Prof. Dr. Muhammed Tayyip Okiç, 1 Aralık 1902’de Bosna’nın Tuzla sancağı Graçanitsa kasabasında doğdu. Babası, Bosna Hersek Reîsülulemâ Muavini Yayçalı Mehmet Tevfîk Efendi; annesi, Hasibe Hanım’dır. Okiç, 1913 yılında ilkokuldan, 1916'da Saraybosna Rüşdiyesinden, 1920'de Saraybosna’da ilâhiyat öğretimi yapan Okruzna Medresadan, 1925’te İslâm Hukuku ve İlâhiyat Mektebinden mezun olmuştur. 1926’da Zagreb Üniversitesi Lâtin Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden başarı diploması almış, 1930 yılında Zagreb Hukuk Fakültesinden mezun olmuştur. Bir süre Saraybosna Erkek Lisesinde, iki yıl da şer’î lisede öğretmenlik yapmıştır. Okiç’in 1927’den itibaren bir ayağı Paris Sorbonne Üniversitesindedir ve bu üniversiteden, 1929’da edebiyat lisans mezunu olmuş, 1930 yılına değin Arap, Türk ve Fars dili öğrenimi dolayısıyla Şark 9 Dilleri Okulundan diplomalar almıştır. Paris Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde 1931 yılında “Hasan Kâfi de Bosnie, sa vie et ses oeuvres, avec la traduction de son ouvrage Nizâmu’l-Ulemâ” adlı doktora tezini tamamlamıştır. Tezinin Paris’te bulunduğu bina, İkinci Dünya Savaşı’nda zarar gördüğü için doktora çalışmasına bugüne değin ulaşılamamıştır. Doktora tezinin birinci kısmı, Bosnalı Hasan Kâfî biyografisinden, ikinci kısmı Nizâmü’l-ulemâ’ adlı eserinin notlarla Fransızcaya çevirisinden ibarettir. Okiç, kendisinde kalan tek nüshanın Arapça tenkitli neşrini hazırlayıp Kahire’deki Mektebetü Hancî’ye göndermiş, ancak kitap basılmadığı gibi, yayıncının gayr-i ilmî tutumu sebebiyle kayboldu gerekçesiyle iade edilmemiştir. Okiç’in doktor unvanını kullanmamasının altında, tezini bir kitap hâlinde neşredememesi yatmaktadır. Paris’teki öğrenim sürecinden sonra Okiç, bir süre Tunus Zeytûne Üniversitesinde Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde ihtisas yapmış, 1934-1941 yılları arasında Üsküp’teki Kral I. Aleksandr Büyük Medresesinde hadis ve tefsir dersleri okutmuştur. Bu görevinden sonra Okiç, Türkiye’nin Belgrad Büyükelçiliğinde sekreter ve mütercimlik yapmış, İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna doğru diğer elçilik çalışanlarıyla beraber sekiz ay Almanya’da esir olarak kalmış, 10 Nisan 1945 yılında Türkiye’ye gelmiştir. 1945-1950 yılları arasında Başbakanlık Arşivinde araştırmalar yapmış, 1950 yılında ise Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesinde yabancı öğretim üyeliği statüsünde sözleşmeli profesör olarak göreve başlamış, Ankara Üniversitesi Senatosu, kendisine hadiste profesörlük unvanı vermiştir. Fakültede, Temel İslâm Bilimleri (o günkü adıyla Dogmatik İlimler Kürsüsü) başkanlığına getirilen Okiç, hadis ve tefsir bölümlerini kurmuştur. İslâmi İlimler Profesörü unvanı ile 1950-1969 yılları arasında Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesinde, 1964-1971 yılları arasında Konya Yüksek İslâm Enstitüsünde, 1973-1977 yılları arasında Erzurum Atatürk Üniversitesi İslâmi İlimler Fakültesinde görev yapmıştır. Okiç, 7 Mart 1977 tarihinde vefat etmiş, naaşı, dönemin Yugoslavya yönetiminden özel izin alınarak Saraybosna’ya nakledilmiştir. Kabri, Saraybosna’daki Bare Mezarlığı’ndadır. 10 Muhammed Tayyip Okiç, Türkiye üniversitelerinde görev yaptığı 27 yıl boyunca İslâmi ilimlerden Balkanlar’daki İslâm kültür mirasına, İslâm kültür ve medeniyetine dair oryantalist iddialara yönelik reddiyelerden ilâhiyat pedagojisine, son dönem Türk düşüncesinin önde gelen eserlerinin tanıtılmasından önsöz, tasdir ve takrizlere değin onlarca makale yazmıştır. Yazarın Türkçede müstakil olarak yayımlanmış üç tane kitabı bulunmasına karşın “Çeşitli Dillerde Mevlitler” ve “Bir Tenkidin Tenkidi” başlıklı yazıları gibi bazı makaleleri neredeyse bir kitap boyutundadır. Okiç, babasından devraldığı geleneksel Osmanlı âlimi duyarlılığı, şuur ve gayretinin modern bir ilâhiyat fakültesinde kendisine problemli buhranlar ve kuşku krizleri içinden bakılan bir temsilcisi olmuştur. Öğrencilerinin de ifade ettiği üzere 30 seneye yakın bir süre memleketimizin maarif ve irfanına hizmet etmesi, on binlerce talebe yetiştirmiş olmasına rağmen kadir ve kıymeti bilinmemiştir. Bu nedenle bilhassa talebe ve halk sevgisine mazhar olmuş, inanç ve ibadet konusundaki hassasiyeti ve yalnız bir sahabe hayatı örnekliğinin bir erdemi olarak mütevazılık, cömertlik ve aksiyonculuğu Ankara, Erzurum ve Konya başta olmak üzere etrafında sürekli bir heyecan uyandırmıştır. Geleneksel İslâm âlimi vasıflarından birisi olarak örgün öğretim dışındaki taliplilere evinde dersler vermiştir. Yabancı dinî neşriyatı yakından takip etmesi ve akademik kitap dolaşımının merkezî bir şahsiyeti olması hasebiyle sohbet halkaları merakla beklenir olmuştur. Okiç’in İlâhiyat Fakültesindeki görevine profesör seviyesinden başlamış olmasına rağmen, geride bıraktığı Türkçe telifler, selis üslubu, tetkik ettiği her bir konuyu araştırma metodu ve sergilediği fikrî örgüler bakımından hiç de yabana atılamayacak bir yekûn tutmaktadır. Ders aldığı hocalarının getirdiği bir birikim olarak irdelediği konuyu işlerken olumlu ve olumsuz verileriyle bir ayağı da sürekli oryantal araştırmalarda olmuş, bu birikime nüfuzu ve getirdiği eleştiriler ise erbabınca takdire şayan bulunmuştur. Okiç, Türkçe eserlerinin yanında bir dizi Boşnakça, Fransızca ve Arapça yazılar yazmış ve çeviriler yapmıştır. Bir ilim adamı olarak kendisinden bahsedildiğinde çoğu kere Türk okuru için yabancı dillerdeki bu telifler bilinemez bir alan olmuş veya göz ardı edilmiştir. 11 Okiç’in vefatından sonra İzmir Yüksek İslâm Enstitüsüne nakledilen özel kütüphanesinde 4234 bibliyografik künye kayıtlarının gösterdiği şekliyle Türkiye’ye gelmeden önceki -muhtemelen babasından da devraldığı- 43 yıllık kütüphanesini ve yayıma hazırlamakta olduğu birçok çalışmasını Bosna’da bırakmak zorunda kaldığı anlaşılmaktadır. Fakülte kütüphanesinin yeni sisteme geçmesiyle beraber “Tayyip Okiç Özel Koleksiyonu” da kütüphanenin genel muhtevasına yayılmıştır. Eser listesi kendisinin ona yakın lisan bilen vasfını yansıtmakta, Tefsir, Hadis ve İslâm Hukuku gibi zorunlu ihtisasının yanında dilbilim, İslâm tarihi, halk müziği, halk efsaneleri, İslâm ve Batı Felsefesi, Hıristiyan mezhepleri ve arşivcilik gibi geniş alanlara yayılmış özel ilgilerinin bulunduğunu göstermektedir. Okiç’in ilk dönem çalışmaları daha ziyade edebiyatla ilgilidir. Oğuzname’yle ilgili bazı metinleri, klâsik ve modern Arapça şiirleri Boşnakçaya çevirmiş ve üzerinde etütler yapmıştır. Modern Türk lirik şiiri, eski Arap lirik şiiri ve çağdaş Arap şiiri üzerine seçtiği örnek şairler üzerinden Boşnakça Gayret, Poşta, Pregled ve Nazmen mecmualarında makaleler dercetmiştir. Okiç’in kalem oynattığı bir diğer alan ise Osmanlı ve Boşnak arşivlerinde yer alan Osmanlı âlim, edip ve tarihçileriyle ilgili araştırmalardır. Bu hüviyeti ile Okiç, Rumeli ve Bosna tarihi ile ilgili yerli ve yabancı bütün neşriyatı yakından takip etmiş, bunlar hakkında yorumlar yapmış, bu sahayla ilgili akademisyenlere rehberlik sunmuş, dikkatli ve geniş bilgili bir tarihçidir. Okiç’in bu alana hassasiyet göstermesinin altında yatan en temel saik ise İstanbul’da yetişen Bosnalı âlimleri, Bosna’da yetişen Türk âlimleri her iki ülkenin güncel ilmî çevrelerine sunmakla bu iki siyasi, ilmî ve kültürel havzanın ayrılamaz bir bütün olduğunu gösterme isteğidir. Hasan Kâfî Akhisârî ve Gazi Hüsrev Bey hakkındaki çalışmaları özelinde bahse konu tespiti okuyabilmek mümkündür. Böylelikle Okiç, Türkiye’de görev yaptığı yıllar göz önüne alındığında artık unutulmaya yüz tutmuş, ateist ve baskıcı rejimlerce Müslüman âlemine kapatılmış bir coğrafya olarak Balkanlar’daki İslâm ve Türk mirasının Türk akademi çevrelerinde ve kamuoyunda zihinsel olarak canlı tutulmasının bir simgesi olmuştur. Balkanlar’daki İslâm kültür ve medeniyetini tetkik eden ve sanat tarihi 12 açısından oldukça mühim bir dizi makale dercetmesinin altında da bu arzunun yattığını söyleyebiliriz. Okiç’in dar zamanlarında öğrencilerini yalnız bırakmadığı tarihsel bir vakıadır ve bu yönüyle de Türk akademi tarihinde istisnai bir yerde durmaktadır. Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesinde 1968 yılında Hatice Babacan adlı kız öğrencinin derslere başörtülü girmek istemesi ile başlayan öğrenci boykotu süresince, öğrencilerin söz konusu haklı özgürlük arayışına destek vermiş, bu nedenle basın, aleyhinde bir dizi haber yapmış ve akabinde Doç. Dr. Yaşar Kutluay gibi bazı hocaların itirazlarına rağmen bu fakültedeki görevine, sözleşme ilkelerine aykırı bir biçimde son verilmiştir. İlmî çalışmaları nedeniyle yabancı matbuatta birçok övgüye mazhar olan Okiç’in meseleye bakışının altındaki en temel saik hiç kuşkusuz İslâmiyet’in kadın öğretimine verdiği evrensel değerden kaynaklanmaktadır. Ülkesine girişi de yasak olduğu için bu olaydan sonra sıkıntılı bir süreç geçirmiş, beş yıl maaşsız kalmış, dostları ve sevenlerinin yardımıyla çalışmalarını sürdürebilmiştir. Okiç, modern İslâm tedrisatının önemli bir zemini olarak Tefsir ve Hadis kürsülerini kurmuş, bu kürsülerde yıllarca hocalık yapmış ve Prof. Dr. Talat Koçyiğit, Prof. Dr. İsmail Cerrahoğlu, Prof. Dr. Mehmet Said Hatipoğlu, Prof. Dr. Mahmut Esad Coşan gibi her birisi nevi şahsına münhasır ilim ehlini ilâhiyat camiasına kazandırmıştır. Öğrencilerinin günümüze değin telif ettiği mümbit eserleri göz önüne aldığımızda onun asistan seçiminde nasıl bir rikkat, titizlik içinde isabetli tercihler yaptığı aşikârdır. Elinizdeki kitap, Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Yayınları başlığı altında İstanbul Osman Yalçın Matbaasında 1959 yılında bastırılmış, günümüze değin bir daha yayımlanmamıştır. Bazı Hadis Meseleleri Üzerinde Tetkikler, ilâhiyat fakültelerinde hadis araştırmalarının açılış kapısı hüviyetinde bir eserdir. Kitabın aslına uygun olarak basılmasına azami dikkat gösterilmiş, ancak yer ve isimlerin yazılışı, günümüz Türkçesine uygun ifadelendirilmiştir. Türkiye’de din eğitim ve öğretimi alanında bir kuşağı derinden etkilemiş bir şahsiyet olarak muhterem Prof. Dr. Muhammed Tayyip 13 Okiç’in bu eserini yeni nesillerin ilgisine taşımaktan büyük bir kıvanç duyuyoruz. Yayınevimizin muhterem M. Tayyib Okiç Hoca’nın bütün teliflerini yayımlayacağını öğrendikten sonra bundan çok büyük bir memnuniyet ve onur duyduğunu bizlere bildiren ve gerekli yardımlarını esirgemeyen Okiç Hoca’nın kız kardeşi Tayyiba Okic Rasidagic’in torunu Hasiba Džigal Hanımefendi’ye şükranlarımızı sunarız.