Antik dönemden modern çağa uzanan düşünsel süreçte, çokluk içinde birliği anlama çabası, felsefenin temel meselelerinden biri olarak varlığını sürdürmüştür. Bu arayış, dört temel elementten (su, hava, ateş, toprak) dört temel niteliğe (sıcaklık, soğukluk, yaşlık, kuruluk) kadar uzanan çeşitli kavramsal çerçevelerde ifadesini bulmuştur. Aynı yönelim, günümüz düşünce dünyasında da farklı disiplinler aracılığıyla devam etmektedir. Teolojiden pozitivizme, fizikten metafiziğe, tarihten coğrafyaya, psikolojiden siyaset felsefesine kadar pek çok alanda “çoklukta birliği görme” arzusu, düşüncenin süreklilik arz eden bir izleği olarak karşımıza çıkar. Bu arayış, insan aklının hem varlığı anlamlandırma hem de varlık içindeki kendi konumunu belirleme yönündeki temel gereksiniminin bir tezahürüdür. Ne var ki, varlığı bütünüyle kavramak, insan zihninin sınırlarını aşan bir iddiadır. Bu nedenle, bütüne ulaşmanın yolu, varlığı oluşturan unsurları ayrıştırarak kavramaktan geçer. İnsan zihni, parçaları çözümleyip temellendirdikçe, bu unsurların bir bütün oluşturduğunu da fark eder. Böylece parçalayarak anlama yönelimi, birliğe dair daha derin bir kavrayışın da zeminini hazırlar; çünkü birlik, parçaların anlamlı bir bütünlükte bir araya gelişiyle görünür hâle gelir.