Bu çalışma demokrasi ve muhafazakârlık arasındaki gerilimli alanları/ilişkileri analiz etmeye; muhafazakârdüşüncenin/ideolojinin demokrasi için taşıdığı riskleri veimkânları değerlendirmeye odaklanmıştır. Baştan belirtmekgerekirse bize göre demokrasi ve muhafazakârlık ilişkisinedair sorunun tek, basit ve kesin bir cevabı yoktur. En azındanbizim konuyu ele alış tarzımız farklı demokrasi ve muhafazakârlık anlayışlarını, toplumsal ve tarihsel koşulları dikkatealan, indirgemeci ve tek yanlı cevaplardan kaçınmaya çalışanbir perspektife dayanmaktadır. Bu açıdan bakıldığında genişanlamıyla muhafazakâr düşünce geleneğinde demokrasiyedair köktenci ve bütünsel bir reddiye bulunabileceği gibi, modern liberal demokrasiyi koruma ve savunmaya matuf argümanlar da bulunabilir. Siyasal iktidarın barışçıl el değiştirmesine dair kural ve yöntemler olarak görülebilecek prosedürelbir demokrasiye yakın duran eğilimler kadar, halk egemenliğiboyutunu öne çıkartarak demokrasiyi bir ideal/amaç olarakgören katılımcı anlayışlara oldukça mesafeli eğilimler demevcuttur. Ayrıca muhafazakârların demokrasiye dair algılarıtarihsel süreçte yaşananlara paralel olarak belirli düzeyde birdeğişim geçirmiştir. Örneğin oy hakkının daha büyük kitleere doğru genişletilmesi taleplerine ilk başta muhafazakârlarkarşı çıkarken, tarihin ironisi oy hakkı reformlarını gerçekleştirme rolünü muhafazakârların üstlenmesine yol açmıştır.Kısacası sorunun tek bir cevabı olmadığı gibi geniş anlamdasiyaset, devlet, siyasal sistem ve siyasal düzen kavramları bağlamında çok yönlü bir analiz üzerinden de değerlendirilmesielzemdir. Ayrıca konunun hem muhafazakârlığın hem de demokrasinin niteliği gereği felsefi, toplumsal ve siyasal düzeylerin karşılıklı nüfuz ilişkileri içerisinde ele alınması gerekir.Bu çalışma demokrasi ve muhafazakârlık ilişkisine dair özolarak böyle bir değerlendirmeyi amaçlamaktadır.Kısaca soracak olursak, yöneten ve yönetilenler arasındaki çok yönlü ilişkileri ifade eden siyasal sisteme dair birkavramlaştırma olan demokrasi ile muhafazakârlık gibi birtür siyasal tutumu, düşünceyi, zihniyeti ya da ideolojiyi anlatan kavram arasında nasıl bir ilişki olabilir? Öncelikle, belirliözelliklere sahip bir siyasal sistemi nitelemek için kullanılandemokrasi kavramı ile bazı temel argümanlara/kabullere dayanan bir siyasal tutumu, zihniyeti ya da ideolojiyi niteleyenmuhafazakârlığın kuramsal açıdan farklı düzeylerde yer aldığını belirtmek gerekir. Bir diğer deyişle, demokrasi ve muhafazakârlık onları kolaylıkla karşılaştırılabilir kılacak birortak düzlem üzerinde yer almazlar. Kuramsal açıdan muhafazakârlık demokrasinin aynı düzeyde yer alan bir karşıtıyahut rakibi değildir. Demokrasinin karşıtı otoriter ve totaliter anti-demokratik siyasal sistemlerken, muhafazakârlıkliberalizm ve sosyalizm gibi siyasal ideolojilerin bulunduğukulvarda yer almaktadır. Bu iki kavramın farklı düzeylerdebulunması, ilişkilerinin analiz edilmesinin önüne teorik vepratik düzeyde bazı engeller çıkartmakla birlikte, birbirleriylehiçbir ilişkilerinin olmadığı anlamına gelmez. Çünkü siyasalsistemlerin işleyiş mekanizmalarını, devletlerin/hükümetlerin kamu güvenliği, sağlık, eğitim, sosyal güvenlik, insan hakları, temel özgürlükler vb. gibi alanlardaki siyasal tutumlarını ve politikalarını bir ölçüde sahip oldukları zihniyet yada ideolojileri belirler. Örneğin liberal ya da sosyalist ilke vedeğerlerin benimsenmesine göre, siyasal sisteme dair çıktılarve uygulamalar farklılaşacaktır. Muhafazakârlığı benimsemişsiyasal öznelerin ve bunların hâkim olduğu siyasal sistemlerin özelliklerini de benzer şekilde değerlendirebiliriz. Çoğudurumda liberal ve sosyalist olanlar kadar açık ve net olmasada, Batı siyasal düşünce tarihi ve pratiği bize muhafazakârlığa dair verileri hem düşünsel hem de politika alanında sunmaktadır. Tam da bu noktada muhafazakârlık ile demokrasibirbirlerini destekleyen yahut köstekleyen ilişkiler bağlamındaçok yönlü bir etkileşime girmektedir. Çalışmamızın odaknoktası bağlamında ifade edecek olursak, geniş anlamda muhafazakâr düşünce/ideoloji/zihniyet demokrasiyi hem güçleştiren hem de destekleyen bazı özellikleri/değerleri bünyesindebarındırmaktadır.Demokrasi, ortak bazı temel değerlere dayanmakla birlikte, tarihsel süreçte farklı biçimler almış ve bu durum Antik Yunan dünyasından günümüze kadar karşımıza değişikdemokrasi model ve uygulamalarını çıkartmıştır. Klasik demokrasiden modern liberal ve sosyal demokrasiye, oradanda günümüzün alternatif yeni demokrasi modellerine ulaşanbu süreçte düşünsel bir ideal olarak ‘Demokratia’ varlığınıkorumuş ve mevcut siyasal sistemlerin değerlendirilmesinde kıstas olma özelliğini sürdürmüştür. Biçimsel farklılıklarbulunmakla birlikte demokrasi halk egemenliği, insan hakları, hukukun üstünlüğü, özgürlük, eşitlik, barış, çoğulculukvb. gibi değerler üzerinde yükselmiştir. Benzer bir farklılaşmave çeşitlenme, modern bir siyasal düşünce ve ideoloji olarakmuhafazakârlığın tarihinde de yaşanmıştır. Muhafazakârlıkgerek mekânsal ve zamansal gerekse teorik ve pratik düzeyde farklılaşan ve günümüzde de mevcudiyetini devam ettiren çeşitli düşünce geleneklerine sahiptir. Bu itibarla zamanlakayıtlı olmayan bir demokrasi olmadığı gibi, tarihsel koşulların dışında bir muhafazakârlık da mevcut değildir. Bu açıdandemokrasi ve muhafazakârlık arasındaki ilişkileri incelerkenhem bu farklılaşmayı ve özgüllüğü dikkate almak gereklidir;hem de kesin ve mutlak cevaplar olmasa da daha genel veortak bazı sonuçlara varabilmek için ikisinin de dayandıklarıtemel değerler, kabuller ya da argümanlar üzerinden değerlendirme yapılmalıdır.Bu metodolojik öncüllerden hareket edildiğinde, genişanlamda muhafazakârlığın bazı demokrasi anlayışlarını tarihsel süreçte kabullendiği ve siyasal hayatta kendisinin de busistemlerin bir parçası hâline geldiğini söyleyebiliriz. Özellikle felsefi olarak liberal fikirlerle daha yakın temasta olan vekökenleri itibariyle ortak çıkış noktaları taşıyan Anglo-Amerikan muhafazakârlığı, modern liberal demokrasiyi benimsemeve içselleştirmede diğer muhafazakâr düşünce geleneklerinenazaran daha uyumlu ve aktif bir rol almıştır. Liberal ve muhafazakâr unsurların bir tür sentezi olarak karşımıza çıkanbu anlayış, demokrasi hususunda Kıta Avrupa’sının teokratik ve tepkici/reaksiyoner muhafazakârlarına nispetle dahaılımlı ve pozitif bir tutum takınmıştır. Bazen liberal muhafazakârlık olarak da adlandırılan bu düşünce geleneği, özellikle anti-rasyonalist liberal düşünce ile ortak felsefi temelleresahiptir. Birçok durumda farklı değerlendirme ve argümanlarortaya koysalar da bu iki fikir geleneği aynı düşünce membaından beslenmiştir.Geniş anlamda Kıta Avrupa’sı muhafazakârlığı ise modern liberal demokrasiye oldukça mesafeli durarak genellikleotoriter rejimleri desteklemiş ve hatta radikal muhafazakârlıkörneğinde olduğu gibi faşizm ve Nazizm tarzında aşırı sağakımlardan kendilerini ayıracak unsurları da belirsizleştirecek şekilde totalitarizme kadar varan pozisyonlar alabilmiştir.Demokrasinin temelinde yer alan halk egemenliği, özgürlük, eşitlik, insan hakları vb. gibi değerler Kıta Avrupa’sınıntepkici düşünürleri tarafından modernliğin beraberinde taşıdığı (bireycilik, sekülerleşme, toplumsal düzensizlik, ahlâkîdejenerasyon, kutsalın kaybı vb. gibi) olumsuzluklarla ilişkilendirilerek değerlendirilmiştir. Bu yönüyle demokrasi kimyönetsin sorusuna verilen basit bir cevap olmaktan ziyadebeşeri hayatın tüm alanlarına bir şekilde temas eden toplumsal bir düzenin adıdır. Bu perspektifte geniş anlamda moderndemokrasi kusurlu insan doğası inancı, bireysel ve rasyonelolana karşı toplumsal ve gelenekselin değeri, organik ve hatta kutsal bir düzen olarak toplum gibi kabullerden hareketle hem reddedilmekte hem de sonuçları itibariyle yıkıcı vedüzen bozucu olarak görülmektedir. İnsan doğasının siyasalaraçlarla değiştirilebileceğine dair yanlış bir iyimserliğe dayanan demokrasi ideali, insan böyle bir yetkinliğe sahip olmadığı için bütünüyle temelsiz bir hayalden ibarettir. Kısacası KıtaAvrupa’sının tepkici düşünürleri modern demokrasiye Aydınlanma felsefesi ve Fransız Devrimi’yle bağlantılı negatifargümanlar çerçevesinde yaklaşarak mesafeli durmaktadırlar.Bir örnek üzerinden konuya yaklaşacak olursak, bu noktadaki en önemli tartışma alanlarından birisi politik otoriteyebakış açısı bağlamında şekillenmiştir. Otorite ilişkilerini tekyanlı olarak değil karşılıklı hak, sorumluluk ve yetkiler çerçevesinde ele alan Anglo-Amerikan ana akım muhafazakârdüşüncesi, politik otoriteye her koşulda itaat yahut körü körüne itaat gibi bir anlayış yerine belirli sınırlar içinde kullanılan otoriteye yönelmiş iradi ve sağlıklı bir saygıyı ön planaçıkartmıştır. Ancak diğer konularda olduğu gibi burada dakorunmaya çalışılan bu hassas dengeyi muhafaza etmek herzaman mümkün olmamıştır. Muhafazakârların çoğu bunaişaret ederek otoritenin gerekliliği ile otoriteryanizm arasınasınır çekmeye çalışmış olsa da, otoriter muhafazakârlık otoriteyi sorgulanamaz ve mutlak tanımlayarak, her koşulda itaatedilmesini salık verebilmiştir. Özellikle dini referanslarla sürdürülen muhafazakârlıkta Hıristiyan teolojisinin inançlarından hareketle siyasal iktidarın kaynağının Tanrı olduğu dilegetirilmekte ve meşruiyet bu aşkın kozmik düzen inancındatemellenmektedir. Mutlak teolojik referanslar üzerinden savunulan otorite/iktidar anlayışı, modern demokrasinin gerektirdiği muhalefet, düşünce ve ifade özgürlüğü, çoğulculuk,denetim, eşitlik ve özgürlük gibi değerler açısından oldukçasorunludur. Özellikle Kıta Avrupa’sının otoriter muhafazakârdüşünce geleneğinde karşımıza çıkan bu perspektif, zamanlaargümanlarını yumuşatarak anayasal demokrasi ve parlamenter kurumlarla barışmışsa da, zihniyet açısından bakıldığındazikrettiğimiz mutlakçı anlayışı koruduğu sürece dışlayıcı veanti-demokratik sonuçlar yaratma potansiyeline her zamansahiptir.Modern liberal demokrasi karşıtlığı/eleştirisi özellikleAlmanya’da karşımıza çıkan muhafazakâr devrim yahut radikal muhafazakârlık düşünürlerinde açıkça belirgin bir yapıarz eder. Radikal muhafazakârların nezdinde kapitalizminpolitik ifadesi olan liberalizm başlıca düşmandır. Bu yönüyleAnglo-Amerikan muhafazakârlığında teorik ve pratik düzeyde ifadesini bulan ana akım muhafazakârlıktan oldukçafarklılaşan radikal muhafazakârlık, siyasetin alanını minimizeedip sınırlamaya çalışan geleneksel anlayışa karşıt şekilde siyasal alanı radikal amaçlarını gerçekleştirecek bir güç temerküzü olarak değerlendirir. Radikal muhafazakârlara göre ‘insan hakları’, ‘özgürlük’ vb. gibi evrensellik atfedilen kavramlargerçekte belirli somut çıkarların maskelenmiş ifadeleridir. Liberal demokratik değerler ve parlamenter demokrasiye karşıçıkan radikal muhafazakârlar ‘planlı bir ekonomi’ ve ‘ulusalbir topluluk’ idealine yaslanan kolektivist/sosyalist düşünürlerdir. Bu açıdan liberal muhafazakârlıktan çok faşizm ve nasyonal sosyalizm gibi aşırı sağ akımlarla daha yakın bağlantıve ilişkileri olduğu söylenebilir. Bireyin halk, devlet ve uluslaözdeşleşmesini öngören, ulusal direniş ve devletin bekasınıher şeyin üstünde gören muhafazakâr devrim savunucuları,modernitenin beraberinde getirdiği bölünmüşlüğe karşı birtavırla ‘toplum’ ve ‘devlet’ arasında yeniden bir bütünlük oluşturmayı hedeflemektedir. Onlara göre modernite içinde herşeyin aşağıya doğru gittiği, yozlaştığı bu süreci engellemekiçin devleti merkeze alan bir güç/zor kullanma kaçınılmazdır.Kısaca belirtecek olursak Kıta Avrupa’sı muhafazakârlığı hemkuramsal yapısı hem de tarihsel pratiği bağlamında moderndemokrasiyi eleştirerek otoriter ve hatta totaliter eğilimleridestekleyebilmiştir.Demokrasi ve muhafazakârlık ilişkisi bağlamında konuyuyukarıda zikrettiğimiz Kıta Avrupa’sı muhafazakâr düşüncegeleneği ile sınırlı tutarsak, pragmatik bazı kabullenmeler dışında demokrasi lehine olan yahut demokrasiyi güçlendiren/destekleyen argümanlar bulmak çok kolay değildir. Ancakmuhafazakâr düşünce Anglo-Amerikan muhafazakârlığındasomutlaşan hâliyle, demokratik değerlerin yaşaması açısından büyük önem taşıyan bazı unsurları/argümanları kendibünyesinde barındırabilmiştir. Bu itibarla aşağıda, zamanzaman referans verilecek olsa da, Kıta Avrupa’sının doğrudan anti-demokratik yaklaşımından ziyade, yaşayan ana akımmuhafazakârlık olarak görülebilecek Anglo-Sakson geleneğibağlamında demokrasi ve muhafazakârlık ilişkisi bazen doğrudan ancak çoğunlukla dolaylı olarak şekillenen bağlantılarüzerinden ele alınacaktır. Çünkü muhafazakârlığın demokrasiye yönelik eleştirileri ve onu zorlaştıran argümanları çoğunlukla açıkça tespit edilebilir ve dile getirilebilir özelliktedir.Oysa demokrasiyi destekleyen ve onu yaşayabilir kılan özellikleri yahut argümanları, genellikle demokrasiyle doğrudanilişkili olmayan ancak sonuçları itibariyle bu olumlu niteliğe haiz olan bir hususiyet arz eder. Bir diğer deyişle, muhafazakârlığın demokrasiye olan desteği biraz dolaylı ve dolambaçlı yollardan hareketle ortaya çıkmaktadır. Kısaca belirtecekolursak, muhafazakâr zihniyet/ideoloji demokratik bir siyasalsistem için ciddi riskler de taşıyabilir; tam tersine motive edici yahut destekleyici imkânlar da sunabilir. Aşağıdaki satırların konusu demokrasi ve muhafazakârlık arasındaki gerilimliilişkiler ağının farklı düzeylerde eleştirel bir analizidir.Bu bağlamda çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Bölümler sırasıyla demokrasi, muhafazakârlık ve bu ikisinin ilişkilerine odaklanmaktadır. Birinci bölüm demokrasinin kuramsalkonumunu anlamamıza yardımcı olacak kavramsal bir çerçeve ile başlamakta ve ardından tarihsel süreçte karşımıza çıkanfarklı demokrasi modellerini ele almaktadır. Değişik demokrasi anlayışlarının felsefi kökenlerini oluşturan temel değerlerve demokrasiye yönelik eleştiriler de bu bölümün diğer konularıdır. Muhafazakâr düşünce geleneğinin ele alındığı ikincibölüm ise muhafazakârlığın tanımlanması bağlamında yapılan teorik tartışmalardan hareketle ortaya konulan farklı muhafazakârlık yorumlarının sunumu ile başlamaktadır. Ardından bir siyasal düşünce ve ideoloji olarak muhafazakârlığıntarihsel ve düşünsel kökenleri ve Batı tarihindeki farklı muhafazakârlık türleri ele alınmakta ve son olarak ise bir şekildemuhafazakâr düşüncenin farklı anlayışlarının arka planındayer alan temel kabulleri/argümanları ortaya konmaktadır.Çalışmanın asıl odak noktasını oluşturan muhafazakârlık vedemokrasi arasındaki gerilimli ilişkilere ve alanlara yoğunlaşan üçüncü bölüm ise bu gerilimi çoğunluk/kitle korkusu, demokratik despotizm kaygısı, devlet algısı, soyut/somut ilişkisi, evrensellik ve tarihsellik tartışması, birey-cemaat-toplum/devlet ilişkileri, radikal/totaliter değişim ve ütopya karşıtlığı,muhafazakârlığın telosu gibi temel konular çerçevesinde analiz etmeye çalışmaktadır.