geçici statüsünün ortadan kalkarak kalıcılığa dönüşmesi ve aile bileşimi ile eş ve çocuklarını yanlarına almaları, anlaşma tarafı devletlerin entegrasyon, eğitim, barınma ve sosyal haklar alanında yeni sorunlarla karşılaşmalarına sebep olmuştur. Diğer taraftan işçiler kendilerinden çok farklı kültür ve inanca sahip toplum içinde dini ve kültürel kimlikleri ile yabancı olarak var olma mücadelesi ile karşı karşıya gelmişlerdir. Türk toplumunun Almanya’da var olduğu süreç boyunca, kendi içinde ve ana toplumla olan ilişkilerinde, nesiller arasında farklılaşmalar yaşanmıştır. Yabancılıktan yerlilik, misafir işçilikten vatandaşlık yönüne doğru değişim rutin içinde yaşanırken kültür ve kimlik inşasında farklılaşmalar gerçekleşmiştir. Türk toplumunun zamandaki bu yolculuğunda din temel referans noktalarından biri olmuştur. Bu çalışma Türk toplumunun Almanya bağlamında ana toplum ve birbirleri ile ilişkilerini, değişim süreçlerini ve bu süreçlerde dinin etkisini göçün kahramanları ve çocuklarının hikâye ve anlatıları üzerinden anlamak amacı taşımaktadır. Bu çalışma zatım ve kardeşlerimin eğitimi ve iyi bir insan olmamız için yaz kış demeden her türlü sıkıntı ve fedakârlığa katlanan hayatımın her anında dua ve destekleri ile yanımda olan anne ve babama minnettarlığımın küçük bir ifadesidir. Araştırmamızın hazırlık aşamasından araştırma ve yazma aşamasına kadar yanımda olan ve desteklerini esirgemeyen özellikle danışmanım Prof. Dr. İhsan Toker’e destekleri, sabrı ve tahammülü için öncelikle teşekkürü borç bilirim. Çalışmam esnasında yaşadığım her sıkıntıyı benimle paylaşan ve her daim desteğini hissettiğim eşime minnettarlığımı kelimelerle ifade etmekten acizim. Ayrıca araştırmam esnasında fikir ve yönlendirmeleri ile motive eden değerli arkadaşım Prof. Dr. Müfit Selim Saruhan’a teknik yardımları ve desteği için kardeşim Erdal Baran’a,araştırmanın kitap olarak yayımlanma aşamasında okuyarak düzenlemesine katkı sunan değerli arkadaşım Şair Hüseyin Çolak’a ve bu araştırmadan önce alanda çalışıp eser veren ve atıf yaptığım değerli ilim adamlarına, arkadaşlarıma, evlerini ve bürolarını ve kıymetli zamanlarını ayırarak mülakat gerçekleştirdiğim katılımcılarıma teşekkür ederim. Irmak BARAN Ankara-2023