Gökhan Tunç, Bilkent Üniversitesi Türk EdebiyatıBölümü’ndeki yüksek lisans derslerimde üç yıl boyunca öğrencim oldu. Bu süre içinde onun entelektüelilgilerini yakından izleyebilmek ve donanımını dahada yetkinleştirebilmek için gösterdiği çabaya tanık olmak imkânını buldum.Bu çalışma, Nâzım Hikmet’in Ferhad ile Şirin’i ileSezai Karakoç’un Leyla ile Mecnun’ unun karşılaştırılması gibi, son derece iddiasız görünen bir başlık altında sunuldu. Çalışma, aslında, geleneksel mesnevîbiçiminin, modern bir edebiyat söylemiyle yenidenüretilebilme ya da çağdaş bir mesnevî’nin imkânlarınıaraştırma gibi, bana göre, son derece iddialı ve dolayısıyla, elbette çok önemli bir eleştirel girişimdir. Gökhan Tunç, ‘İdeolojileri nedeniyle çok farklı kutuplardaolduğu düşünülen iki şair/yazarın birçok ortak niteliklere sahip olduğunu kanıtla*mayı+’ öngörüyor ve bukanıtlama işinin üstesinden ‘üstün başarı’ ile geliyor.Bu ortak nitelik, anlatıların içeriğinde değil, biçimindedir. Daha açık söylersem, her iki şair, geleneksel aşk öykülerinden, öne çıkarmak istedikleri ideolojiktavır-alış farklılıklarına karşın, bu içeriği dile getiriş biçiminde hiç de farklı bir tutum sergilemezler. TerryEagleton da ‘Edebiyat Eleştirisi’nde söylüyor: ‘ Sanattaideoloji, soyutlanabilir öz’de değil, yapıtın biçimindearanmalıdır. Edebiyat yapıtı, tarihin derin izlerini tastamam edebî yönüyle ortaya koyar, yüksek düzeydebir toplumsal belge olarak değil.Çok önemli bir mesele de, Nâzım Hikmet’in, ‘komünist şair’ kimliğinin dayatıldığı bu bağlamın dışındada okunabilir olduğunu göstermektir. Nitekim Nâzım’ın şiiri, onun ‘komünist şair’ olmasıyla zorunlu birbağımlılık ilişkisi içinde değildir. Nâzım, komünistolabilir -ve elbette öyledir! Hiç kimse, onun komünistolmadığını iddia etmiyor zaten. Ama bu, Nâzım’ın şiirinin zorunlu olarak, sadece Marksist teori bağlamındaokunması gerektiği anlamına gelmez,-gelmemeli de!Bütün büyük şairlerde olduğu gibi Nâzım Hikmet’inşiiri de, kendisini, deyiş yerindeyse ‘çoğul okumalar’akapalı tutmayan bir şiirdir ve bu, şiiri ile dünyagörüşüarasındaki ilişkinin, zorunlu olmadığını gösterir. Birşiir ya da genelde bir yapıt, ancak propaganda amacıyla yazılmışsa, bir tek düzlemde okunabilir;-öyleokunması amaçlanmıştır çünkü... O şiirden ya da yapıttan, amaçlanan o tek anlamın çıkarılması beklenir ;-o kadar! Hâlbuki, sadece bir düzlemde okunabilen şiire, olsa olsa,’manzume’ denir. Ve hiç şüphe yok, Nâzım’ın şiiri, manzume değildir...Oysa ne olmuştur? Nâzım şiirinin yorumu, deyimyerindeyse, ideolojik gözaltına alınmış; şiirinin Marksistbağlamın dışında okunması, neredeyse bir sapkınlıksayılmıştır. Gerekçe de hazırdır: Nâzım komünisttir;dolayısıyla, ideolojisini şiirinden ayıramazsınız! Bu gerekçe, Nâzım şiiri üzerine inşa edilmiş olan tahakkümümeşrulaştırma gerekçesidir. Teorik sosyalizmin değil,Reel sosyalizmin tekelci estetiği (böyle bir estetikten sözedilebilirse eğer!), Nâzım’ın şiirinin ‘başka türlü’okunmasına izin vermemiş; şiiri, ‘başka türlü’ deokunabilir olma imkânlarına sımsıkı kapalı tutulmuştur.Şimdi, Nâzım’ın şiirinin bu yoksullaştırıcı tahakkümden kurtulması gerekiyor. Kimsenin, Nâzım’ınşiirinin, verili okuma biçimiyle, yani Marksizm bağlamında okunmasına itirazı yoktur. Böyle bir itiraz, budalaca olur çünkü. Dileyen, elbette, Nâzım Hikmet’inşiirini işçi sınıfı ideolojisi açısından okumaya devamedebilir;-etmelidir de! Ama, Nâzım’ın şiirini bu okumayla sınırlayan o görünmez, ama kolayca hissedilenhegemonik gözaltının aşılması; şiirin üzerindeki bumütehakkim okuma tekelinin kırılması gerekir. ‘Farklı’okumalar, Nâzım’ın Marksist bir şair olduğu gerçeğiniörseleyemez;-örselemesi zaten söz konusu değildir.Tam tersine, Marksist bir şairin şiirinin, sadece o yorumla sınırlandırılamaz olan bir çoğulluğa ya da zenginliğe sahip olduğunun görülmesini mümkün kılarbu ‘farklı’ okumalar...Niye mesela, birileri çıkıp, Nâzım’ı Psikanalitik Kuram açısından, o bağlamda okumasın? Niye, Yapısalcı birokumayla Nâzım’ın şiirlerinde Marksizme göndermeyapmayan matrisler de bulunmasın? Bunlar Nâzım’ın şişiirinin aynı zamanda Marksizm bağlamında okunmayaokunmayacağı anlamına gelmez ki;-üstelik niye gelsin? Aynı durum Sezai Karakoç için de geçerlidir. Onunüzerinde de tıpkı Nâzım’ın üzerinde olduğu gibi, ideolojik bir gözaltından söz edilebiliyor: ‘Karakoç İslamcıdır, dolayısıyla onun şiirini İslamcı bağlamın dışındaokumak mümkün değildir!’ Karakoç şiirinin üzerinden de, bu ideolojik ve hegemonik tahakkümün de kalkaldırılması gerekiyor. Bakınız, mesela Karakoç’un oçok bilinen ‘Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine IV’şiirini, pekâlâ Marksist kuramın teorik araçlarıylaokumak mümkündür ve bu*Marksist+ okuma, o şiirinİslamcı bir şiir olduğunu gösterebilir ;-göstermiştir de!2.Kısaca şu: Nâzım’ın şiirinin de, Sezai Karakoç’unşiirinin de ‘büyük’ bir şiir olduğu, onların ‘farklı’okumalara da açık olduğunun gösterilmesiyle anlaşılacaktır. Gökhan’ın çalışması bu mecrada önemli bir girişimdir.Gökhan’ı bu çalışmasından dolayı yürekten kutluyorum.