Avrupa Konseyi (AK), İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa kıtasındaki savaşın verdiği düşmanlıkların izlerini silmek ve Avrupa’da yayılan komünizm tehlikesine karşı, demokratik düşüncenin yaygınlaştırılması ve geliştirilmesi amacıyla demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü ilkeleri temelinde demokratik güvenliği sağlamak üzere kurulmuştur. Avrupa’nın kurumsal düzeyde meydana getirdiği ilk köklü kuruluşlardan biridir. Avrupa Birliği dâhil bazı diğer kuruluşların oluşturulmasına da gerek mekânlarıyla, gerekse imkânlarıyla katkı vermiştir. AK, kurumsallaşmasıyla birlikte, kıtadaki üye ülkeler arasında ilişkilerin, kendisinin belirlediği norm ve standartlarla meydana getirilen ortak hukuk alanı çerçevesinde gelişmesi ve yerleşmesine katkıda bulunmuştur ve bulunmaya devam etmektedir. AK’nin toplumları kuşatan çok farklı alanları konu edinen sözleşmeleri ise bu ilişkilerin sağlıklı bir şekilde sürdürülmesinde anahtar rolü oynamaktadır. Söz konusu sözleşmelere, AK üyesi olmayan ülkelerin tamamen isteğe bağlı katılımıyla ortak hukuk alanı geniş bir sahaya yayılmakta ve çeşitlilik içerisinde bir birliktelik sağlanmaktadır. Ayrıca, AK’nin diğer uluslararası organizasyonlarla anlaşma ve mektup teatileriyle yoluyla kurduğu ilişkiler sayesinde işbirliği imkânları genişlemiş ve ortak birçok proje gerçekleştirilmiştir.AK’nin bir organı olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ise, AK’nin kabul ettiği ilk sözleşme olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ihlal durumunda, üye ülkelerdeki yargılamaya ilişkin iç hukuk yolunun tüketilmesini müteakip bireysel veya devlet başvurusu hâlinde, etkin yargılama VVI Avrupa Konseyigerçekleştirerek Avrupa kıtasında insan hakları ihlallerinin önüne geçmek için çaba sarfetmektedir. AK’nin kurum ve organları mekanizmalarıyla bu çabaya ayrı bir katkı sunmaktadır. Bu çabaların her zaman üye ülkelerin beklenti ve görüşleriyle uyuştuğunu söylemek pek mümkün olamamaktadır.Türkiye, kuruluşundan üç ay sonra üyesi olduğu bu kuruluşun laboratuvarlarında hazırlanan bilgi birikimi ve deneyiminden, kendi iç dinamiklerini dikkate almak suretiyle 1949 yılından bu yana yararlanmaktadır. Gerçekleştirdiği birçok anayasal ve yasal reformlar kaynağını AK’nin norm ve standartlarından almaktadır. Ayrıca bu kuruluşun norm ve standart oluşturma çalışmalarına katkıda bulunmaktadır. AK kurum ve organlarının askerî müdahaleler sonrası ülkenin tekrar demokratik sisteme dönüşüne ilişkin girişimleri, aldığı tavsiye niteliğindeki kararları uzun bir literatürü oluşturmaktadır. Türkiye de AK için birçok ilkleri yaşatması bakımdan çalışma sahasına zenginlik katmıştır diyebiliriz. AK, Avrupa ve Türkiye’deki toplumların sosyal yapısını etkileyecek birçok çalışmalar gerçekleştirmesine karşın, Avrupa’da olduğu gibi Türkiye’de de yeterince tanınmamaktadır. Kütüphanelerde yapılan araştırmalarda ise, sadece birkaç yayın ve anı kitabı ile 1980’li yıllarda periyodik olarak belli dönemlerde yayınlanmış Avrupa Konseyi Dergisi dışında doğrudan AK konusunu ele alan bir yayın da bulunmamaktadır. Akademik çalışmalar ise daha çok AK’nin ilgilendiği konuların bir kısmını yansıtmaktadır. Bu konular ele alınırken dahi AK ve organları, kurumları, mekanizmaları yeterince bilinmemekte, AB kurumları ile karıştırılmaktadır. Bu eserle amacımız bir nebze olsun bu eksiklikleri gidermek ve AK’nin hak ettiği şekilde tanınmasına katkıda bulunmaktır.Bu çalışma, altı yıllık doktora seviyesinde yapılmış bir çalışmanın sonucunda elde edilen bilgi ve birikimle ortaya çıkmış olup ancak doktora tezi değildir. Doktora tezi “Le rôle du Conseil de l’Europe dans la démocratisation de la Turquie (Türkiye’nin demokratikleşmesinde Avrupa Konseyi’nin rolü)” başlığıyla Fransızca olarak yayınlanmıştır. Bu eserin hazırlanmasında AK arşivlerinde yapılan araştırmalardan ve AK’nin yayınladığı eserlerden, ayrıca elektronik ortamda bulunan bilgilerden yararlanılmıştır. Bazı AK faaliyetleri ise yerinde izlenebilmiştir. Metin çevirilerinde bazı terimlerin tam Türkçe karşılığını bulmak zor olmuştur. Bu nedenle orijinal metinlerde geçtiği şekilde kullanılmıştır. Bu eserin tashihindeki yardımlarından dolayı Sayın Abdullah Tüylü’ye, yazılmasında ve basılmasında katkıda bulunan arkadaşlarıma, doktora çalışmalarım dâhil, özveriyle bana destek olan, yaşadığım sıkıntıları paylaşan eşim Ayfer’e, iki oğlum Mehmet Akif ve Hasan Emre’ye, kızım Zeynep Dilara’ya teşekkür ederim