Günümüzde demokratik rejime sahip ülkelerin devlet yönetiminde kuvvetler ayrılığı ilkesini kabul ettiği, ancak kuvvetler ayrılığının yumuşak veya sert bir biçimde uygulanması sonucunda farklı hükümet sistemlerine sahip olduğu bilinmektedir. Halen yaygın olan hükümet sistemleri parlamenter sistem, başkanlık sistemi ve yarı-başkanlık sistemidir. Her toplum, kendine ait tarihi, coğrafi, siyasi ve kültürel faktörlere dayalı olarak farklı bir hükümet sistemini tercih etmiştir. Bunun yanında meselenin dinamik bir yönünün de olduğu, zaman zaman toplumların hükümet sistemine ilişkin tercihlerini değiştirebildikleri de görülmektedir. Türkiye’de devlet biçimi olarak Cumhuriyet tercih edildikten sonra, belli bir süreç sonucunda parlamenter sisteme geçilmiş, bu tercih toplumdan gelen yaygın bir isteğin tezahüründen ziyade, anayasa yapıcılarının tercihleri sonucunda gerçekleşmiştir. Bugün Türkiye’nin parlamenter sisteme dair önemli bir uygulama tecrübesi vardır ve bu tecrübenin sonucunda birçok saptama yapmak mümkün hale gelmiştir. Genel bir saptama olarak; parlamenter sistemin toplumdaki farklı anlayışları yasama organına daha iyi yansıttığı, parlamenter sistemin güçlü bir cumhurbaşkanı veya başbakanın var olduğu dönemde sorunlara yol açmadığı, ancak bahsedilen faktörlerin yokluğunda yaygın bir siyasi istikrarsızlığa ve yönetim krizine neden olduğu söylenebilir. Türkiye’nin özellikle 1970’li yılları bu duruma örnektir. Nitekim yaygın bir siyasi istikrarsızlığın yaşandığı 1970’li yıllardan sonra, 1980’li yılların başında Türkiye’de Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi ve başkanlık sistemi tartışmalarının gündeme geldiği ve bu tartışmaların Turgut Özal’la birlikte güçlendiği görülmektedir. O dönemden günümüze tartışmalar zaman zaman sönmüş gibi görünse de, varlığını sürdürmektedir. Bunun yanı sıra, 2007 yılında yapılan Anayasa değişikliği ile 12. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi ile birlikte Türkiye’deki sistemin fiili olarak bir nevi yarı başkanlığa dönüştürdüğü dile getirilmektedir. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi, devlet yönetiminde meşruiyetini doğrudan halktan alan iki liderli bir yapı ortaya çıkarmıştır. Cumhurbaşkanının ikinci defa seçilebilecek olması ister istemez onun da seçmene yönelik icraatlar yapması sonucunu doğurmaktadır. Buda Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında çatışmaların ortaya çıkmasına kaynaklık edebilir. Böyle bir sonucun ortaya çıkmasını engellemenin yolu, devlet yönetimindeki siyasi liderliği teke indirmektir. Yakın dönemde başkanlık sistemine geçme konusunun daha yoğun bir biçimde Türkiye’nin gündemine girdiği ve hatta TBMM’nin gündemine kadar taşındığı bilinmektedir. Başkanlık sisteminin geçmişe kıyasla günümüzde daha güçlü olarak gündeme gelmesi, sert tartışmaların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, hükümet sistemi bir toplum için değişmez nitelikte değildir, toplumun istemesi ve razı olması durumunda elbette hükümet sistemi değişebilir ve nitekim bu duruma ilişkin birçok örnek bulunmaktadır. Türkiye’deki tartışmaların ekseninde ön plana alınan veya öncelenen konuların farklılığı yer almaktadır. Ancak günümüzde yönetimde istikrar ve güçlü bir yönetime sahip olmak olgusu bir toplum için büyük önem taşımaktadır. Bunun yanında temel hak ve hürriyetlerin tam olarak garanti altına alındığı demokratik bir rejime sahip olmak ta aynı derecece önemlidir. Dolayısıyla arzulanan şey, yerleşik bir demokrasi yanında istikrarlı bir yönetime sahip olmaktır. Parlamenter sistem, doğası gereği yönetimde istikrarsızlıklara daha fazla yol açmaktadır. Buna karşılık başkanlık sisteminin yönetimde istikrar sağlama gibi güçlü bir yönü vardır. Geçmişte yönetimde istikrarsızlığın Türkiye’ye çok şey kaybettirdiği bilinmektedir. Başkanlık sistemine geçilmesi durumunda bu sorunun bertarafı söz konusu olacaktır. Ancak diğer yandan başkanlık siteminin kişisel yönetime ve diktatörlüğe yol açacağı biçiminde görüş ve endişeler de bulunmaktadır. Anayasa tarafından demokratik sistem ve temel hak ve hürriyetler koruma altına alındıktan ve toplumda bu hak ve özgürlüklerin korunması konusunda bir hassasiyet ve kararlılık oluştuktan sonra, böyle bir ihtimal oldukça düşük olarak görülmektedir. Aynı ihtimal parlamenter sistem açısından da söz konusudur. Türkiye’deki tecrübe göstermiştir ki; güçlü bir başbakan hem yürütmeyi hem de yasamayı kontrol 1718 BAŞKANLIK SİSTEMİ edebilmektedir. Hâlbuki başkanlık sisteminde başkanın partisi yasama organında çoğunluğa sahip olsa dahi, başkanın yasama organını bu denli kontrol etmesi oldukça daha zordur. Editoryal nitelikli kitap olarak tasarlanan bu çalışmada; güncel politik perspektif ve tartışmalardan bağımsız olarak, başkanlık sisteminin farklı boyutları ile tanıtılması ve Türkiye için uygunluğunun irdelenmesi / tartışılması öngörülmüştür. Bu yapılırken, hükümet sistemlerinin diğer türleri de çalışma içinde ele alınmış ve tanıtılmıştır. Bundan amaç okuyucuya karşılaştırma imkanının tanınmasıdır. Başkanlık ve yarı-başkanlık sitemlerinin farklı ülkelerdeki uygulamasının okuyucuya tanıtılmasında yarar görüldüğünden, ABD’deki başkanlık sisteminin yanısıra, belli başlı Latin Amerika ülkelerinin modelleri de tanıtılmıştır. Ayrıca yarı başkanlık- sistemi, Fransa uygulaması ile Komşumuz Rusya Federasyonunda uygulanan sistemi tanıtan yazılar da kitap içinde yer almaktadır. Bunların yanında Türkiye’de uygulanan parlamenter sistemin anavatanı İngiltere’deki parlamenter sistemin işleyişi de ele alınmış ve tanıtılmıştır. Toplumdaki siyasal liderlik ile, tarih içinde oluşan toplumsal kültür ve perspektif arasında doğrudan bir ilişki vardır. Bu nedenle, Türkiye’de başkanlık tartışmaları yapılırken, meselenin bu boyutunun da göz önünde bulundurulması doğru bir sonuca varmak açısından yararlı olacaktır. Bu amaçla kitapta toplumsal kültür siyasal liderlik ilişkisini ele alan bir yazıya da yer verilmiştir. Türkiye açısından başkanlık sistemini irdeleyen/değerlendiren birden fazla yazının yanı sıra kitapta, adem-i merkeziyet ve bölge tartışmaları ve demokratikleşme ve yeni anayasa tartışmaları ile ilgili çalışmalar da yer almaktadır. Böylece hükümet sistemi ile ilgili tartışmaların farklı yönlerinin ele alınması amaçlanmıştır. Türkiye açısından başkanlık sistemi tartışmaları yapılırken demokrasi ve siyasi istikrar olgusu yanında; •Siyasi parti sistemi ve iç politika açısından Sonuçlarının tartışılması •İdarenin yapı ve işleyişi açıdan Sonuçlarının tartışılması •Ekonomik Sonuçlarının tartışılması •Dış politika açsından Sonuçlarının tartışılması •Demografik yapı ve alt kültürler açısından Sonuçlarının tartışılması gerekmektedir. Bu kitabın bu tartışmaların daha nitelikli ve sağlıklı yürütülmesine katkı yapması temennileriyle…