Bu çalışma sosyal sermaye kavramı ile ilgili akademik literatüre katkı sağlamak amacıyla yapılmıştır. Sosyal sermaye ekonomiden siyasete, psikolojiden sosyolojiye interdisipliner bir kavramdır. Demokrasinin öznesi birey ve sivil toplum olduğundan, çalışmamızda sosyal sermayebağlamında demokrasi ve demokratikleşme ön planda tutulmuştur. Batı toplumlarında demokratikleşme sürecindebireysel özgürlüklerin önündeki engeller sivil toplum ileaşılmakta, devlet ile birey arasında aracı rol üstlenen siviltoplulukların bağlayıcı ve köprü kurucu ilişkilerine önemverilmektedir. Batı literatüründe, devlet politikaları veözel sektör faaliyetlerinde sosyal sermayeye ilişkin dile getirilen normlar, ağlar, iletişim, karşılıklılık, ortaklık, dayanışma, işbirliği ve güven gibi kavramların modern insanıniçinde bulunduğu bunalımlara çözüm getirmede önemlikatkılar sağladığı ve sağlayacağı belirtilmektedir. Bununyanında, ekonomik büyüme ve yaşanabilir çevre oluşturmadaki engelleri gidermede kayıp halkadan söz edilerek,bu sorunları aşmada sosyal sermayenin önemli bir rol oynayacağı vurgulanmaktadır.Sosyal sermayeye ilişkin normlar, ağlar ve güven gibiunsurlar dikkate alındığında, bu alandaki çalışmalarınmodern insanın yaşamında karşılaşılan sosyal, psikolojik,ekonomik, siyasi, kültürel ve hukuki sorunların çözümekavuşturulmasında önemli bir etkisinin olacağı söylenebilir. Ancak, sosyal sermaye teorisinin henüz tartışıldığı vesosyal sermayeyi oluşturan unsurların soyut içerikleridikkate alındığında, sosyal sermaye konusunda yapılanteorik çalışmaların akademik alanda yeterli düzeyde olmadığı da açıktır. Bu kitapta sosyal sermaye kavramı, tarihi süreci ve sosyal bilimler içindeki yeri teorik açıdananaliz edilmeye çalışılmış; akademik perspektifle sosyalpolitika alanında sürdürülen sosyal sermaye çalışmalarınakatkı sağlamak amacı güdülmüştür.Türkiye’deki demokratikleşme çabaları, çok kültürlübir toplumsal yapıya sahip Osmanlı Devletinde Tanzimatreformlarıyla başlamış ve Cumhuriyet döneminde devametmiştir. Ancak, Türk demokratikleşmesinde karşılaşılanen temel sorun, demokratikleşmenin çoğulcu içerikte sürdürülememesi nedeniyle devlet ile toplum arasında yaşanan gerilimler olmuştur. Devlet kurumlarının kırmızı çizgilerinin bir hayli fazla olması, demokratikleşme konusunda toplumsal değişim taleplerinin karşılanamamasındaönemli bir etken olmuştur. Asıl olan devletin demokratikleşmesidir, demokratik sistemin özü budur. Batı toplumlarında demokratik devlet, halkın kontrol ettiği siyasi veidari bir yapıdır, kurumların demokratik niteliğinin göstergesi de hizmette adalet, açıklık ve hesap verebilirliktir.Türkiye’de demokrasinin gelişim tarihi dikkate alındığında “halk için demokrasi” anlayışının egemen olduğusöylenebilir. Bu anlayışta, devlet ve devlete bağlı aktörlertoplum mühendisliği rolüne soyunmakta, halk adına hareket ettiğini söyleyen kişi ve organlar (seçkin siyasal elit)siyasetten ekonomiye, hukuktan kültür ve devlete tümtopluma yön ve şekil vermeye çalışmaktadır.Demokrasi kültürü ve demokratikleşmenin tarihsel süreci göz önüne alındığında Türkiye’de devlet anlayışınınpatrimonyal (baba, koruyucu ve emredici devlet, fatherstate) (Heper,1974:8-31) niteliğe sahip olduğunu söylemekyanlış olmaz. Bu anlayışta, devletin ve devlete bağlı kurumların işleyişinde liyakat yerine kişisel meziyetlerönemli hale gelmekte, demokratik siyasal sistem tekno-bürokratik yapıya dönüşmektedir. Bürokratik oligarşi (Tekirve Akkaş, 2010:3-4, 129-131 ve 208) üzerinden devlet sosyal sermayeyi dikey olarak yaratmakta ve demokratikleşme süreci, toplum ile devlet arasında gerilimlere nedenolmaktadır. Yönetenler ile yönetilenler arasında yaşanangerilimde yönetici sınıf kendini toplumun elit kesimi olarak görmekte ve halkın, hak ettiği kadar demokratik değerlere sahip olması gerektiği gibi vesayetçi bir yaklaşımsergilemektedir. Birilerinin halk adına ve halk için hareketettikleri algılaması, bireylerin ve toplumsal kesimlerin herşeyi devletten beklemesine yol açmakta, devlet ile vatandaş arasında demokratik olmayan vesayetçi bir ilişki kurulmaktadır. Haklarını ve özgürlüklerini talep etmede çekingen davranan bireyler, devletin adil olmayan uygulamalarına maruz kalmakta; devlet de bireylerin hukuk dışıdavranışlarını (vergi kaçırma, kaçakçılık, kayırmacılık veyolsuzluk vd.) engelleyecek önlemleri almada istekli ya daetkili olamamaktadır. Başka bir deyişle, devlet, birey vetopluluklar arasında görün(e)meyen bir bağ (zımni bir anlaşma) ortaya çıkmaktadır.Batı toplumlarındaki gelişme süreciyle karşılaştırıldığında Türkiye’de, sivilliği olmayan birey ve siviliteyiiçermeyen bir sivil toplumun Türk demokrasisinin yapısalsorununu oluşturduğu söylenebilir. Demokratikleşme süreci seçkin siyasi elitin koruyuculuğunda, demokratik kurumlar oligarşik bürokrasinin kontrolünde tutulmaktadır.Cumhuriyet dönemi de dahil sıkça yapılan darbe ve muhtıralarla apolitikleş(tiril)en toplumsal kesimler hafıza kaybına uğradığından, demokrasiyi kuran ve koruyan oligarşik bürokrasinin demokrasi için vazgeçilmez olduğu yönünde yanlış bir algının yerleşmesine neden olmuştur. Bualgı, özellikle Cumhuriyet döneminde çok kültürlü bir Osmanlı mirasının Cumhuriyete ve ulusa dönüşmesinde gerilim hattını oluşturmuştur. Siyasetin (oligarşik bürokrasitarafından) ötekileştirme üzerinden meşru hale getirilmeçabaları, demokrasinin otoriterlik üzerinden okunmasınayol açmıştır. Bu yaklaşım bir taraftan darbelere meşrulukkazandırırken diğer taraftan bireyler ve toplumsal kesimler dost ve düşman olarak kategorize edilerek farklılaştırılmak istenmiştir. Burada dikkat edilmesi gereken enönemli husus, Türkiye Cumhuriyeti Devleti kavramına atfedilen değer konusunda toplumda ortak bir görüş olmakla birlikte tartışmanın kaynağını devlet adına yapılanfaaliyetler, düzenlemeler ve anlayışların oluşturduğudur.Bir diğer ifadeyle, devletin kuruluş aşamasında gerçekleştirilmeye çalışılan merkez-çevre yakınlaşması çabalarının,şimdiye kadar örtülü veya açık oluş(turul)an karşılıklı güvensizlik nedeniyle amacına ulaşamadığı söylenebilir.Siyasal güven, sosyal sermayenin önemli bir unsurudur. Türkiye’de yaşanan yukarıda dile getirilen sorunlarsiyasal yapıyı yozlaştırmaktadır. Toplum ile devlet arasında güvene dayalı ilişkilerin kurulamaması, yönetilenlerin hayal kırıklığı yaşamasına ve siyasetin yozlaşmasınaneden olmaktadır. Demokrasi tarihinde yaşanan modernve post-modern darbeler ve sıkça kapatılan siyasal partilerdemokratik sistemin istikrarsızlığına yol açmıştır. Örneğinbir Yargıtay Başsavcısının “siyasi partiler kapatılacaklarınıhissederler” ve yine emekli bir Genelkurmay Başkanının“sözde değil özde demokrasi” sözleri1 demokrasi açısından oldukça sorunlu ifadelerdir. Çünkü bu sözler toplumda demokrasiye “balans ayarı” gibi algılanmakta, siyasete güven azaldıkça hükümetin muktedir olması zorlaşmaktadır.Demokrasisi zayıf olan toplumlarda ilişkiler dikey, emredici ve yasaklayıcıdır. Bu tür toplumlarda sosyo-politiksermaye otoriter uygulamaları meşrulaştırmak için kullanılır. Demokratik sistem genelde biçimseldir ve uygulamalar açısından anti-demokratik unsurlar taşır. Güvensizilişkiler yönetimde kapalılığa, kuralsızlığa ve kurumlarınkurumsallaşamamasına neden olur. Son yıllarda Türkiye’deki demokratikleşme çabalarında bireyden topluma,siyasete ve kurumlara güvende artış gözlenmektedir. İletişim teknolojisinde yaşanan gelişmeler ve kişilerin kolaycabilgiye erişebilmeleri, yurttaş odaklı yönetimin (yönetişim)giderek yaygınlaşmasını sağlamaktadır.Demokratik sistem ile sosyal güven arasındaki ilişki, sistemin sürdürülebilirliği açısından son derece önemlidir.Güven, demokratik sistemi, demokratikleşmeyi hızlandırıcıve etkinleştirici işlev görür. Demokratik değerlerin toplumtarafından benimsenmesini ve özümsenmesini sağlar. Güven, aynı zamanda topluma ve bireye iç huzur sağlayan birdeğerdir. İnsani ilişkiler, etkileşimler, kurumlar, kanunlarve uygulamalar karşılıklılık içinde güvene dayalı sürdürülür. Zora dayalı güven ilişkileri demokratik değerleri yok ettiğinden siyasal sistem; istisnalara, korkulara, endişelere vegüvensizliklere dayalı bir şekilde sürdürülmeye çalışılır.Demokratik sistem güven; işbirliği, katılım, karşılıklılık,farklılıklara hoşgörü ve birlikte hareket etme gibi yatay değerlere sahiptir. Bu değerler aynı zamanda demokratik toplumun da sermayesini oluşturmaktadır.Türkiye’de siyasal sistemi sürdürmede alternatifsizliklerin dile getirilmesi, rejimin sürdürülmesinde laikliğinideolojikleş(tiril)mesi, toplum ile devlet arasına dokunul(a)maz hatların çekilmesi sosyo-politik yapı ile toplumarasındaki güvenin azalmasına neden olmuştur. Türkiye’de son yıllarda güven ile ilgili yapılan kamuoyu araştırmalarında yargıya olan güvenin azaldığı, siyasete olangüvenin arttığı görülmektedir. Esasen bu sonuç siyasetiniçinden okunduğunda siyasete olan güven konusunda dasorunların yaşandığını söylemek mümkünkür. Siyasi partiler yasasının antidemokratikliği, yargı kararlarındaki gecikme, bürokratik elitlerin devletçi refleksleri ve temsil sorunu (baraj nedeniyle) demokratik sistem ile toplum arasındaki güveni olumsuz etkilemektedir. Ayrıca, Türkiye’de demokratikleşmenin, demokrasinin normları vedeğerleri üzerinden üretilememesi nedeniyle siyasi partilerin ve adayların alternatifsiz oldukları, siyasetin ideolojikleş(tiril)me üzerinden sürdürüldüğü, kurumsallaşamama, bürokratik hegemonya ve toplumda siyasetinönemli bir kişisel ve grupsal nemalanma aracı olduğu algısının devam ettiği söylenebilir.2012 Freedom House raporunda Türkiye yeni demokrasiler içinde tehlike işareti veren Ukrayna, Macaristan veGüney Afrika grubunda yer almaktadır (Puddington,2012:3). Türkiye’deki demokratik sistemin çoğulculuğudışlayıcı, vesayetçi anlayışı sürdürücü (asker ve sivil vesayet) illiberal nitelikleri nedeniyle arızalı (hasarlı) demokrasi olarak tanımlanmaktadır (Özalp, 2008:145-155). Kurumsallaşma ve demokratikleşme ağır-aksak sürdürüldüğünden negatif sosyal ve siyasal sermaye oluşmakta vedemokratik sistem alternatifsiz kişilere, düşüncelere veyatoplumsal gruplara bağlı hale gelmektedir. Türkiye, yaşadığı sorunları çözmede geçmişiyle hesaplaşarak yenidengeçmişi ve değerleriyle bağını kurmada ve geleceğe yönelik umutlarını artırmada sosyal sermayeyi önemli ve etkilibir araç olarak kullanabilir. Türkiye, Anadolu Coğrafyasıüzerinde geçmişten günümüze sahip olduğu değerlerisosyal içerme yoluyla hafızasını güçlendirebilir. Sosyal sermaye bu bağlamda tarihten kültüre, toplumdan ekonomiye, hukuktan siyasete ve estetikten felsefeye bireylerin ve toplulukların toplumsal, siyasal ve ekonomik yapıiçindeki bağlarının dinamizmini sağlayan önemli bir araçolabilir. Sosyal sermayenin Türkiye gibi demokrasinin değerleri konusunda sıkıntıları olan ülkelere ve ekonomikbüyüme konusunda sorunlu olan toplumlara önemli birkaynak oluşturabileceği muhakkaktır.Bu kitap çalışması sosyal sermayenin gerek demokratikleşme gerek demokrasinin sürdürülebilirliği gerekse deekonomik kalkınmaya ne şekilde ve ne tür etkisinin olabileceği konularında mevcut literatüre katkı sağlamayıamaçlamıştır. Kitabın basımında bize her türlü desteği veren ve teşviklerini esirgemeyen başta Yeter Baysal olmaküzere bütün Kadim Yayınevi çalışanlarına teşekkürü birborç biliriz.