Elinizdeki çalışma, Balkanları ele alan romanlarla ilgili bir çalışmadır. Bu vatan nasıl kazanıldı, nasıl kaybedildi? Kaybedilen vatanda yaşayan insanların akıbeti ne oldu? Ele aldığımız romanlar, hem kaybedilen vatanla, hem de kaybedilen vatan üzerinde yaşayanlarla ilgilidir. 20. yüzyılın başı, Türk tarihinin en acı, en felaketli dönemlerinden biridir, belki de birincisidir. Osmanlı Devleti’nin çöküş sürecinin yaşandığı bu yıllarda, birbiri ardınca gelen savaşlar ve yenilgiler, büyük toprak kayıpları, devletin gücünü hızla eritmiş, insan gücünü de yok mertebesine getirmiştir. Bu yıllarda en trajik olay, Balkan savaşında Rumeli’nin bütünüyle kaybedilmesi olmuştur. Bu kayıp, belki de devletin yıkılmasından daha büyük ve önemli bir kayıptır. Nitekim Rumeli’nin elden çıkması, devletin yıkılmasını da beraberinde getirmiştir. Rumeli’nin kaybını başlatan savaşın, 93 Harbi olduğunu ve Rumeli’nin büyük bir kısmını içine alan Tuna vilayetinin bu savaş sonunda kaybedildiğini hatırlayalım. Rumeli vatandı, Türk’ün anavatanının önemli bir parçasıydı. İhtişamlı tarihiyle, zengin ve verimli coğrafyasıyla, Türk sanatında işlenmiş ve sanat değeri yüksek eserlerin oluşmasını sağlamış bir vatan toprağıydı. Bu tarih ve coğrafya etrafında zengin bir Türk müziğinin ve edebiyatının oluştuğunu görmekteyiz. Rumeli’nin kaybı, pek çok felaketi de beraberinde getirdi. Bitmeyen savaşlar, devletin yıkılışı, göçler, Mübadele… Ve nesiller boyu çekilen hasret ve gurbet acıları, yoksulluklar… Hazırladığımız bu kitapta Türk’ün Rumeli macerasının romanlara dökülmüş şekilleri bulunuyor. Fakat önce bu çalışmanın nasıl ortaya çıktığını anlatmam lazım. Kitabın yazılış sürecinin ve plan arayışının da ayrı bir hikâyesi var. Rumeli macerası kafamı kurcalıyor, Rumeli’yi kaybedişimizin romanlara aksetmesini yetersiz buluyordum. 2000 yılından sonra roman dünyasında oluşan hareketliliği fark etmemem imkânsızdı. Rumeli ile ilgili romanları ele almak ve bu konu üzerinde çalışmak istedim. Romanları okumak beni Birinci Dünya Savaşı ile ilgili diğer romanlara götürdü. Osmanlı Devleti’nin son yüzyılı ile ilgili romanların çokluğunu fark ettim. Özellikle II. Abdülhamit devriyle ilgili konular, romancıların ilgisini çekmekteydi. Ben bu devirle ilgili romanları okurken Sarıkamış Harekâtı üzerine yazılmış olan romanların çokluğu dikkatimi çekti. Sarıkamış Harekâtı’nı konu alan birbiri ardınca yazılmış olan romanlar üzerinde çalışmaya başladım. Bu çalışma, büyüdü, genişledi ve 300 sayfalık bir kitap hâline geldi. Bu arada Rumeli’nin işlendiği romanları okumaya devam etmekteydim. Okuduğum romanların önemli bir kısmında çekirdek vaka olarak Rumeli’nin işlendiği görülüyordu. Bir kısmında ise Rumeli’den pek az bahsedilmekteydi. Üzerinde düşündükçe Rumeli’ye az yer veren eserlerin ihmal edilemeyeceğini, çalışma dışında bırakılmaması gerektiğini fark ettim. Çünkü bu romanlarda Rumeli ile ilgili sosyal meselelerin yorumları da yer almaktaydı. Bazılarında devletin geriliği ve çöküşünden bahsediliyor, Balkanlardaki yenilgilerin sebepleri ortaya konuyor ve tahlil ediliyordu. Romanların bir kısmında da yorum yapılmamış ve sebepler araştırılmamıştı ama Rumelili karakterlere yer verilmişti. Bazı eserler de romancılık yönünden zayıf ve gevşek bir yapıda idiler. Ama bu romanlar, taşıdıkları malzeme bakımından ihmal edilemeyecek nitelikte idiler. Üstelik yazarlarının da romancılık yönünden bir iddiaları bulunmuyordu. Onlar sadece ele aldıkları devir hakkında gerçekle ilgi kurdukları bazı malzeme ve bilgilerin yazıya geçmesini isteyen yazarlardı. Bu, basit bir iş değildi. Bilginin, elde edilen malzemenin kalıcılığını, ölümsüzlüğünü sağlayan bir işti. Bu uğraşın da değerlendirilmesi gerekiyordu. Hepsinin düzgün ve okunabilir bir Türkçe kullandıklarını da fark etmiştim. Balkanlar konusunun, içinde az veya çok yer aldığı bütün romanları çalışmama almaya karar vermiştim. Roman sayısı arttıkça bunları nasıl değerlendireceğim konusu, daha çok problem olmaya başladı. Bu kadar romanı neye göre tasnif etmeliydim? Bu soruya uzun zaman cevap veremedim. Beni düşündüren bir diğer nokta, tematik çalışmalarda görülen yapı bölünmesiydi. Bir edebî eseri belli bir temaya göre incelerken eserdeki bütünlüğün korunması mümkün olmuyordu. Bu durumda romanlar hakkında kısa bir tanıtım yapılabilirdi. Ben ise romanın bütünlüğünü bozmak istemiyordum. İşleyeceğim problemleri de o bütünlük içinde ele almayı düşünüyordum. Bu arada romanları okumaya devam ediyor ve hepsinin ayrıntılı özetlerini çıkarmaya çalışıyordum. Kitabımda ele almak istediğim konuları da ayrıca belirtiyordum. Romanların sayısı gittikçe artıyordu. İnceleme alanıma giren roman sayısı 100’ü geçmişti. Bu esnada ben, romanlar üzerinde düşünmekle ve araştırma metotlarını gözden geçirmekle meşguldüm. O sırada Türk Romanında İttihat Terakki adlı kitabın planı dikkatimi çekti. Murat Koç bu çalışmasında 1908-2004 arasında yazılmış olan romanları ele almış ve kronolojik bir plan dâhilinde incelemişti. Bu plan benim de işime yarayabilirdi. Üstelik bu çalışma da 100’ü aşkın roman üzerinde yapılmıştı. Kronolojik incelemeye karar verince inceleme planımın alt bölümleri ortaya çıkmış oluyordu. Romanları okudukça sadece çöküş devrinden bahsetmenin eksik kalacağını ve yetersiz olabileceğini düşünmeye başladım. Türk tarihinde Rumeli ile ilgili 1300’lerden 2000’lere kadar süren uzun bir süreç yaşanmıştı ve yaşanmaktaydı. Fetih devri hariç, karşılaşılan problemlerin pek değişmediği, aşağı yukarı birbirine benzer olduğu görülüyordu. Savaşlar, yenilgiler, göç, soykırım, zulümler… Bütün bunlar, temeline Türk düşmanlığı yerleştirilmiş bir bakış tarzından ileri geliyordu. Türk’ün güçlü olduğu devirlerde bu güç kabul ediliyor ve ona boyun eğiliyor, Türk gücünü kaybedince, zayıflayınca amansız bir Türk düşmanlığı baş gösteriyordu. Türk’ün Rumeli macerasını, tarihin akışı içinde romanlar üzerinden göstermek istedim. Değişen şartları, gerileme sebeplerini ortaya koymak istedim. Romanları okumaya devam ediyor ve incelemelerini yaparak ait oldukları altbölümlere yerleştiriyordum. Zamanla yine kafamda birtakım soru işaretleri oluşmaya başladı. Tespit ettiğim problemlerin pek çok romanda ele alındığını ve tartışıldığını görüyordum. Bunları da çalışmamda belirtiyordum. Romanların tanıtımında yaptığım yorumlara rağmen bir şeylerin eksik kaldığını ve ayrıca bir tematik incelemenin şart olduğunu fark ettim. Hazırladığım çalışma beni tatmin etmemişti. Böylece bölümlerdeki tematik incelemeler meydana geldi. Bu çalışmanın beni çok yorduğunu, manen çok yıprattığını söylemeliyim. Yıllar yılı okuduğum eserlerde anlatılan savaşlar ve yenilgiler, yapılan haksızlıklar, yaşanan göçler, tecavüz ve soykırım olayları karşısında âciz ve çaresiz kaldığımı hissettim. Kendi milletimin yok olma noktasına geldiğini, göz göre göre bu noktaya getirildiğini defalarca okumaktan, geriliğe, cahilliğe, ilkelliğe şahit olmaktan bunaldım ve bu duruma isyan ettim. Bu halde iken, okuduğum kitaplardan birinde rastladığım ifadeleri sık sık hatırlamaktan kendimi alamadım. Bu kitap, Talât Uzunyaylalı’nın Paylaşılamayan Topraklar adlı romanıydı. Kitabın başında yazar romanının konusunu belirtiyor ve yazış macerasını anlatıyordu. 1914-1922 yılları arasında Anadolu’da yaşanan Ermeni zulmünün konu edildiği bu romanda, yazar zaman zaman bunaldığını, yazmaktan vazgeçme noktasına geldiğini de belirtmekteydi. Yazar bu konudaki hislerini şöyle anlatıyordu: Romanın konusuyla ilgili binlerce sayfa arşiv bilgisi, hatıra, araştırma inceleme kitapları mevcuttur. Türk ve Ermeni yazılı kaynaklarının bir kısmını ki (on bin sayfadan fazla okuma yaptım) sabırla ve yapabildiğimce yansız bir gözle okuyarak kaleme aldığım bu romanın bana pek çok ıstırap verdiğini, insanların maruz kaldığı hadiselerin sıhhatimi bozacak derecede beni etkilediğini, zaman zaman romanı yazmaktan vazgeçtiğimi, fakat her defasında yeniden masaya oturduğumu ve sonunda güçlükle bitirebildiğimi belirtmek isterim. Yukarıda oldukça sancılı ve ıstıraplı bir yazış süreci anlatılıyor. Buradaki ıstırap, sanatın ve yaratıcılığın oluşması ve gelişmesiyle alakalı değildir, doğrudan doğruya gerçekte yaşanmış olan acıların yarattığı bir durumdur. Türk devletinin zayıflaması ve yıkılışı süreci içinde yaşanan haksızlıkların, yapılan adaletsizliklerin, Türk’e oynanan vahşi, zalim ve acımasız oyunların, romandaki ifadesidir. Yazar, romanını meydana getirirken, Ermeni olayları ile ilgili binlerce can yakıcı sayfayı okumak zorunda kalmıştır. Bu sayfaların, ölümle, haksızlıkla, vahşetle dolu bulunduğu açıktır. Kitabımı yazarken Talat Uzunyaylalı’nın bu cümleleri kafamda döndü durdu. Çünkü aynı sıkıntıyı ben de yaşıyor ve haksızlıklara isyan noktasına gelerek çaresizlikle kıvranıyordum. Düşmanın gittikçe artan nefreti ve planlı hazırlığı karşısında devletin âcizliği ve umursamazlığı, halkın perişanlığı, geriliği, gafleti beni isyan ettiriyor, sağlığımı bozacak, uykularımı kaçıracak durumlara getiriyordu. Buna benzer pek çok olumsuz duygu ve düşüncelerle mücadele ederek bu çalışmayı tamamladım. Bu çalışmaya duygularımı, düşüncelerimi, sezgimi, kısacası bütün ruhumu kattığımı söyleyebilirim. Gerçeklerden uzaklaşmadan bunu yapmaya çalıştığımı belirtmeliyim. Tarafsız mıyım? Hayır. Değerlendirmelerde objektif olmaya çalışsam da benim bir kimliğim var. Yorum ve değerlendirmelerimi o kimlik doğrultusunda yaptığımı rahatlıkla söyleyebilirim. Ama Türk’ün burada uğradığı haksızlık o kadar büyük, o kadar açık ki asıl bunu göremeyen gözün, bunu inkâr eden bir bakışın tarafsız olmadığını, düşmanın bakışını ve görüşünü benimsediğini ifade etmek doğru olur. Romanların edebî ürünler olmalarının dışında bir başka fonksiyonları daha vardır. O da sosyolojik malzeme ile dolu bulunmalarıdır. Böylece insanı birçok yönden yakalama ve inceleme fırsatını vermektedirler. Diğer bir mesele yazarların olaylar karşısında aldıkları tavırdır. Yazarların sezgileri, tepkileri ve eleştirileri çok büyük önem taşır. Bunların romanlar vasıtasıyla aktarılmasının, sağlam ve çağdaş bir toplumun oluşturulmasında çok büyük bir rolü olduğunu düşünüyorum. Kitabımda romanların ve yazarların toplum içindeki rollerini ve ağırlıklarını ortaya koymaya çalıştığımı belirtmeliyim. Bütün bu açıklamalardan sonra kitabın bölümlerine geçebilirim: Kitapta beş ana bölüm bulunmaktadır. Bölümlerin düzenlenmesinde romanların konuları esas alınmış ve kronolojik bir sıra takip edilmiştir. Rumeli’nin Fethi başlığını taşıyan Birinci Bölüm, Osmanlı Devleti’nin kuruluş ve yükseliş devirleri ile sınırlandı. Burada Osmanlı Devleti’nin Rumeli’ye geçiş yıllarını işleyen romanlar ele alındı. Osmanlı Devleti’nin yükseliş dönemindeki olaylara ve savaşlara yer veren romanlar da burada yer aldı. Bu bölümde Rumeli’nin fethi ile ilgili altı roman bulunmaktadır. Bundan başka ikisi yükseliş, ikisi de Köprülüler devriyle ilgili olmak üzere bölüme dört roman daha dâhil edilmiştir. İkinci Bölüm Çöküş ve Çözülüş Devri adı altında toplandı. Bu bölümün tarihi 1800-1918 olarak belirlendi. Burada bu yıllardaki olayları konu alan romanlara yer verildi. Çalışmamızın esas kısmını oluşturan bu bölümün alt başlıkları şöyledir: II. Abdülhamit Öncesi (6 roman), II. Abdülhamit Devri (19 roman), Meşrutiyet Devri (13 roman)… Abdülhamit öncesi adını verdiğimiz kısımda henüz çatışma yoktur, vatan kaybedilmemiştir. Fakat problemlerin başladığı ve henüz su yüzüne çıkmadığı da hissedilmektedir. Bu romanlarda birtakım isyanların konu alındığını görmekteyiz. Vatan henüz kaybedilmemiştir ama vatanın kaybedilmesinin kıpırtıları başlamıştır. Onun için bu altbölüme kıpırtılar, isyanlar, huzursuzluklar, rahatsızlıklar dönemi diyebiliriz (Vatanın kaybedilmesi süreci, Abdülhamit döneminin başında, 93 Harbi ile birlikte başlıyor). Abdülhamit Öncesi adlı altbölümü hariç tutarsak diğerlerinin ortak özelliğinin vatanın kaybedilmesi olduğunu söyleyebiliriz. Meşrutiyet devri kendi içinde altbölümlere ayrılmaktadır. Bu altbölümler şöyledir: Birinci Dünya Savaşı (11 roman), Sarıkamış (15 roman) ve Çanakkale (9 roman) cepheleri… Balkanlardaki savaşlar, yenilgiler, toprak kayıpları ve göçler, Abdülhamit ve İkinci Meşrutiyet yıllarında meydana gelmişti. Dolayısıyla bu yıllar, romanlarda en çok işlenen devir olmaktadır. Burada 73 roman ele alınmıştır. Üçüncü Bölüm Mütareke ve Millî Mücadele Devri adını taşıyor. 19181923 yılları arasında sınırlandırdığımız bu devrede yeni bir devlet kurma mücadelesi verilmiştir. Bu devreyi konu alan romanların bir kısmında yine Rumeli’den söz edildiği ve Balkanlarla ilgili çeşitli problemlere yer verildiği görülüyor. Bu bölümde 11 roman ele alınmıştır. Lozan’dan Sonra başlığını taşıyan Dördüncü Bölüm iki alt bölümden oluşuyor. Bunlardan birincisine Mübadele, ikincisine Cumhuriyet Devri adları verildi. Mübadele başlığı altında 20, Cumhuriyet Devri başlığı altında 22 olmak üzere toplam 42 roman incelendi. Bu bölüm 1923-1990 olarak sınırlandırıldı. Çalışmamızda, belirtilen ana başlıklar altında yer alan romanlar, bu konularda kaleme alınmış romanların bütünü değil sadece Rumeli’den bahseden ve Rumeli konusuna motif olarak yer veren eserlerdir. Kitabımızda Girit, Rodos gibi adalarla ilgili romanların da bulunduğu görülecektir. Adalarda yaşayan Türklerin de Rumeli ile aynı kaderi paylaştıkları, aynı acı olayları yaşadıkları, pek çoğunun bu uğurda hayatlarını kaybettikleri, bu olaylar sonunda sağ kalabilenlerin de vatanlarını kaybettikleri bir gerçek tir. Rumeli’nin bir uzantısı olarak gördüğümüz için, adalarla ilgili romanları da çalışmamıza dâhil ettik. Bu çalışmada iki ayrı tematik inceleme bulunuyor. İlki, Birinci Bölümde yer almış olan incelemedir. Fetih ve yükselme devirlerini konu alan romanların tematik incelemesi, şu başlıklar altında toplandı: Kuruluş ve Fetih Yılları, Yükselme Devri ve Cihan Hâkimiyeti… Bu bölümde devrin özellikleri, romanlara dayanılarak belirtildi ve incelendi. Tarihî malzemenin romanlara nasıl yansıtıldığı gösterilmeye çalışıldı. İkinci, Üçüncü ve Dördüncü bölümlerdeki romanların tematik incelemeleri için ayrı bir bölüm oluşturuldu. Beşinci Bölüm dediğimiz bu kısımda tematik inceleme şu alt başlıklar altında toplandı: Nüfus, Soykırım ve Gasp; Osmanlı Devleti’nin Çöküşü; Cehalet, Eğitim ve Kadın, Karakterler… Romanlar incelendiği zaman yukarıda belirtilen problemlerin ve yaşanan sıkıntıların, iki asırdan beri değişmeden devam ettiği görüldüğü için ve Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra sınırların dışında kalanların aynı sıkıntıları yaşadıkları görüldüğü için (her bölümde aynı problemleri tekrar etmemek düşüncesiyle), üç bölümün tematik incelemesi birlikte yapıldı. Çalışmamızdaki diğer bölümler şunlardır: Giriş, Sonuç, Tablolar, Kronoloji, Bibliyografya, Dizin… Giriş iki altbölümden oluşuyor. Birinci altbölümde tarihî olayların kısa bir özeti yapıldı. Burada Rumeli’nin fethinden başlanmış, Osmanlı tarihi kısaca verilmiş, yapılan önemli muharebeler belirtilmiştir. Bu özette, romanlardaki malzemeye göre hareket edilmiş ve romanlarda yer alan bazı tarihî olaylar daha ayrıntılı olarak verilmiştir (denizler hâkimiyeti ve Barbaros gibi). Gerçek olayların kurguda nasıl yer aldığı, nasıl işlendiği böylece olaylarla gösterilmeye çalışıldı. Girişin ikinci kısmında 2000 yılından önceki romanlar ele alındı. 2000 yılından sonra yazılmış iki yabancı romandan bahsedildi. Ayrıca hikâye, hatıra, röportaj, gezi yazısı türlerinde önemli bazı eserler hatırlatıldı. Bu konuda yazılmış tiyatro ve şiir türlerindeki eserlere yer verilmedi. Sonuçta romanlardan hareket edilerek genel bir değerlendirme ve yorum yapıldı. Kronolojide önemli tarihî olayların tarihleri bir liste halinde gösterildi. Tablolar başlığı altında romanlardaki devirler, karakterler ve çalışmamızda yer alan bazı problemler şematik olarak gösterilmiş bulunuyor. Çalışmamızda 136 roman yer almaktadır. Bunlar, birkaçı hariç, 2000 yılından sonra kaleme alınmış eserlerdir. Bu romanların bazılarında Rumeli meselesine çok az yer verildiği görülüyor. Bunları kitabıma almamın sebeplerinden biri, içinde Balkanların yer aldığı romanların sayıları hakkında bir fikir vermek ve bu sayının çokluğuna dikkat çekmektir. Bu durum, Rumeli’nin kaybının, Türk toplumunda ne kadar derin bir yara açtığını ve bu yaranın bilinçaltına yerleştiğini göstermesi bakımından da önemlidir. Burada Rumeli’nin kaybı konusunda yazarlar tarafından gösterilen bilinçli tavra da dikkat çekmek lazımdır. Yazarların bu tavrı, toplumun bu konuda uyanışını ve hassasiyetini işaret etmektedir. Balkanlardan az veya çok bahseden bütün romanları işte bu sebeplerden kitabıma almış bulunuyorum. Bu çalışma hakkında gerekli gördüğüm diğer açıklamaları şöyle belirtebilirim: 1. Çalışmanın Kapsamı: Balkanlardaki olaylar ve savaşlar, günümüze kadar getirilerek Rumeli’nin panoraması çizilmeye çalışılmıştır. Rumeli’nin kaybının önemini daha iyi belirtebilmek için Balkanların fethinden günümüze kadar olan savaşların ve olayların konu edildiği romanlar ele alınmıştır. Osmanlı ve Türkiye Türklerinin 20. yüzyıldaki tarihi, Anadolu ve Trakya topraklarındaki olaylardan ibaret değildir. Bu tarih, Bulgaristan, Yunanistan, Makedonya, Sırbistan, Kosova, Girit ve Ege adalarında da yaşanmıştır ve bütün bunlar incelediğimiz romanlara yansımıştır. Bu yüzden yukarıda belirtilen konuları işleyen romanlar, incelememize dâhil edilmiştir. 2. Romanların Sınıflandırılması: Romanlar, belirtilen kronolojik devirlere göre sınıflandırıldı. Birinci Bölüm’de Osmanlı Devleti’nin kuruluş ve yükseliş devirlerini konu alan romanlar toplandı. İkinci Bölüm’de 1800-1918 yılları arasındaki olayları anlatan romanlar yer aldı. Asıl zorluk, bu bölümün altbölümlerindeki tasnifte yaşandı. Çünkü pek çok romanda, birden fazla devrin hikâyesi anlatılmaktaydı. Romanlarda devirler arasındaki geçişler oldukça çok ve karmaşıktı. Özellikle Abdülhamit, Meşrutiyet, Millî Mücadele dönemlerini anlatan romanlarda tasnif zorlaşmaktaydı. Savaş romanlarını sınıflandırmak kolaydı. Fakat devirlerin konu edildiği romanlarda bu sınıflandırma bazen güçleşiyordu. Böyle durumlarda iki yol takip ettim. Birincisi, olayların başlama tarihlerine göre sınıflandırmak oldu. İncelemeye aldığım romanı, hangi tarihte başlıyorsa o döneme yerleştirdim. Böyle durumlarda romanın asıl işlediği zamanı hesaba katmadığım oldu (Buna örnek Yaralı Yürek’tir. Yaralı Yürek romanını Abdülhamit’ten önceki bölüme yerleştirdim. Halbuki roman Abdülhamit ve Meşrutiyet yıllarını içine alarak Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar gelmektedir). Romanları sınıflandırırken genellikle bu yolu takip ettim. İkinci yol Sakız’ın Gözyaşları ve Elveda Kapadokya romanlarında uyguladığım metottur. Bu romanlar yaşadığımız devrin olaylarının anlatıldığı eserlerdir. Fakat geriye dönüşler vardır ve bu kitaba alınma sebepleri de bu geriye dönüşlerde anlatılan olaylardır. Bu romanları geriye dönüşlerde anlatılan olayların bulunduğu tarihlere yerleştirdim. Bütün bunları da dipnotlardaki açıklamalarda belirttim. 3. Romanların Tanıtımı: Romanların tanıtımı bölümlerinde, romanların tam bir olay örgüsü verilmemiş, sadece Rumeli ile ilgili kısımlarından (olaylardan veya karakterlerden) bahsedilmiştir. Bu bölümlerde romanlar yapısal bir incelemeye tabi tutulmamışlardır. Balkanları çekirdek vaka olarak işleyen romanlarda bütün bir özet veya olay örgüsü verilmiştir. Çünkü bu romanların bütünü, konumuzun inceleme alanı içindedir. Ama bütünüyle konumuza dâhil olmayan romanların sadece Rumeli ile ilgili kısımlarından bahsedilmiştir. Aynı şekilde romanlar yapı ve estetik bakımdan ele alınmamış, edebî bakımdan da bir değerlendirmeye tabi tutulmamıştır. Edebî eser bir yapıdır, bir bütündür. Roman ve hikâyede, yani kurgusal eserlerde, ayrıntılar önemli ve değerlidir. O yüzden ben eserlerin bütünlüğünü bozmak istemedim ve belli bir plan içine yerleştirdiğim her eseri kendi bütünlüğü içinde ele aldım ve işledim. Romanların tanıtılması adını verdiğim bu bölümlerde sadece teknik tanıtma ve özetlerle yetinmeyip seçtiğim konu açısından önemli bulduğum ve romanlarda yer alan temleri ve bilgileri vermeye, belirtmeye çalıştım. Temleri vurgulamak için bazı alıntıları da burada verdim. Bazen küçük yorumlar ve değerlendirmeler de yaptığım oldu. Yazarların yaptığı vurgular, gösterdikleri hassasiyetler ve tepkilerin metin içinde tespit edilmesini, belirtilmesini ve vurgulanmasını istedim. 4. Tematik İnceleme: Rumeli’nin fethi ve yükselme devirleri ile ilgili olan Birinci Bölüm’ün tematik incelemesinde bu yıllarda yaşanan zaferler ve sebepleri üzerinde durulmuştur. İkinci, Üçüncü ve Dördüncü bölümlerin problemleri aynı olduğu için, bu bölümlerin tematik incelemeleri ayrı bir bölüm halinde bir arada (Beşinci Bölüm’de) yapıldı. Devletin çöküşüne sebep olan pek çok problem burada gösterilmiş bulunuyor. Bu konuda romanlarda çok zengin malzeme bulunmaktadır. Romanlarda savaşlar, yenilgiler, devletin çöküşü ve sebepleri çok geniş olarak ele alınmış ve tartışılmış bulunmaktadır. Bütün bu malzemeyi değerlendirmeye ve yorumlamaya ve ortaya koymaya çalıştık. Buna göre, savaşlar, göç, soykırım, devletin çöküşü, kurumların işlememesi, yöneticilerin ve toplumun bozulması, eğitim, taassup, cehalet, kadın konularını ele aldık. Tematik İncelemede romanlarda yer alan karakterler, olaylar ve problemler üzerinde duruldu. Karakterlerdeki değişim, toplumdaki eksiklikler ve kusurlar belirtildi, tahlil edildi ve yorumlandı. Burada zaman zaman 2000 yılından önce yazılmış eserlerin de yer aldığı görülecektir (Bizim Diyar, Viran Dağlar, Kurt Seyt ve Shura, Kurt Seyt ve Murka, Mengene Göçmenleri gibi eserlere de tematik incelemede temas edildi). 5. Tekrarlar: İncelemede birtakım tekrarlar olduğu görülecektir. Bunların en aza indirilmesi için gayret sarf edilmiştir. Fakat bazılarının da vurgulanması ve üzerinde durulması gerektiği düşünülmüş, bu yüzden birden fazla yerde ele alınmıştır. Bu tekrarların bir kısmı, romanlarda görülen aynı meselelerin ve konuların işlenmesiyle ilgilidir. Farklı romanlarda farklı yazarlar tarafından aynı olaylar ele alınmış ve birbirine benzer şekilde anlatılmıştır. Romanların tanıtımı kısmında bunlar tek tek belirtilmiş, dolayısıyla bir tekrar meydana gelmiştir. Bir diğer tekrar, Tematik İncelemede ortaya çıktı. Bir roman, içindeki malzemeye göre birkaç yerde ele alınarak incelenirken ve yorumlanırken birtakım tekrarların ortaya çıkması kaçınılmazdı. Bunun, tematik incelemenin yapısında bulunan bir uygulama olduğu açıktır. 6. Alıntılar ve Dipnotlar: Romanların künyesi roman tanıtımı bölümlerinde verildi. Romanlardan yapılan alıntılar için dipnota “Alıntılar bu baskıdandır,” diye not düşüldü. Fakat alıntıların bir kısmı roman tanıtım bölümlerinde değil, tematik inceleme bölümünde yer almaktadır. Dipnotlar fazla olmasın diye orada ayrıca bu konuda not düşülmemiş, nereden alıntı yapıldığı bilgisi, sadece roman tanıtım bölümünde verilmiştir. Tematik incelemede romanların adları verilmiş ve yapılan alıntıların sayfa numaraları belirtilmiştir. Bilimsel çalışmalarda sonuçlarda genellikle dipnot kullanılmaz. Fakat ben bu kitabımdaki sonuçta alıntı yapmak ve dipnot kullanmak mecburiyetinde kaldım. Değerlendirme ve yorum yapabilmek için ve bazı hükümlere varabilmek için o bilgilere dayanmam lazımdı. Ancak o bilgilerden hareket ederek hüküm verebilirdim. O bilgiler de bana ait değildi. Onun için sonuçta alıntı yapmak ve dipnot kullanmak zorunda kaldım. Bu kitabın ortaya çıkmasında arkadaşlarımdan ve öğrencilerimden yardım ve destek gördüğümü söylemeliyim. Çalışmamın başından sonuna kadar beni izleyen, konuşmalarımı dinleyen, sıkıntılarımı ve sorularımı paylaşan hocam, dostum ve arkadaşım İnci Enginün, çeşitli fikirler vererek ufkumu açtı ve çok boyutlu düşünmemi sağladı. Balkanlarda yapılmakta olan güncel faaliyetleri bana haber verdi ve kitabımı ilgiyle baştan sona kadar okudu. Bir diğeri Ahmet Ercilasun… O da kitabı dikkatle okudu ve gerekli düzeltmeleri yaptı, ikazlarını, yorumlarını ve eleştirilerini belirtti. Sevgili öğrencim Nurtaç Ergün Atbaşı bana durmadan kitap, fotokopi taşıdı ve yeni yayınları haber verdi, tabloların bilgisayara aktarılmasını sağladı. Çalışmam süresince beni dikkat ve ilgiyle dinledi. Kitabın yayın hayatına geçmesini sağlayan Göktürk Ömer Çakır… Hepsine candan teşekkürlerimi ifade etmek isterim.