Cumhuriyet ve Türk Kadını: Tarihsel Bir Değerlendirme
Türk Dil Kurumunun sözlüğü cumhuriyeti, “Milletin, egemenliği kendi elinde tuttuğu ve bunu belirli süreler için seçtiği milletvekilleri aracılığıyla kullandığı yönetim biçimi” olarak tanımlamaktadır. Anayasa hukuku kitaplarında ise cumhuriyet, dar anlamda egemenliğin kalıtsal yollarla el değiştirmediği bir devlet şekli olarak; geniş anlamda ise, demokrasi ile örtüşen bir kavram olarak ele alınmaktadır. Ancak, "Türk kadını için cumhuriyetin anlamı nedir?" sorusuna gelindiğinde, Türkiye Cumhuriyeti’ndeki kadın ile özdeşleşmiş bir hükümet biçiminden bahsetmek gerekmektedir.
Cumhuriyet ve kadın ilişkisi, Millî Mücadele dönemine dayanmaktadır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 13 Ekim 1925’te İzmir Kız Muallim Mektebi öğrencileriyle yaptığı sohbet sırasında, Millî Mücadele'nin başarısının nedenine dair şu yanıtı vermiştir: “Millet, analarıyla, babalarıyla, kız kardeşleriyle mücadeleyi kendisine mefkure etti.” Bu yanıtın arkasında, Halide Edib, Meliha Hanım, Sabahat Hayriye ve Melek Münevver gibi birçok isim bulunmaktadır. Ayrıca, Ayşe Çavuş, Nene Hatun, Tayyar Rahmiye ve Nezahat Onbaşı gibi savaşın içinde yer alan kadın kahramanlar, bu mücadelenin önemli figürleridir. Millî Mücadele, kadın ve erkeklerin ortak çabasıyla verilmiş ve Cumhuriyet de kadınların omuzlarında yükselebilmiştir.
1921 Anayasasında yapılan değişikliklerle “Türkiye Devletinin şekli Hükümeti Cumhuriyettir” ifadesi anayasaya eklenmiştir. Yaklaşık altı ay sonra, 20 Nisan 1924’te kabul edilen 491 sayılı Teşkilatı Esasiye Kanunu'nda, Cumhuriyetin kadınlara yaklaşımını gösteren bazı tartışmalar yaşanmıştır. Örneğin, Bayezid milletvekili Şefik Bey, kadınların da bu kavrama dâhil olup olmayacağını sorgulamış, Konya Milletvekili Refik Bey ve Dersim Milletvekili Feridun Fikri Bey bu görüşü desteklemiştir. 16 Mart 1924 tarihli oturumda, kadının oy hakkının tartışıldığı dönemde, bazı Avrupa ülkelerinde kadınlara oy hakkı verilmemişti. Ancak Cumhuriyetin kadınlar için hedefleri açıkça belirtilmiştir. Kadınlar, 1930’da yerel seçimlerde, 1934’te ise genel seçimlerde seçme ve seçilme hakkına sahip oldular.
Cumhuriyet’in temelinde Türk devrimi, ulus devletin kurulması, bağımsızlık ve özellikle bilimsel alanda evrensel değerlere yönelme gibi unsurlar bulunmaktadır. Bu bağlamda, kadınların kamusal ve siyasal yaşama katılımı öne çıkan bir demokrasi ve laikleşme süreci yaşanmıştır. Türk kadınının medeni haklarının teslimi ise 17 Şubat 1926'da kabul edilen Medeni Kanun ile gerçekleşmiştir. Bu kanun, kadınlara eşit yurttaş ve birey olma imkânı tanımış ve tek eşlilik, resmi nikah, eşit boşanma hakkı, miras ve tanıklık gibi hakları sağlamıştır. Osmanlı döneminde ise kadınların medeni hakları sınırlıydı; 1917'de çıkarılan Hukuku Aile Kararnamesi bile uzun süre yürürlükte kalamamıştır.
Medeni Kanun, Cumhuriyet ile birlikte bir hukuk devrimi olarak kabul edilmektedir. Medeni Kanun’un kabulü, Türk kadınının eşit birey olarak kabul edilmesini sağlamış ve bu bağlamda önemli bir ilerlemeyi işaret etmiştir. Cumhuriyet’in 100. yılında, bu önemli değişimin akademik bir perspektifle ele alındığı bu çalışmayı sunmaktan büyük onur duyuyorum. Türk kadını, Cumhuriyet’in 100. yılında, Büyük Kurucunun önderliğinde onurunu kazanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti sadece bir cumhuriyet değil; demokrasi ile özdeşleşmiş, Türk kadını için bir var olma, insan olma ve özgürleşme sürecidir. Bu nedenle, Türkiye örneğindeki gibi hiçbir cumhuriyet kadın ile bu kadar özdeşleşmemiştir.
Prof. Dr. Sultan Üzeltürk
Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı
Eylül 2023, İstanbul