Türkler, dillerini kaydetmenin metotlarını çok çeşitli yazı türleriyle denemişlerdir. Kendilerine ait yazılarının kesin olarak var olduğunu bildiğimiz ilkTürk topluluğu Göktürkler ve onların idaresi altında yaşayan boylar olsa da, tarihsel kaynaklar ve yapılan araştırmalar, Türklerin VII. yüzyıldan önce de yazılarının olduğunu göstermektedir. Ancak, Göktürk öncesi Türk yazı sistemine aitarkeolojik bulguların bozkır coğrafyasında tahrip olarak günümüze gelemeyişi,Türk yazı dilini somut biçimde, ancak VII. yüzyıldan itibaren incelememize yolaçmaktadır. Moğolistan’da ve Yenisey havzasında yapılan araştırmalarla eldeedilen Göktürk dönemine ait yazılı kaynaklar, XIX. yüzyıldan bu yana filolojikaçıdan incelenmektedir.Türkçenin Göktürk sonrası dönemde kaydedilmesinde kullanılan yazı sistemleri ise, akademik literatüre XX. yüzyılla birlikte girmiştir. Bugünkü Doğu Türkistantopraklarına, 1900’lü yılların ilk çeyreğinde Avrupalılar tarafından yapılan keşif gezileri sonucu ortaya çıkan zengin Türk dili malzemesi, taşındıkları dünya (özellikleAlmanya, İngiltere ve Fransa) kütüphanelerinde koruma altına alınmıştır. Bu genişmalzemenin kataloglanması ve tasnif edilmesi uzun yıllar sürmüştür. Zira söz konusu belgeler, tarihte başka hiçbir millette görülmeyen bir alfabe ve yazı çeşitlemesiyle kaydedilmiş ve bu yazıların uzmanları her zaman sayıca çok az olmuştur. Türkdilinin söz konusu tarihsel-filolojik birikimi Türkologların ve diğer uzmanların titizçalışmalarıyla, yüz yıla yaklaşan bir zamandan beri, yeni kuşaklara aktarılmaktadır.Bu çalışmalar, Türkoloji tarihinin kurulmasındaki en önemli araçlardır.Tarihsel Türkçenin, Türkler tarafından yazıya aktarılmasında kullanılan alfabelerinin çeşitliliği göz kamaştırıcıdır. Araştırmacılar, tarih boyunca Türkler kadarsık alfabe değiştirmiş başka bir milletin olmadığı konusunda birleşmektedir. Özellikle eski çağlarda, farklı kültür dairelerinin, Türklerin devlet kurduğu topraklardakesişmesi nedeniyle, kültürün en önemli taşıyıcısı olan dilin kaydedildiği yazı malzemesi heybetli bir çeşitlilikle Türkler arasına girmiştir. Bunlar arasında, Türklerin en fazla benimsediği kültür ve inancın (Budizm, İslamiyet) nakledicisi olanlar,Türkleşme belirtilerini en çok gösterenler olmuş; dolayısıyla Uygur ve Arap alfabeleri, ortalama bin yıl boyunca Türklüğün damgasını taşımıştır. X. yüzyılda Türkler arasında yayılan ve baskın konumunu bin yıl boyuncasürdüren Arap alfabesi, Türkçenin ses sistemiyle birebir örtüşmemesine rağmen,taşıdığı dinsel özellik nedeniyle mukaddesat yüklenen birinci sıradaki yazı türüdür. Arap alfabesi, Türklerce en fazla benimsenen, ama okuma yazmayı çokdüşük seviyelere indiren bir yazıdır. Bununla beraber, kendisinden sonra Türklerarasına giren ve yaygınlaşan Slav alfabelerinden çok önemli bir farkı vardır. Buda, XX. yüzyıla girmeden önce, Yakın Çağ’da kendisiyle birlikte kullanılan diğeralfabeden (Kiril) son derece farklı şartlarda tercih edilmesidir. Yakın Çağ alfabeleri arasında seçilen değil, seçtirilen tek yazı durumundaki Kiril, hem siyasal hemdinsel hem de kültürel eritme stratejilerinin ana eksenlerinden birini oluşturmasıyla, Türk yazı tarihinin bambaşka bir dairesini ortaya koymaktadır.Türkler tarafından seçilen son alfabe Latin’dir. Latin yazısı, Türkçenin sesyapısına sağladığı uyumla ve inançların belirleyiciliğinden uzakta seçilmesi sebebiyle dil bilimi açısından fonetik, sosyolojik ve siyasi açıdan ise kısmen tarafsız ve laik olma özelliği taşır. Latin alfabesi bu yönüyle, ilk resmî Türk yazısıGöktürk’le özdeşleşir ve kronolojik bakımdan arada kalan diğer alfabeleri, gerçeklik dışı, hatta fantastik, bir ölçüde de romantik bir çembere sıkıştırır.Bu çalışmada, Türklerin kullandığı yazı sistemleri incelenmiştir. Türklerinkullandığı alfabeler konusu, Türkiye’de ilk defa Prof. Dr. Muharrem Ergin tarafından kısaca, ama derli toplu bir biçimde gözden geçirilmiştir: “Türklerde Yazıve Alfabeler”, TDEK, 2. cilt, 2. baskı, Ankara 1992, 259-289. s. 1977’de AhmetBican Ercilasun Bugünkü Türk Alfabeleri adıyla tablolu, örnekli ve açıklamalı çalışmasını yayımladı. Bu eser sonraki yıllarda Örneklerle Bugünkü Türk Alfabeleribaşlığı altında Kültür Bakanlığı Yayınları arasında yeniden basıldı. Türk alfabeleri,bu çalışmalardan sonra, Prof. Dr. Talat Tekin tarafından Tarih ve Toplum dergisinin1 Ocak 1984-1 Ocak 1985 tarihli sayılarında “Çeşitli Alfabelerle Türkçe Yazılar”başlığıyla incelenmiştir. Bu yazılar, daha sonra Tarih Boyunca Türkçenin Yazımı,Simurg 1997 adıyla yayımlandı. Tekin’in eserinde, tarihsel ve modern alfabelerkısa tarihleriyle, alfabe tablolarıyla ve metin örnekleriyle yer almaktadır.Türkler tarafından kullanılan alfabeler konusu, Türkiye dışında da incelenmiş; ancak bu çalışmalarda yazı sistemlerine bütünüyle temas edilmemiştir.Edward Allworth, Nationalities of the Soviet East: Publications and Writing Systems, New York: Colombia Univ., 1971 adlı eser, adından da anlaşılacağı gibi,eski SSCB topraklarında Türk alfabelerini içeren bir eserdir. Bu eserde, alfabelersadece tablolar hâlinde listelenmiş, sosyokültürel bir süzgeçten geçirilmemiştir.Eski SSCB coğrafyasındaki Türk alfabeleri K.M. Musayev tarafından daincelenmiştir: Alfavitı yazıkov narodov SSSR, Moskva 1965 ve Yazıki i pismennosti narodov yevrazii, Almatı 1993. Bu eserlerden ilki, heyet çalışmasıdır. Eski SSCB topraklarındaki Türk devlet ve topluluklarının alfabelerinin ayrı ayrı elealındığı bu çalışmada, konunun uzmanı akademisyenler, her devlet ve topluluğunçarlık döneminden itibaren kullandığı alfabeleri kronolojik olarak değerlendirmiştir. İkinci eser, hem eski SSCB’de yaşayan Türkler dışındaki halkların yazısistemlerini hem de Türk olmayan diğer halkların Kiril yazılarını içermektedir.Dolayısıyla, burada Kafkas, Fin-Ogur, Moğol ve Dunganların kullandığı yazı sistemleri de ele alınmaktadır.Son yıllarda Ingeborg Baldauf tarafından Schriftreform und Schriftwescsel beiden Muslimischen Russland-und Sowjettürken (1850-1937): Ein Symptom Ideengeschichtlicher Entwicklungen, Budapest 1993 yayımlanmıştır. Bu eser, adındanda anlaşılacağı gibi Rusya ve SSCB döneminde eski Sovyetler Birliği topraklarındayaşayan Müslüman Türklerin yazı sistemlerinin geçirdiği evreleri içerir.Türklerin tarihsel alfabeleri ve modern alfabelerinin bir arada, sistemli birdeğerlendirilmesi ise, bugüne kadar yapılmamıştır. Alfabelerin seçilmesine veyaseçtirilmesine neden olan dinsel, sosyolojik ve ekonomik olgular yeterince günışığına çıkarılmamıştır. Biz bu çalışmamızda, söz konusu olguları göz önündetutarak toplu bir değerlendirme yapmaya çalıştık. Alfabelerin seçilme veya seçtirilme nedenlerinin yanı sıra, bu alfabelerin kökenleri, kökenleriyle ilgili tartışmalar, kullanılma süreleri, yayılma alanları ve imla kurallarını sunmayı amaçladık.Çalışmamız 3 ana bölümden oluştu. Birinci bölüm olan Giriş’te dünyada yazının doğuşu ve gelişmesinden başlayarak alfabetik olmayan yazı sistemleri (resim,fikir, hece yazıları vb.), alfabe yazısı, alfabenin kökeni ve yayılışı, yazının “elitsınıf” elinde bir tekel olmaktan çıkması ve yaygınlaşması meseleleri incelendi.İkinci bölümde Türkçenin yazıldığı yazı sistemleri, yayıldıkları coğrafya, kullanılma süreleri ve kökenleri değerlendirildi. Burada eski çağlara ait yazı sistemlerinden Göktürk, Mani, Soğut, Uygur, Brahmi, Tibet, Süryani-Estrangelo, İbrani veGrek alfabelerini kullanan Türk topluluklarının alfabe seçimindeki siyasal, sosyolojik, ekonomik ve dinsel nedenler ele alındı. Alfabelerin Türkçenin ses sistemiyleuyum sağlayıp sağlamadıklarının müzakeresi yapıldı. Burada, kullanılan her alfabe, alfabenin adıyla bir başlık oluşturularak incelendi. Bir başka ifadeyle, alfabeninadından oluşan başlık altında, bunu kullanan Türk gruplarına temas edildi.Üçüncü bölüm Yakın Çağ’da Türk Alfabeleri başlıklıdır. Bu bölümde, eskiSSCB topraklarındaki Türklerin yazıları söz konusu olduğunda, alfabe adları değil,Türk devlet ve topluluklarının adları başlık oluşturdu. Adlandırmadaki bu tercihinnedeni, söz konusu toplulukların ortalama yüz yılda 3-4 alfabe değiştirmek zorundabırakılmasından dolayı doğan bir karışıklığın önüne geçebilmekti. Bu topluluklar,yüz yıl içinde sırasıyla Arap, Latin ve Kiril alfabeleriyle yazmışlardır. Söz konusu devlet ve toplulukların yazıları Arap, Latin ve Kiril başlıkları altında ayrı ayrıdeğerlendirilebilirdi; ancak bu durum okuyucu açısından son derece karışık ve anlaşılmaz bir duruma yol açacak ve çalışmadaki bütünlüğün dağılmasına neden olacaktı. Bu bölümdeki Arap alfabesi başlığı altındaki değerlendirmeler ise, tarihselalfabelerle paralellik oluşturacak şekildedir. Arap alfabesini kullanan Türk boylarıve bu alfabeyle ilgili değerlendirmeler, İdil Bulgar ve Karahanlı devletinden itibaren belirli bir kronoloji izlenerek yapıldı. XIX. yüzyıla kadar nispeten ortak biryazı diline sahip olan Türklerin, bu tarihten sonra yaptığı reform çalışmaları, herboy için ayrı ayrı değerlendirildi. Bu değerlendirmelerse, her boyun adından oluşan başlıklar altında gerçekleştirildi. Arap alfabesi başlığı altında, yeri geldiğindeİdil-Ural, Kafkasya ve Semerkant bölgelerinde yapılan çalışmalara atıflar yapılarak, Osmanlı İmparatorluğu’nun alfabe reformu incelendi. Günümüzde kullanılanTürk-Arap alfabeleri (Doğu Türkistan ve Güney Azerbaycan), Arap alfabesinin altbaşlıklarında incelendi. Latin alfabesinde de aynı yol izlendi. Genel Latin alfabesibaşlığı altında, Türkiye Cumhuriyeti temel alındı; ancak eski SSCB “yañalif”ine ve1990 sonrası Türk dünyasındaki Latinleşme hareketlerine gerektiğinde göndermeler yapıldı. Bu hareketlerin derinlemesine analizi ise, yine boy adlarından oluşanbaşlıklar altında yapıldı. Bu ana bölümde, kullanılan her alfabenin ses karşılıklarıyla birlikte ayrıntılı birer tablosu, bölüm sonlarında ise, Türk-Kiril ve Türk-Latinalfabelerinin karşılaştırmalı tabloları verildi.Bu çalışmayı yaparken bazı alfabelerin fontlarının bulunmasında büyükgüçlükler yaşadık. Uzun aramaların ardından çeşitli yollarla fontların tamamınaulaştık. Bu bağlamda tarihî yazı sistemlerinin ve modern Türk-Kiril alfabelerininfontlarının büyük bir kısmını hazırlayarak genel ağ ortamında kullanıcılarınhizmetine sunan Prof. Dr. Efrasiyap Gemalmaz ve Halil Açıkgöz’ün emekleriyadsınamaz. Çalışmaya başlamadan önce topladığımız malzeme üzerine birikenyeni yayınları elde etmemde katkısı bulunan hocalarıma ve arkadaşlarıma teşekkürederim: Yavuz Akpınar, Gürer Gülsevin, Zeki Kaymaz, Mehmet Ölmez, FigenGüner Dilek ve Ayşen Uslu’ya sonsuz teşekkürler. Uygur devri alfabeleri hakkındakisorularımı elektronik postayla yanıtlama inceliğinde bulunan Peter Zieme’ye, Rusçakaynaklardan yararlanmamı sağlayan arkadaşlarım Muvaffak Duranlı’ya, NazımMuradov’a ve Ramil Hösnüllin’e; eksik fontlarımı tamamlayan değerli meslektaşımÖzkan Öztekten’e; hocalarım Mustafa Öner ve Günay Karaağaç’a teşekkür ederim.Bilgisayarla ilgili teknik sorunlarımı çözme lütfunda bulunan sevgili dostlarımGöknur Ege ve Mehmet Ali Ege’ye şükranlarımı sunarım. Son olarak kitabı baskıdanönce baştan sona okuyan lisansüstü öğrencilerim Eraslan Candan, Nalan Şenata,Burçin Ezgi Per, Elif Fener, Asuman Baş ve Deniz Karadeniz’e teşekkür ederim.