İçinde bulunduğumuz 2023 yılı, Cumhuriyetimizin “100 yılı” geride bıraktığı, bir asrı ikmâl ettiği bir tarihin adıdır. Millî Mücadele’nin zaferle sonuçlanmasının ardından geçen bu 100 yıl Anadolu coğrafyası açısından birçok alanda önemli gelişmeler yaşanmıştır. Bu süreç, başta tarihî, dinî, ilmî, siyâsî, ekonomik, sosyal, kültürel ve sanatsal olmak üzere pek çok alanda ayrı ayrı ve derinlikli incelenmelidir. Bu 100 yıl odak alınarak, belli bir mekân, olay/olgu, kurum, şahıs/aktör, alan/muhit, eser/literatür vb. gibi perspektiflerdendeğerlendirilmelidir. Biz de meseleye; Anadolu’nun tarihinde başından beri aktör olarak bulunmuş, kitleleri tesiri altına almış, bu coğrafyanın hoşgörü ve irfan anlayışının bir temsilcisi olarak temayüz etmiş tasavvuf geleneği açısından yaklaşmak istedik.Kalp eğitimine odaklanarak İslâm’ın derûnî/ruhânî boyutunu öne çıkaran ve bu metotla insanı terbiye etmeyi amaç edinen tasavvuf anlayışı, asırlar boyunca hem literal hem kültürel anlamda önemli bir gelenek oluşturmuştur. Bu gelenek; hem sunduğu dindarlık anlayışı ve öncü şahsiyetleriyle, hem literatürü ve tekke-zâviye gibi kurumlarıyla her dönemde gerek halk gerek devlet nezdinde büyük ilgi görmüştür. Tasavvufa ve erbâbına gösterilen bu ilgi sadece tasavvuf müntesipleriyle sınırlı kalmamıştır. Edip, şair, alim, mütefekkir gibi pek çok meslek erbâbı üzerinde de tesir meydana getirmiş ve bu meyanda “tasavvuf muhibbi” bir meşrep de ortaya çıkmıştır. Bu bakımdan tasavvuf kültürü Anadolu, Rumeli, Balkan toplumunun sosyo-kültürel ve dinî yaşantısına damgasını vurmuş ve yüzyıllar boyunca da bu ilgi ve tesir canlı kalmıştır.Cumhuriyet dönemine gelindiğinde ise, tasavvuf geleneğine kurumsal anlamda uzun yıllar hizmet etmiş tekke ve zâviye yapıları, daha yeni idarenin kurulmasının üzerinden iki yıl gibi kısa bir süre geçmesinin ardından kapatılmıştır. Bu durum kurumsal anlamda tasavvuf geleneğinin resmî meşrûiyetini yitirmesi anlamını taşısa da asırlarca sürdürülen bir geleneğin bir anda dinî ve kültürel alandan çekilmesi o kadar mümkün olmamıştır. Nitekim bazı yasak-14 | Cumhuriyetin İlk Yüzyılında 100 Sûfî Şahsiyetlar konulmuşsa da tasavvuf geleneği bu süreçte, temsil ettiği düşünce yapısı ve kültürel kodlar açısından bir şekilde yaşamaya devam etmiş, müntesip ve muhib varlığını hep muhafaza etmiştir. Yine Anadolu halkı, irfan ehli olduğuna inandığı zevâta büyük bir rağbet göstermeye devam etmiş, onların önemli bir kısmını “örnek şahsiyetler” ve “kanâat/maneviyât önderleri” olarak tavsif etmiştir. Resmî bir kurum olan YÖK bünyesinde İlahiyat Fakülteleri müfredatı yenilenmiş ve “Temel İslâm Bilimleri” bölümü içinde “Tasavvuf Tarihi ve Kültürü” mecburi bir ders olarak okutulmaya başlanmıştır. Cumhuriyetin İlk Yüzyılında 100 Sûfî Şahsiyet adıyla hazırladığımız bu çalışmada Cumhuriyet’in ilk 100 yılını, tasavvuf kültürü ve geleneği açısından ve tasavvufî aktörler zâviyesinden ele almak istedik. Cumhuriyet dönemini idrak etmiş, geleneğin geleceğe taşınmasında köprü vazifesi görmüş, kimileri kalem ve eserleriyle kimileri kelâm, tavır, söylem ve hâlleriyle geniş halk kitlelerine tesir etmiş ve nihâyet bu süreçte vefat etmiş sûfî-meşrep zevâtın hayatlarını, tasavvuf anlayışlarını ve varsa eserlerini konu edindik.Takdir edilecektir ki, 100 yıl gibi geniş bir zaman dilimi için, toplumun her bir tabakasına hitap edebilmiş, çok geniş kitleleri tesiri altına almış bir geleneğin öznesi konumundaki şahısları eksiksiz bir şekilde dile getirmek gücümüzü aşardı. Nitekim bu 100 yılda yaşamış ve aktör olarak öne çıkmış sûfî zevâtın sayısı, tespit edebildiğimiz kadarıyla beş yüzü aşmaktadır. Bu nedenle, belli kriterlerle sınırlandırmaya gitmek kaçınılmaz hâle gelmiş ve “100 yıla” nispetle “100 sûfî” öne çıkarılmıştır. Buna göre; belli bir tasavvufî silsileye dayanan, icâzet almış, irşadla meşgul olmuş sûfîleri tespit ettik. Bunlar arasında da ardında halife bırakmış ve/veya eser telif etmiş zevâtı önceledik. Ardında halife ya da eser bırakmasa bile hitap ettiği topluma tasavvufî meşrebiyle tesir edebilmiş, bu yönüyle kanâat önderi/ârif bir zât olarak tanınmış şahsiyetleri ekledik. Bu zevâtın bir kısmı ulusal düzeyde etkili olurken önemli bir kısmı da yerel muhitinde öne çıkmış, o muhitin tasavvuf kültürünün şekillenmesinde etkili olmuştur. Ayrıca temsil açısından seçilen zevâtın, mümkün mertebe farklı tarîkatlardan ve varsa belli bir tarîkatın farklı alt kollarından; sosyal hayatta farklı meslek erbâbı, farklı alan uzmanı şahsiyetlerden olmasına dikkat ettik. Bu bağlamda genel ve yerel temsil dengesini gözetmeye çalıştık. Bütün bu tercihleri 1923-2023 zaman diliminde vefat etmiş olma kriteriyle birleştirdik.Bu çalışmada amacımız, Anadolu topraklarının İslâmlaşmasından günümüze dek oldukça önemli bir misyon üstlenen, İslâm’ın ahlâk ve edep yönünü öne çıkaran, “Allah’ın emirlerine riâyet, yarattıklarına şefkat ve merhameti” öğütleyen sûfî zevâtın Cumhuriyet’in ilk yüzyılındaki önemli temsilcilerini bir araya getirmek ve tanıtmaktır. Böylece bir kısmı hakkında daha önce müstakil eserler Ön Söz | 15kaleme alınmış, ciddi emek mahsulü makaleler yazılmış, hatta bir kısmı lisansüstü çalışmalara konu edinilmiştir. Ancak farklı yerlerde dağınık hâlde bulunan bu mâlûmat ile hakkında sadece şifahî bilgilere ulaşabildiğimiz zevâtı bir kitapta tevhit etmeyi, ilim ve kültür hayatımıza sunmayı amaçladık.Çalışmamız iki ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; Millî Mücadele yılları, Cumhuriyet’in ilânı ve hemen sonrasında tasavvuf erbâbı etrafında gelişen olay ve olguların değerlendirildiği “Cumhuriyet’e Giden Yol: Millî Mücadele’de Tarîkat ve Tekkelerin Rolü” ve “Tarîkatların Yasaklanması ve Tekkelerin Kapatılması” başlıklı makaleler yer almaktadır. Bu bağlamda konu bütünlüğü oluşturması açısından Cumhuriyet’in öncesi ve sonrasında tasavvuf erbâbının yeni idarî oluşuma karşı temayülü ele alınmıştır. Öte yandan geçmişte bulunduğu toplumun bireylerine edep, ahlâk, nezâket, merhamet, çevreye ve hayvanata daha da önemlisi insana saygı ve sevgiyi öğreten bu anlayışın ve kurumların zamanla içine düştüğü bozulmaya ve akabinde kapatılmaya giden yolun sebep ve sonuçlarına kısaca işaret edilmiştir.İkinci bölümde ise bu yüzyılda yaşamış sûfî zevât arasından mezkûr kriterlere göre seçilen yüz şahsiyetin hayat hikâyeleri, tasavvufî yaşantıları ve anlayışları, tasavvufî âdâb ve ahlâka dair hikmetli sözleri okuyucuya sunulmuştur. Ekler bölümünde verilen listelerin ilkinde tespit edebildiğimiz kadarıyla bu yüzyılda yaşamış ve vefat etmiş beş yüz kadar sûfî şahsiyet yer almaktadır. Bu şahıslar vefat tarihlerine göre kronolojik olarak sıralanmış olup; tarîkatları, irşâd merkezleri, doğum ve vefat yerlerine dair bilgiler eklenmiştir. Bu grupta yer alanlar bölgelerinde aktif şeyh olarak bilinmekte, geleneğin geleceğe aktarılmasında rol üstlenmekte belli bir şeyhten müstahlef kimselerdir. İkinci listede yer alanlar ise sûfî çevrelere mütemâyil, tekke atmosferinden istifâde etmiş, tasavvufî âdâb ve erkâna ilgi duymuş, kelâm ve kalemleriyle bu alana katkı sağlamış, “muhibbân/muhit müdâvimi” bazıları da “müntesib” olarak niteleyebileceğimiz Cumhuriyet dönemi müteveffâ etkin şahsiyetlerden tespit edebildiğimiz isimlerdir.Çalışmamızda bu zevâtın belirlenmesinde Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, Mustafa Kara’nın Metinlerle Günümüz Tasavvuf Hareketleri, Mehmed Akif Köseoğlu’nun Suriçi İstanbul’un Tekkeleri ve Son Şeyhleri başlıklı doktora tezi, İlke Yayıncılık öncülüğüyle 2015’te yayımlanan Türkiye’nin Birikimleri: Mutasavvıflarbaşlıklı komisyon çalışması, Hasan Yenilmez’in “Cumhuriyet Devri Şeyhlerine Dair Hâtırât-Biyografi Kitapları İçin Bir Bibliyografya Denemesi” başlıklı makalesi, Burhanettin Kapusuzoğlu’nun Yozgat’ın Üç Sırlısı, Mehmet Fatsa’nın Tasavvufta Mekkî Kolu, gibi matbu çalışmalar bize yol gösterici olmuştur. Bu eser-16 | Cumhuriyetin İlk Yüzyılında 100 Sûfî Şahsiyetler yanında ilgili akademik çalışmalar, yüksek lisans ve doktora tezleri ile bazı kişisel görüşmeler ve şifâhî kaynaklar kullanılmıştır. Çalışma boyunca, şifâhîkaynaklardan elde ettiğimiz verileri işlemede olabildiğince hata ihtimalinin düşürülmesine gayret ettik fakat yine de müdellel kaynakların gün yüzüne çıkarılmasıyla yapılacak yeni araştırmaların bu veriyi güncelleyeceğini umut ediyoruz.Belirtmeliyiz ki, siz okuyuculara takdîm ettiğimiz bu çalışma yüksek lisans öğrencilerimizi akademik yazıma hazırlamak üzere yapılan yazı atölyesinin bir ürünü olarak vücut bulmuştur. Cumhuriyetimizin yüzüncü yılında yüz kadar sûfî gelenek taşıyıcısının her biri hakkında özet bilgi sunan, büyük bir özveri ve gayretle araştırma yapan öğrencilerimizden Gamze ÜSTÜN, Hüsna Elif ÖZSOY, Süheyla Meryem BALABAN, Melike KOÇAK, İhsan KOÇAK, Büşra BİÇER, Bilal DİVAN ve Ali Osman ALTUN’a teşekkür ediyoruz. Ayrıca çalışmanın olgunlaşması aşamasında, metni baştan sona okuma zahmeti ve önemli katkıları dolayısıyla Kırklareli Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Mehmet Bilal YAMAK’a şükranlarımızı sunuyoruz.Çalışmak bizden, tevfik Allah’tan, takdir okuyucudandır!