Tarih boyunca farklı coğrafyalarda kurulan Müslüman Türk devletleri yalnızca siyasî ve askerî başarılarıyla değil, toplumun refahına yönelik geliştirdikleri sosyal yapılar ve hizmet anlayışlarıyla da medeniyet tarihine önemli katkılarda bulunmuşlardır. Bu bağlamda 1250–1517 yılları arasında Mısır, Suriye, Kudüs, Hicaz ve Anadolu’nun bir kısmında hüküm sürmüş Memlükler Devleti, yöneticilerinin askeri ikta sistemine göre hareket ettiği, kurumları ve sosyal politikalarıyla dikkat çeken bir örnektir. Memlükler diğer Müslüman Türk devletlerinden farklı olarak, köle kökenli askerî bir sınıf tarafından yönetilmiş, bu köleler büyük ölçüde Kafkasya, Deşti Kıpçak ve Harizm bölgelerinden getirilmiş olup Cenevizli ve Venedikli tüccarlar aracılığıyla Mısır’a ulaştırılmıştır. Dinî eğitimi aldıktan sonratıbâk adı verilen kışlalarda askerî eğitim alan bu köleler özgürlüklerine kavuştuktan sonra liyakate dayalı bir sistem içinde devlet kademelerinde görev almış, hatta bazıları sultanlık makamına kadar yükselmiştir. Yöneticilerin kökeni, askeri eğitim gördükleri mekânlar ve devletin iç siyasi yapısı dikkate alındığında, Memlük tarihi Bahrî (Türk) Memlükler (1250–1382) ve Burcî (Çerkez) Memlükler (1382–1517) olmak üzere iki ana döneme ayrılmaktadır. Bu çalışmanın odağında yer alan Bahrî Memlükleri dönemi, babadan oğula geçen geleneksel veraset sisteminden farklı olarak, emirler arası ittifaklarla güçlü emirlerin sultan olduğu bir yönetim anlayışının uygulandığı, 132 yıllık görece istikrarlı bir dönemi ifade eder. Modern anlamda sosyal hizmetler, genellikle 19. yüzyılda Sanayi Devrimi sonrasında Batı’da ortaya çıkan yapısal dönüşümlerle birlikte tanımlanmış ve kurumsallaşmıştır. Birey, grup ve toplulukların yoksulluk, dışlanma ve eşitsizlik gibi sorunlarına çözüm üretmeyi amaçlayan disiplinler arası bu alan, başta yaşlılar, kadınlar, çocuklar, engelliler, hastalar, mülteciler ve mahkûmlar olmak üzere dezavantajlı gruplara yönelik hizmetleri kapsar. Ancak tarihî kaynaklar, bu tür hizmetlerin Müslüman toplumlarda çok daha erken dönemlerden itibaren var olduğunu ortaya koymaktadır. Hz. Peygamber döneminden itibaren başlayan bu uygulamalar, Hulefâ-yi Râşidîn, Emevîler, Abbâsîler, Selçuklular ve Eyyûbîler dönemlerinde kurumsallaşmış ve gelişerek Memlükler dönemine ulaşmıştır. Bahrî Memlükleri döneminde sosyal hizmet uygulamaları, hem bireysel inisiyatiflerle hem de vakıf sistemi gibi kurumsal yapılar aracılığıyla toplumsal refahı gözeten çok yönlü bir modele dönüşmüştür. Dönemin sultanları, emîrleri, ulemâsı ve hayırsever tâcirleri; yetimler, kadınlar, yaşlılar, hastalar, mahkûmlar, esirler, mülteciler ve engelliler gibi toplumun korunmaya muhtaç kesimlerine yönelik gıda, barınma, giyim, eğitim ve sağlık alanlarında hizmetler sunmuşlardır. Ayrıca ibadet özgürlüğü, hasta ziyaretleri ve aile bağlarının korunması gibi manevî ihtiyaçlar da desteklenmiştir. Bu bütüncül yaklaşım yalnızca maddi değil, bireylerin psikolojik ve sosyal iyilik hâllerini de hedefleyen kapsamlı bir sosyal refah anlayışını yansıtmaktadır. Ne var ki, çağdaş akademik literatürde sosyal hizmetlerin tarihsel kökenlerine dair yapılan çalışmalar büyük ölçüde Batı merkezlidir. Sosyal hizmet alanının yalnızca Batı medeniyetinde geliştiği yönünde oluşan algı, İslam dünyasının bu alandaki tarihsel katkılarını gölgede bırakmaktadır. Müslüman devletlerdeki sosyal hizmet uygulamalarına ilişkin akademik çalışmalar ise genel olarak oldukça sınırlıdır. Mevcut araştırmaların önemli bir bölümü vakıf kurumlarına odaklanmakta; bu çalışmalar da ağırlıklı olarak Osmanlı ve Selçuklu dönemleriyle sınırlı kalmaktadır. Buna karşılık, Memlükler dönemine ait sosyal hizmet uygulamalarını sistematik biçimde ele alan özgün ve kapsamlı akademik araştırmalar yok denecek kadar azdır. Bu durum, İslam medeniyetinin sosyal hizmet alanındaki tarihsel katkılarının yeterince görünür olamamasına ve söz konusu bilgi birikiminin Batı merkezli bir çerçevede şekillenmesine neden olmaktadır. Bu bağlamda çalışmamız, sosyal hizmet uygulamalarının İslam medeniyeti içindeki tarihsel gelişimini Bahrî Memlükleri özelinde incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma kapsamında dönemin birincil ve ikincil Arapça, Türkçe ve İngilizce kaynakları taranmış, çağdaş sosyal hizmet literatürüyle karşılaştırmalı bir değerlendirme yapılmıştır. Elde edilen veriler tarihsel bağlam içinde analiz edilerek günümüz sosyal hizmet anlayışıyla ilişkilendirilmiştir. Çalışmamız üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde sosyal hizmet kavramının tarihsel gelişimi, Bahrî Memlükleri öncesi İslam toplumlarında sosyal hizmet uygulamaları ve dönemin sosyal hizmet kurumlarının mali kaynakları incelenmiştir. İkinci bölümde aile yapısı, çocuk terbiyesi ve dezavantajlı bireylere yönelik bireysel sosyal hizmet uygulamaları ele alınmıştır. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar, engelliler, hastalar, yolcular, esirler ve mahkûmlar gibi gruplara sunulan hizmetler bu kapsamda değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde ise dönemin hastaneleri ve sağlık kurumları ile eğitim sisteminde yer alan sosyal hizmet uygulamaları analiz edilmiştir. Bahrî Memlükleri dönemi yalnızca dönemsel bir uygulama örneği değil, aynı zamanda sonraki yüzyıllarda İslam dünyasında ve dolaylı olarak Batı’da gelişen sosyal politika yaklaşımlarına da etki eden bir tarihsel miras bırakmıştır. Bu çalışmanın hem Memlükler tarihine hem de sosyal hizmetler tarihine katkı sunması, ayrıca İslam dünyasında sosyal refah anlayışına dair yeni çalışmalara zemin oluşturması temenni edilmektedir. Bu çalışma “Bahrî Memlüklerinde Sosyal Hizmetler (1250-1382)” adlı doktora tezinin gözden geçilerek kitaplaşmış halidir. Çalışmanın hazırlanması ve bu aşamaya gelmesinde emeği olan saygı değer danışmanım Prof. Dr. Nadir Karakuş’a çok teşekkür ederim. Yine bu çalışmanın hazırlanmasında emeği olan Doç. Dr. Zehra Gençel Efe’ye, Prof. Dr. Bahattin Keleş’e, Doç. Dr. Yılmaz Çelik’e ve Doç. Dr. Esra Atmaca’ya teşekkür ederim. Bu çalışmaya katkı sunan Prof. Dr. Mehmet Azimli’ye, Doç. Dr. Ömer Ceran’a, Dr. Muhammed İhsan Hacıismailoğlu’na, Dr. Musa Demir’e, Dr. Derviş Dokgöz’e, doktora arkadaşım Dr. Osman Adıgüzel’e, Arş. Gör. Mustafa Erzen’e, Edebiyat Öğretmeni Seçkin Karakış ve Dkab Öğretmeni Necati Kepenek’e teşekkür ederim. 6 Şubat depremlerinde evini bizlere açarak çalışmamın aksamadan devam etmesine vesile olan Ordu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sekreteri Süleyman Yarar ve ailesine teşekkür ederim. Çalışmalarım esnasında bazı zamanlar ihmal ettiğim anne-babama, desteklerini hiçbir zaman esirgemeyen ve çalışmalarımda daima cesaret veren kıymetli eşim Derya hanıma, oğullarım Akif Berkay ve Ömer Faruk’a, kayın validem Ayşe hanıma teşekkür ederim.