Birçoğumuz, doğup büyüdüğümüz toprakların uzaklarında yaşıyoruz. Ancak uzakta olmak, doğduğumuz topraklara duyarsız veya ilgisiz olmak anlamına gelmez, gelmemeli de! Bizler çoğaldık ancak topraklarımız değil. Atalarımıza yeten, onları doyuran topraklar, bizlere yetemedi, doyuramadı. Ve bir gün doğduğumuz toprakları terk etmek zorunda kaldık... Büyük üstat Cahit Külebi’nin “Hikâye” başlıklı şiirindeki son dörtlüğü hatırlayalım: “Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin! / Benim doğduğum köyler de güzeldi, / Sen de anlat doğduğun yerleri, / Anlat biraz”. İşte, bu mütevazı eserde, Anadolu’nun nadide kır çiçekleri olarak tarif ettiğim kavruk yüzlü ve bağrı yanık bozkır çocuklarının hikâyeleri anlatılmaktadır. Umarım, burada yazılanları okurken, “Evet! Bunlar benim de hikâyem!” hissiyatını doyasıya yaşarsınız. Ne var ki kadim Anadolu bozkırının hikâyelerini bütün derinliği ve gerçekliği ile yazmanın mümkün olmadığını da çok iyi biliyorum. Anılarıma derin izler bırakan ve kişilik oluşumuma öz değer katan bozkır kültürünü biraz da mizahi yönünle dillendirmeye çalıştım. Hikâyeleri, kişilerden ziyade olaylar üzerinde kurgulamaya özen gösterdim. Bozkırın kavruk yüzlü ve bağrı yanık çocuklarını, ne olduklarından daha fazla yüceltmeye ne de olduklarından daha aşağı yermeye çalıştım. Olduğu gibi tüm gerçekliği ile kendi vpenceremden anlatmaya gayret gösterdim. Son değerlendirmeyi de siz kıymetli okurlara bıraktım. En büyük hayalim, bu eserde anlatılanlardan esinlenerek kaleme alınmış başka bozkır çocuklarının hikâyelerini okumaktır.Bozkırın bağrı yanık kavruk yüzlü çocuklarının hangi koşullarda ve nasıl bir hayat sürdüklerini, kısaca onların yaşam öykülerini kendi nezdimden sevgili öğrencilerime ve kıymetli okurlarıma bir nebze de olsa anlatabilir ve yaşatabilirsem, görevimi yerine getirmiş olmanın huzuru içinde olacağım.