Son aylarda kimlik tartışmaları değişik çevrelerde farklı boyutlarda ele alındı. Kimine göre “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı”-nın üst kimlik olabileceği görüşü ortaya atıldı. Kimilerine göre de üst kimlik için bu kavramın yeterli olamayacağı ve ülkemizde Türk milletinin mensup olduğu hâkim kimliklerin yok sayılamayacağının gözden uzak tutulmaması gerektiği öne sürüldü. Tartışmalar yazılı ve görsel basında değişik platformlarda sürdü gitti. Hâlâ da tartışmaya açık bir konu olarak gündemdeki yerini korumaktadır. Biz bu tartışmanın siyasî boyutundan kendimizi uzak görüyoruz. Ancak, bu tartışmada gözden uzak tutulan bir hususun, hiç şüphesiz ki, üzerinde yaşadığımız toprakların tarihi ile bu tarihî süreçte bu toprakların vatan hâline getirilişinde yaşanmış olaylar olduğuna dikkat çekmek istiyoruz. XI. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yaşanmış olan bu olayların Anadolu’nun iki üç yüzyıl içinde doğusundan batısına Türkler’ in yayıldıkları ve yerleştikleri bir vatan parçası haline gelmesine yol açmış oldukları bilinmektedir. Bu topraklara vurulan damga; Müslüman Türkler ’in siyasî hâkimiyetlerinden ibaret kalmamış, bunun yanında, sosyal, kültürel ve sanat alanlarında da mensup olunan İslâm medeniyetinin çok önemli bir unsuru olarak kendine has mühürlerini de basmış oldukları görülmektedir. İşte bu mührün Türkiye(Anadolu) Selçukluları, Anadolu Beylikleri ve Osmanlı Devleti ile Türkiye Cumhuriyetini de içine alan temellerindeki hâkim unsurun Türk milleti olduğu görülmeden, bu vatan üzerinde yaşayanların kimlikleri ile ilgili tartışmaların havada kalacağından şüphe yoktur. O bakımdan öncelikle Anadolu’nun nasıl Türk yurdu olduğu konusu iyice anlaşılmalıdır. Bunun için bizim bu kitaba “Türk Anadolu” adını vermiş olmamız yadırganmamalıdır. Her şeyden önce, Anadolu’yu kendilerine vatan yapmış olan Türk milletinin, tarihte, dünya coğrafyasında çeşitli devletler kurarak, o coğrafyanın kültür ve medeniyetine ortak oldukları bilinmektedir. Ancak, Anadolu’da kurdukları beylikler ve devletler, ortak oldukları diğer unsurlarla birlikte asırlar boyunca Türk milletinin kültürünün zenginleşip gelişmesini sağlamışlardır. Böylece Türk milletine vatan olan Anadolu, Türk Anadolu olarak bugüne gelmiş, inşallah kıyamete kadar da devam edecektir. Fakat bunun devam edebilmesi için gençlerin ve gelecek kuşakların Anadolu’nun Türk yurdu oluşu ile ilgili tarihî bilgilerini daima taze tutmaları gerekir. Yeni yeni yapılacak araştırma ve çalışmalarla; bizden önce ve bizimle birlikte yapılmış olan diğer yayınlar daha da zenginleşme imkânı bulacaklardır. Öğrenciliğim sırasında merak duyduğum bu konu ile ilgili tarihî malzemeyi, özellikle Prof. Dr. M. Fuad Köprülü ile Selçuklu Tarihinin birçok karanlık konusuna ışık tutan Prof. Dr. Osman Turan’ın eserlerinde buldum. Daha sonra, Prof. Dr. Mehmet Altay Köymen, Prof. Dr. Faruk Sümer ve Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu gibi tarihçilerle diğerlerinin eserleri de bize yol göstermişlerdir. Ancak bu değerli ilim adamlarından başka, doğrudan Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşması üzerine eğilenler olduğunu da memnuniyet verici bir gelişme olarak kaydetmek gerekir. Bizim de Fetihlerle Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşması adlı mütevazi çalışmamızın ilk baskısı 1973 yılında yayınlandı. Daha sonra beş baskı yapan bu eserin hâlâ aranan ve okunan bir konuyu ihtiva ettiği düşünülebilir. Ancak, adı geçen eserden sonra da bu konuda çalışmalarımı ve araştırmalarımı sürdürdüm. Zaman zaman Anadolu’nun Türk yurdu oluşu ile ilgili, öncekinde yer vermediğim veya sâdece işaret ettiğim kaynakları ve araştırmaları ele alarak yeni çalışmalar ortaya koymayı denedim. XIV. yüzyılın kuzey Afrikalı Müslüman gezgini İbn Battuta’nın Seyahatnâme’sinin Anadolu’yu anlattığı bölümünü ele aldığım müstakil bir çalışmam Kültür Bakanlığınca mansiyon ödülüne lâyık görüldü. Bu arada bazı sempozyum ve kongrelerde çeşitli bildiriler tarafımdan sunularak Anadolu’nun XIII. ve XIV. yüzyıl toplum hayatına dair konular ele alındı. Bazı makalelerde de Anadolu’nun sosyo-kültürel oluşumunun tarihî süreci üzerinde duruldu. Otuz yıl boyunca devam ettirdiğim çalışmalarımın yayınlananları veya yayınlanmayanlarının bir araya getirilerek, derli toplu bir kitap içinde toplanması hususunda bizi teşvik eden dostlarımızın da arzuları sonucu elinizdeki bu kitap ortaya çıkmış oldu. Bu kitapta yer alan bölümlerinin çoğunluğu yayınlanmakla birlikte, farklı farklı yerlerde ve makaleler hâlinde dağınık olarak kalmalarına gönlümüz râzı olmadı. Kitap, Başlangıç ve Sonsöz’den ayrı yedi bölüm oldu. Her bölümün sonunda da bir değerlendirme yer aldı. Değerlendirmeleri öz olarak bölümlerin sonunda yaptığımız için ayrıca bir sonuç yazmak istemedik. Sonuç yerine Sonsöz’de Türk dilinin önemini vurguladığım bir yazımın yer almasını tercih ettik. Bu eserin baskıya hazırlanması için tashihinde ve bibliyografyası ile indeksinde yardımcı olan genç meslektaşlarım Arş. Gör. Arzu Taşcan ile Arş. Gör. Süleyman Özkaya’ya teşekkür etmek benim için bir görevdir. Ayrıca, eserin yayınlanmasına karar veren ve bu hususta emeği geçen Ötüken Yayınevi’nin bütün elemanlarına da şükranlarımı sunmam gerekir. Okuyanlara yararlı olmasını temenni ederken, gelecek kuşakların bu eserde anlatılanlardan yararlanarak yeni araştırma ve eserler ortaya koymalarını ümit ettiğimi belirtmek isterim.