Beslenme; biyolojik, genetik, kültürel, ekolojik ve ekonomik alanda etkileri olan çok boyutlu ve çok disipinli bir konudur. İnsanın hayatta kalma mücadelesi içinde en temel gereksinim olma özelliğinden; toplumsal alandaki çeşitli uzantılarına kadar neredeyse tüm disiplinlerin araştırma konusu hâline gelmiştir. Günümüzde beslenme konusuna ilgi arttıkça farklı disiplinler de bu konuya odaklanmaktadır. Çeşitli üniversitelerde gastronomi ve mutfak sanatları gibi alana özgün bağımsız programlar açılmaya başlamıştır. Yemek ve beslenme üzerine verilen eğitimler, özel aşçılık okulları ile çeşitli kursların sayısı her geçen gün artmaktadır. Dünyanın gelecekte daha fazla yaşayacağı öngörülen küresel iklim ve gıda krizinden, günümüzde sağlıklı beslenmenin insan ve çevresi için önemine kadar geniş bir yelpazedeki tüm sorunların çözümüne beslenme antropolojisi alanındaki çalışmaların katkısı büyüktür. Beslenme antropolojisi (Nutritional Anthropology), yemek ve kültür ilişkisini inceleyen ve bu süreçte “kültüre” odaklanan antropolojinin bir alt alanıdır. İlgili literatürde yer yer yemeğin antropolojisi (Anthropology of Food) olarak nitelenen bir kavramla karşılanmaktadır. Bazı kaynaklar, yemek antropolojisi ile beslenme antropolojisini birbirinden farklılaştırır. Beslenme antropolojisi çalışanlar, hem sosyal hem de biyolojik bilimlerin yöntemlerini kullanırlar. Bu bağlamda, “beslenme antropolojisi” farklı disiplinleri de içerecek şekilde daha geniş bir perspektiften beslenme konusuna yaklaşır. Beslenme konusu, büyük ölçüde biyolojik temelli bir eylem olarak kabul edildiği için uzun bir süre sosyal bilimlerin çeşitli alanlarında pek tartışılmamıştır. Ancak, her dönemde toplumların yaşam biçiminin en önemli parçası olarak gelişmiş ve zamanla antropoloji, halkbilim, biyoloji, sosyoloji, psikoloji, arkeoloji, ekonomi, eğitim gibi pek çok bilim dalının inceleme alanı içinde yer almış, üzerinde çeşitli araştırmalar yürütülüp çeşitli kitaplar ve makaleler yayınlanmıştır. Araştırma ve incelemelerin boyutları büyüyünce her bilim dalının kendi içinde alt bilim dallarına ayrılması kaçınılmaz olmuştur.Antropolojik saha araştırmaları, yemek kavramının farklı toplumlarda çok çeşitli yönlerinin olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda 1930’lu yıllarda “Beslenme Antropolojisi’’ adı ile yeni bir alan doğmuştur. Bu alan, Türkiye’de görece yeni disiplinlerarası ve çok disiplinli bir çalışma alanıdır. Kitabımızın düşünsel arka planını oluşturan kuramsal ve kavramsal akademik dayanaktan hareketle; bu kitapta insanlık tarihi kadar eski “beslenme” konusunun antropolojik yönlerine vurgu yapmak hedeflenmektedir. Bu açıdan kitap, “ot yiyen” ve “et yiyen” insa-xnın atalarından başlayarak, toplumsal tarihi içinde “mutfak” kültürünü oluşturan, değiştiren ve yeniden üreten insana dair geniş bir yelpazeye odaklanmaktadır. Günümüzde beslenme konusunda çok tartışılan “sürdürülebilir sağlıklı beslenme”nin nasıl mümkün olabileceğine dair sorular sorarak, bunlara cevaplar aramaktadır. Özetle beslenme konusunu biyokültürel boyutlarıyla değerlendirmektedir. Kitabımızın, beslenmeye ilişkin tarihsel perspektif sunmanın ötesinde gelecekteki olası problemlerin neler olacağını da düşündürmeye yönelik alandaki önemli bir boşluğu dolduracağına inanıyoruz.Her biri alanında uzman akademisyenlerin özenli metinlerinden oluşan bu kitabın yayımlanma sürecindeki emekleri ve katkılarından dolayı Vahdet Özkoçak ve Fırat Koç’a çok teşekkür ederiz. Editörler olarak tüm bölüm yazarlarına içten teşekkür ediyor; kitabımızı beslenme konusuna meraklı araştırmacıların ve ilgili okuyucunun dikkatine sunuyoruz