Antalya kenti, falezleri, dağları, denizi, zengin tarım alanları ve endemik bitkileri içeren ekolojisi ile, çok sayıdaki sit alanıyla, tarihsel, kültürel çok sayıdaki özgün değerleriyle diğer kentler sıralamasında en önlerde yer almaktadır. Ancak ne yazık ki, turizm ve tarımla bütünleşen ekonomik, yönetsel ve küresel gelişimiyle Antalya kenti özgün değerlerinin farkında olmayanlarla yönetildiği için kente özgü olması gereken bir değişim ve dönüşüm yaşayamamaktadır. Doktora çalışması ile alana inmiş olan Dr. Ahmet Yazar’ın temel amacı, Antalya’da deniz kıyısında yer alan arazilerin kullanımının, turizmi teşvik ve bütünleşik kıyı alanları yönetimi bağlamında değerlendirilerek Antalya’da kentsel büyüme ve dönüşüm sürecinde toprak kullanımındaki değişimlerin; bütünleşik kıyı alanları yönetimi ilkeleriyle, ekolojik özgün nitelikleri ve yönetimlerle ilişkisinin ortaya konulmasıdır. Ekolojik değerlerin yok sayılmasıyla gerçekleşen olumsuz gelişmenin farkına vararak irdelemek, anlamak ve bu gidişatın ne gibi kayıplara yol açtığını ortaya koymak üzere yaptığı doktora tez çalışmasını kitaplaştırma kararı alarakgüzide kent Antalya’nın geleceği için önemli bir işlevi yerine getirdiğini düşünüyorum. Defalarca giderek, hatta kalarak Kemerağzı-Kundu alanında araştırması sırasında karşılaştığı bürokratik, yönetsel, keyfî, bilim ve hukuk dışı engellemelerle sürdürdüğüzorlu mücadelesini bizzat gözlemledim ve bu çalışmasından vazgeçmediği için de bir akademisyen olarak beni mutlu ettiğini belirtmek isterim. Saptamalarının başında ekolojik bakıştan yoksun yönetimlerin kenti rant uğruna nasıl işgal ettiklerini ortaya koyması gelmektedir. Mülksüzleştirme, mülkiyet devri gibi süreçler ve ilişkiler irdelenerek saptamalar yapılmış ve bulgular elde edilmiştir. Devlet ve sermaye arasında ortaklaşa kullanılan; planlama, turizmi teşvik, tahsis, özelleştirme, mega projeler vb. araçlarla kentin kıyıları başta olmak üzere, kentin ekolojik değerlerinin sermaye birikimi sürecine hizmet eder biçimde dönüştürüldüğü ortaya konmaktadır.Farklı meslek ve sahiplikleri olan kişilerle yüz yüze yaptığı derinlemesine görüşmelerle ortaya çıkarılan, ortak toprakların, kıyıların, kentsel toprakların özelleştirilmesi, küçük köylünün işlediği toprağa el konulmasını, toplumsal olanın mekândan yalıtılmasıolarak belirlemesi ve güncel sermaye birikimi programının unsurları olarak ele alması da kamu yararını gözeten bir bakış açışı olarak öne çıktığı için de bir akademisyenin yüklenmesi gerektiğini düşündüğüm toplumsallık özelliği de gurur vericidir. Antalya kenti planlamasının tarihsel gelişimini dikkate alarak alanların dönüşümünü 1950’lerden günümüze getirerek parseller bazında irdeleyerek, sit alanlarının yıkımını da getiren, turizm teşvikleri, uzun yıllara yayılan tahsisler, büyük projelerle kent içi yeşil dokunun azalmasını ve ormanlık arazilerin kıyı jeolojik yapısı ile birlikte eş zamanlı olarak tahrip edilmesini, doğal, tarımsal alanlarının azalma süreçlerinin, planlar, fotoğraflar, farklı kurumsal raporlar ve verilerle ortaya konması çalışmanın bilimsel değerinin göstergeleridir. Anayasa kararlarına uyulmayarak yapılan tahsislerin sürdürüldüğünün saptanması da Antalya’nın kentsel yıkımının gelecekte de süreceği anlamını taşımaktadır ve bir uyarı niteliğindedir. Gerçek bir yönetişim değil “tutulu yönetişim” olduğunu belirttiği özgün bakış açısı ile, tarafları belli, topluma doğrudan inisiyatif vermeyen, kendilerinin işini kolaylaştıran veya engel çıkarmayan görüşlere olumlu yaklaşan, köşeleri tutulmuş, kendisi de müzakereyle katılımla evrimleşme niyetinde olmayan tutulu bir yönetişim anlayışının hâkim olduğu Antalya da dönüşümün sermayeden yana işleyen olumsuz yönlerinin ortaya konması gelecek için uyarıcı olması açısından önem taşımaktadır. Mekânsal dönüşümün bir aracı olarak mülkiyet aktarımı kamudan özele aktarım yoluyla sermayenin birikimini pekiştirmekte, kimi zaman bu dönüşüm 2B arazilerine ilişkin yerlerde mülksüzleştirme şeklinde olurken özellikle kıyılarda mülkiyet kullanım aktarımı biçimini almakta, toplumun genel menfaatine ilişkin olarak kamu yararı göz ardı edilmekte ve kıyı alanlarının kamusal niteliği sermaye yanlı biçimde dönüşmektedir. Bununla bağlantılı olarak hukuka aykırılıklar da yaşanmaktadır. Bu süreci pekiştiren araçlardan biri olan kayırmacılık yöntemleri rant arama ile bir araya geldiğinde, hem sermayenin birikim sürecine katkı sağlamakta hem de sosyoekonomik sorunlara neden olabilmektedir… Araştırma alanından elde edilen veriler ve bulgular doğrultusunda Kemerağzı-Kundu Bölgesi arazi örtüsü ve toprak kullanımı bakımından 70’li yıllardan bu yana önemli ölçüde köklü bir değişimin içerisindedir…Doğal arazi yapısı, bitki örtüsü, sulak alanlar yapay bölgelere dönüşmektedir, şeklindeki saptamalarından bazı örnekler takdir gerektirir.Bizi “Antalya’da Kıyı Alanlarının Dönüşümü” başlıklı kitabıyla buluşturduğu için Dr. Ahmet Yazar’ı kutluyor, akademik yaşamında büyük başarılara imza atacağına güveniyor, teşekkür ediyorum. Prof. Dr. Gülser Öztunalı KayırEkim, 2023