İçinde yaşadığımız toplumun ve mensubu olduğumuz dinin hangi değerlere sahip olduğunu tanımaya ve insan denen varlığın serüvenini gözlemlemeye çalışmak bizi böyle bir kitap hazırlama noktasına getirdi. Ayrıca, aşkı şehvetten ibaret sanan gençlerimize ve onu tabu olarak anlayıp dini yaşanılmayacak şekilde yasaklar ve çirkinlikler manzumesi imiş gibi takdim eden kimselere karşı başka seçeneklerin de bulunduğunu göstermek istedik. Mesleğimiz gereği sanat ve estetik konularını incelerken yolumuzun aşkla kesiştiğini gördük. Bülbülü gülden, âşığı maşuktan, geceyi gündüzden, kadını erkekten, insanı Tanrı’dan ayrı mütalaa edemeyeceğimize kanaat getirerek kendimizi aşkın bereketli deryasına bırakıverdik. Ve böylece bir kez daha anladık ki sadece sanat ve güzellik değil, aşkın boyasıyla boyanmayan, onunla efsunlanmayan hiçbir insanda, hiçbir nefeste ve hiçbir eylemde hayat yoktur. Bu durum hem dini, hem de hayatın kendisini tanımamızı daha da kolaylaştırdı. Kur’an’daki “Rabb’in, insanı alâkadan, ilgiden, sevgiden yarattı” ifadesi insanın ilk yaratılışı açısından da, annemizin ve babamızın bizleri dünyaya getirme eylemi açısından da doğrudur. Öyleyse bu gerçeği ifade eden dinin adı aşk dininden başka bir şey olamazdı. İslam kelimesinin kendisinde ve her surenin başındaki besmelede geçen Rahman ve Rahim isimlerinin derinliklerinde de bu anlam zaten mevcuttur. Bu hakikati bildikleri için Rabia, Mansur, Yesevi, Muhiddin, Mevlâna, Yunus, Hacı Bektaş, Âşık Paşazade, Eşrefoğlu, Niyazi Mısrî gibi gönül dostları aşktan bahsetmiş, içlerinden bazıları hiç çekinmeden “benim dinim aşk dini” diye haykırmışlardır. İslâm dünyasının bilimde, sanatta, medeniyette ve siyasette en ihtişamlı günlerinin bu zamanlara denk gelmesi acaba bir tesadüf müydü? Ne yazık ki sonraki zamanlarda “halife ve efendi insan”ın yerini “köle insan”, sevginin yerini korku, güzelliğin yerini çirkinlik, dinin yerini şekilcilik almış ve Müslümanlar bugünkü acınacak hallere düşmüşlerdir. Günümüzde bazı çevrelerde aşk nasıl şehvetle ve delilikle bir görülüyorsa, İslâm da ideolojiyle, şekilcilikle, gerilikle, hatta şiddetle bir arada anılır olmuştur. Bunun hiçbirisi kabul edilebilecek bir durum değildir. Bu sebeple AŞK DİNİ ifadesinden, İslâm’dan başka bir şey anlamak isteyenler, kendilerini merdivensiz kör kuyulara ve yokluğa peşinen mahkûm etmiş zavallı kimselerdir. Buna binaen, bu kitapta insan yaratılışına en uygun yegâne din olan İslâm’ın aşk ve estetik penceresinden görünenlerin tasvirinden başka bir şey aramak eğer dini bilmemek değilse, hem dine, hem de yazara karşı bühtan ve iftiradır. Daha gençlik yıllarımızdan yazmayı düşünüp 1998 yılında iyice yoğunlaşarak yazmaya başladığımız bu kitabımızın üslubunun, anlaşılır ve rahat okunur olmasına dikkat ettik ve konuyla ilgili şiirlere geniş yer verdik. Hatta bazı şiirleri Beydili mahlasıyla kendimiz kaleme aldık. Dil konusunda sadelik adı altında kısırcılık değil, meramımızı en iyi şekilde ifade etmek asıl hedefimiz oldu. Böyle bir dil anlayışının genç okuyucularımıza ayrıca yeni ufuklar ve hazineler kazandıracağına inanıyoruz. Böyle bir kitabı yazma bilinci, donanımı ve imkânı bahşettiği için mutlak güç sahibi, sevginin kaynağı, hem sevmede, hem sevilmede bir tane olan O en büyük Sevgiliye şükürler olsun. Hayatımızın her safhasında sevginin her türlüsünü öğrenmemize kendi paylarına düştüğü oranda ve mahiyette katkıda bulunan sayılamayacak kadar çok insana ve varlığa da teşekkürler. Eğer bunlar olmasaydı bu kitap asla meydana gelemezdi. Bunlardan bazıları bana gönlüm kadar yakın geldi, elif olup satırlara döküldü, Ömerce haşmetiyle ilham verdi, bazıları da yıldız misali uzaktan uzağa yoluma ışık saçtı. Bu aşk kilimine öğretmenlerim, öğrencilerim, güller, bülbüller, denizler, mehtaplar, fidanlar, ebrular, tezhipler, eski plaklardan taşan cızırtılı nağmeler, velhasıl her şey ve herkes kendince bir renk ve desen kattı. Ve tabii ki kaynağını hiç kimsenin izah edemediği ilhamlar... Kitabın yazılmasının her aşamasında kadim dostum İsmail Hakkı Yılmaz’ın tenkitleri ve ufuk açıcı fikirlerinden çok yararlandım. Ayrıca Doç Dr. Müfit Selim Saruhan da kitabımı baştan sona okuyarak eserin şekil ve muhteva yönünden daha da zenginleşmesini sağladı. Bu vesileyle bu iki güzel dostuma çok teşekkür ederim. Umarım bütün bu çabalar ve gayretler sonunda ortaya zevkle okunup istifade edilebilecek bir eser çıkmıştır. Öyleyse kitabın oluşmasına katkıda bulunan can dostlarıma, okuyucularıma, aşkın ve güzelliğin en üstün değer olduğunu bilen herkese AŞK OLSUN!