Günümüzde Arapçanın beş ana lehçesi olan Şam lehçesi, Kahire lehçesi, Körfez lehçesi, Irak lehçesi ve Mağrip lehçesisinin ağızları öne çıkmaktadır. Suriye, Ürdün, Lübnan ve Filistin’de konuşulan lehçeler Şam lehçesinin kapsamı içerisinde değerlendirilmektedir. Yaklaşık 450 milyon insanın Arapça konuştuğu Basra Körfezi’nden Atlas Okyanusu’na kadar uzanan iki kıtaya yayılmış geniş coğrafyanın tam ortasında yer alan Mısır, 100 milyonu aşan nüfusu, sineması, tiyatrosu, müziği ve edebiyatıyla öteden beri konuşma dili bağlamında başkent Kahire’de konuşulmakta olan Kahire lehçesine ev sahipliği yapmaktadır. Suudi Arabistan başta olmak üzere Basra Körfezi’ne kıyısı bulunan Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Kuveyt ve Umman’da konuşulan lehçe Körfez lehçesi olarak bilinmektedir. Mağrip lehçesi ise Kuzey Afrika, Libya, Tunus, Cezayir ve Fas’ta konuşulan lehçedir. Burada sayılmayan Yemen, Moritanya, Sudan, Cibuti, Somali ve Komoro Adaları’nda da Arapça günlük konuşma dili olarak kullanılmaktadır. Aynı şekilde Arapçanın Arap ülkelerinin sınırlarını aşarak komşuları olan İran, Türkiye, Eritre, Çad, Etiyopya ve Güney Sudan’da da konuşulduğu, Arapçanın Kıbrıs ve Malta’nın yanı sıra Orta Asya’ya kadar uzandığı bilinmektedir. Arap lehçelerinin dağılımına bakıldığında aynı ülkede birçok lehçe konuşulabildiği gibi aynı lehçenin birçok ülkede konuşulabildiği görülebilmektedir. Örnek olarak Mısır’da Said lehçesinin yanı sıra genel olarak İskenderiye lehçesi denilen Kahire10 | Arapçanın Lehçelerine Giriş lehçesi konuşulmaktadır. Aynı şekilde Şam lehçesi de Suriye’ninyanı sıra Lübnan, Ürdün ve Filistin’i kapsamaktadır. Suriye içerisinde ise Şam, Humus ve Halep lehçesi gibi lehçeler kullanılmaktadır. Bunun dışında örnek olarak Arapçanın artık kullanılmayan Endülüs lehçesi ve Sicilya lehçesinden de söz edilebilir.İşte bu yönüyle lehçeler dağılımları bağlamında doğada görülen bitki örtüsüne benzetilebilir. Geniş bir coğrafyaya yayılmış olmasına rağmen Arap lehçelerinin genellikle benzer özellikler taşıdığı da söylenebilir. Kaynağı Klasik Arapça olan bu lehçeler, konuşma dili olarak diğer bütün dillerde olduğu gibi, esneklik, kolaylık ve hız etkenlerine dayanmaktadır. Bu bağlamda Arapçanın lehçelerinde Arapçaya özgü belli başlı bazı sesler belki de daha kolay telaffuz edilebilen, daha yumuşak, daha ince ve daha esnek seslere dönüşürken ünlüler bağlamında yoğun bir med eğilimi ve imâlenin yanı sıra Arapçada olmayan /o/ ve /ı/ gibi seslerin varlığı dikkat çekmektedir. Bunun da lehçelerdeki diğer etkenlerle birleştiğinde konuşma dilinde esnekliğin yanı sıra söyleyişte kolaylık ve hız sağladığı söylenebilir. Ülkemizde lehçe çalışmalarının daha çok Anadolu Arap lehçeleri üzerinde yoğunlaştığı görülmektedir. Bununla birlikte Arap lehçelerinin öğretilmesi ile ilgili çeşitli çalışmaların varlığı da dikkat çekmektedir. Bunlardan Azmi Yüksel ve Mehmet Hakkı Suçin’in ders kitabı niteliğindeki monograflarının yanı sıra Osman Düzgün ve Ali Mohammad Ali Ghareb’in Suriye - Filistin - Ürdün ağızlar ile ilgili ve daha çok sözcük ve ifade bilgisi içeren Arapçanın Lehçeleri 1 – Suriye, Filistin, Ürdün adlı çalışması (Düzgün, Ghareb, 2016), Mehmet Hakkı Suçin’in Yalla Niḥkî Arapçanın Lehçelerine Giriş | 11 Şâmî (Suçin, 2019) adlı çalışması ile Ammar Sebinatî’nin Arap lehçelerinde kullanılan fiil ve cümlelerin aslında fasih ibareler olduğunu gözler önüne sermeye çalışılan Ammice - Fasih Arapçanın Haşarı Çocuğu (Sebinatî, 2020) adlı çalışmasından söz edilebilir. Daha çok Kahire ve Şam lehçelerinin ayrıntılı örnekler ve çizelgeler yoluyla karşılaştırılmasına dayanan bu çalışmada Arap lehçelerinin temel dayanağını oluşturan mantık üzerinde yoğunlaşma yoluna gidilmiştir. Bu nedenle Arap lehçelerinin benzer özellikler taşıdığı gerçeğinden hareketle çalışmanın Kahire ve Şam lehçeleri dışında kalan diğer lehçelerine geçişte katkı sağlayabileceği düşünülmektedir. Çalışmada örnekler, transkripsiyonu, Arapça yazılışı ve Türkçesi verilerek gösterilmiştir. 2016 yılında başlayan ve o dönemde Arapça yazılan bu çalışma daha sonra Türkçeye uyarlanarak örneklerin transkripsiyonu ve Türkçe anlamları eklenmiştir. Burada ben, kitabın editörlüğünü kabul ederek çalışmayı yönlendiren Prof. Dr. Mehmet Hakkı Suçin’e ve çalışmaya çeşitli düzeylerde katkı sağlama nezaketi gösteren Öğr. Gör. Selma Kaddafi Ketene, Davut Yıldız, Doç. Dr. Hüseyin Ali, Arş. Gör. Ökkeş Hengil ve Arş. Gör. Meryem Faruk’a katkılarından dolayı teşekkürlerimi sunmak isterim.