Belâgat ilmi, ilk dönemlerde revaç bulan, toplumun edebî ve sanatsal ihtiyacını karşılayan bir ilim iken hicri yedinci yüzyılın sonlarından itibaren işlevini büyük oranda kaybeden ve nihayet çağdaş döneme gelindiğinde gözden düşüp önemini yitirmeye başlayan bir ilim haline gelmiştir. Batı ile temasın sonucunda on dokuzuncu yüzyıldan itibaren başta Mısır olmak üzere Arap âleminde, Arapların “nahda” dedikleri ilmî ve fikrî bir uyanış ve kalkınma hareketi başlamıştır. Bu dönemde Batı’da eğitim gören bilim adamları, vatanlarına döndüklerinde Batı’da karşılaştıkları ilmi gelişmeleri kendi ülkelerinde de hayata geçirmeye çalışmışlar ve bu çerçevede hemen hemen her alanda ihyâ ve ıslah hareketlerine girişmişlerdir. Bu bağlamda, Batı’da gelişen modern dil bilimleri ile tanışan Arap dilcilerinin klasik Arapçaya ilgileri artmış, başta sözlükbilim ve gramer olmak üzere birçok alanda yenilik girişimleri ortaya çıkmıştır. Tabi belâgat ilmi de bu süreçten nasibini almış ve belâgatin yenilenmesi düşüncesi ortaya atılıp konu ile ilgili tartışmalar başlamıştır. Bu dönemde belâgatin yenilenmesine yönelik son derece önemli görüşler ortaya koyan edebiyatçılardan biri de Emin el-Hûlî’dir. Yenilikçi görüşleriyle bilinen Emin el-Hûlî (1895-1966), klasik belagatin yaşayan canlı dilden ve sosyal hayattan kopan, kendi içinde aynı tartışmalar etrafında dönen ve yüzyıllarca aynı örnekleri tekrarlayıp duran bir ilim haline geldiğini savunarak “Söz Sanatı” diye isimlendirdiği yeni belâgate dair, kendi içinde bütünlük arz eden tutarlı bir yaklaşım ortaya koymuştur. Belâgatin, sözü en iyi ve en güzel şekilde söyleyip yazmayı öğreten, iyi sözü çirkin sözden ayıran ve malzemesi dil olan bir sanat olarak değerlendirilmesi esasına dayanan bu yaklaşım, yeni belâgati yepyeni bir çehre ile sunmayı hedefleyen son derece cesur bir yaklaşımdır. Bu yaklaşım, isimlendirmeden tutun da muhteva, tasnif ve gayeye kadar birçok açıdan köklü değişiklikler öngörmektedir. Dolayısıyla biz de çalışmamızda, elHûlî’nin yeni belâgat projesini detaylı bir şekilde ele alıp söz konusu projenin uygulanabilir olup olmadığını değerlendirdik. Bu çerçevede akademik hayatım boyunca bana olan desteklerini esirgemeyen Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Arap Dili ve Belagatı Anabilim Dalındaki değerli hocalarım Prof. Dr. Yusuf Doğan, Prof. Dr. Ali Yılmaz ve Prof. Dr. Mehmet Ali Şimşek’e teşekkür etmeyi borç bilirim. Ayrıca çalışmamı okuyarak tashih ve tavsiyeleriyle katkıda bulunan Dr. Kenan Bozkurt, Dr. Fuat İstemi, Öğr. Gör. İsa Hızıroğlu ve Arş. Gör. Muhammed Sadık Subaşı’ya da teşekkür borçluyum. Son olarak araştırma süresince kendilerini ihmal etmek zorunda kaldığım annem, eşim ve çocuklarıma da teşekkür ederim.