Küreselleşme kavramı etrafında yürütülen tartışmada bir dizi görüş, motif ve çıkarlar bir araya gelmekte olup bunlar son kırk yıldır öncelikle yazılı ve görsel basına daha sonra da akademik çevrelerdeki tartışmalara yön vermektedir. Tartışmanın birinci evresinde küreselleşme, toplumsal gelişmede neredeyse “Amerika’nın keşfiyle eş önemde”1 yeni bir dönüm noktası olarak sunulsa da bu kavram, modern ve yeni olanın “doğrudan bir meydan okuması”2 idi ve “yeni sosyal gerçeklikler de yeni düşünce biçimlerini”3 meydana getirmekteydi. Geldiğimiz süreçte küreselleşme tartışması, dünya ölçeğindeki söyleme de ağırlığını koymakta ve her kapıyı açan bir anahtar olarak kullanılmaktadır. Öyle ki bu kavram; politika, ekonomi ve bilimdeki tartışmaların yanı sıra çok uluslu ve ulusötesi şirketlerin temel stratejilerinde ve de reklam kampanyalarında da sağlam bir yer edinmiştir. Burada söz konusu olan sadece derin sosyal etkilere sahip ekonomik değişimler değildir. Küreselleşmeden hem bir süreci hem de bir söylemi anlamak gerekmektedir. Politik-ekonomik süreç olarak küreselleşme; üretimde, dramatik boyutlardaki finans ve yatırım hareketlerinin yanında çok hızlı artan ticarette ve teknolojik gelişmelerdeki yapısal değişimleri de kapsamaktadır. Söylem olarak ise günümüzde gerçekleşen yapısal değişimleri açıklamaya hizmet etmektedir. Aynı zamanda küreselleşme kavramı etrafında yeni bir söylem düzeni, bir söylemsel yapı oluşmaktadır. Bu çalışmada sağlık elemanları göçü bağlamında derinlemesine ve kritiksel bir bakışla şu sorular üzerinde öncelikle durulacaktır: Küreselleşmenin söylem alanı çerçevesinde bulunan hizmet sektöründe sirkülasyon hareketleri nasıl değerlendirilmelidir? Bu çerçevede hangi süreçler ortaya çıkmaktadır? Burada yeni ve eski olan nedir? Ne aynı kalmakta, ne değişmektedir? Dünya pazarlarında metanın, yatırımların, kapitalin ve bilginin direkt veya indirekt olarak hiçbir engel görmeden serbest dolaşıma açılması demek olan globalleşme, acaba dünya sağlık elemanlarının veya daha dar deyimle Türkiye’den gelişmiş sanayi ülkelerine dönük sağlık elemanı göçünü nasıl etkileyecektir? Bu göç süreci karşısında Türkiye’nin AB ile imzaladığı Tam Üyeliğe Dönük Ön Üyelik Antlaşması ve gerçeleştirdiği Gümrük Birliği süreci4 ne anlama gelmektedir, getirisi ve götürüsü nelerdir? Gümrük Birliği süreci tamamlanırken Türkiye serbest dolaşımı nasıl yorumlamıştır? Türkiye’nin saplantı hâline gelmiş Avrupa ile bütünleşme özlemini bu dalgaların doğal ve kaçınılmaz sonucu olarak da görebilir miyiz? Küresel düzeyde tüm toplum katmanlarını en derinden etkileyen pandeminin ardından dünya, farklı boyutlarıyla değişmektedir.5 Bir yandan iletişim ve çalışma olanakları muazzam bir şekilde genişleyerek çok daha yoğun olarak kullanılmaya başlanmıştır. Böylece asla yüz yüze tanışma olanakları olmayan insanlar birbirleriyle iletişime geçerek karşılıklı olarak söylemler geliştirebilmektedir. Bir başka deyişle, onlarla yüz yüze gelmeden ortak işler yaparak birbirleriyle daha yakın olduklarının hissini yaşamaktadırlar. Öte yandan fiziksel olarak içinde bulunulan dünyanın anlık deneyimleri de benzer şekilde çeşitli boyutlarıyla daha da küçülmektedir. Bu ilişkilerde insanlar, birbirlerini kendi gözleriyle görmemiş ve birlikte yemek yemiş olmamalarına rağmen birbirlerine karşı kendilerini hep çok yakın olarak hissedebilmektedirler. Aynı şekilde uzak yerlerdeki insanlar, dünyanın başka bir ücrasında olup bitenler hakkında çok daha fazla bilgiye ulaşabilmektedirler. Küreselleşmenin asıl etkisi ise küresel iş gücü piyasasında köklü bir değişiklik olarak ortaya çıkmış olmasıdır. Çevrim içi yapılan işlerin çoğu Covid-19’dan önce de yapılabiliyordu. Bir başka ifadeyle teknolojide ani bir sıçrama gerçekleşmedi ancak pandemi krizi, “yaratıcı bir yıkımla”6 toplumsal değişimi hızlandırarak neredeyse tamamen küreselleşmiş bir iş gücü piyasasına ve küresel yaşama doğru yönlendirdi. Bu bakıştan hareketle Covid-19, çevrim içi dünyayı "gerçek" dünyanın telafisi olarak sunmaya başladı ve bu sunuş geniş çevrelerden de kabul görmeye başladı. Özellikle pandemi sürecinde uygulanan uzaktan çalışma yöntemleri sonrasında da genişletilerek neredeyse tamamen küreselleşmiş bir iş gücü piyasasının alt yapısını tamamladı. Bu uygulamada başarıyla ortaya çıkan iş yöntemleri, bir faaliyetin performansı için iş yerinin fiziksel ortamına ihtiyaç duyulmadığını gösterdi. Bunun bir sonucu olarak sadece bir Wi-Fi bağlantısı olan dünyadaki herkes için çok sayıda iş fırsatı ortaya çıkmış bulunmaktadır. Böylece sermayenin küresel düzeyde "bitmek ve tükenmek bilmeyen" bir iş gücü kaynağına ulaşması gerçekleşmektedir. Bu yeni durum, çalışanlar arasında "kışkırtılan rekabeti" daha da yoğunlaştıracaktır. Daha düşük yaşam maliyetine sahip bölgelerde yaşayan işçiler, gelecekte sadece iş mücadelesinde rekabet avantajı elde etmekle kalmayacak, aynı zamanda daha az ücret alsalar bile daha iyi bir yaşamı gerçekleştirmek için maddi güce ulaşmış olacaklardır. Bu süreçte gelişmiş ülkelerde çalışan uzmanlar ve kalifiye elemanlar, dünyanın diğer bölgelerinde yaşayan meslektaşlarıyla daha düşük ücretle ve daha düşük sosyal haklarla her zamankinden daha açık bir şekilde rekabet etmek zorunda kalacaklardır. Gelişmekte olan ülkelerde daha düşük yaşam maliyetine sahip yerlerde yaşayan bu sosyal grubun üyeleri, daha düşük ücretlerle çalışmalarına karşın gerçekten daha yüksek bir yaşam standardına ulaşabileceklerdir. İşverenler açısından bakıldığında ise onlar sadece ücretleri daha düşük, sosyal beklentileri daha az ve organize olma olanakları minimum iş gücüne sahip olmayacakları gibi aynı zamanda da küresel düzeyde yaşanan zaman farklılıklarını artık bir engel olarak görmeyeceklerdir. Tam tersine bu farklılık, faydalı bir avantaja dönüşebilecektir. Dünyanın batısında yaşayan bir işveren, önceki gece iş bitiminde formüle ettiği sorunu sabah işe geldiğinde Asya veya Avrupa’daki çalışanları tarafından çözülmüş olarak masasında bulabilecektir. Farklı bir ifadeyle, aradığı çözüm önerisini e-postasında bulabilecek ve/veya akıllı telefonunda onu bekliyor olduğunu görecektir. Dolayısıyla alışılmışın dışında çalışma saatleri artık sabah saat 09.00’dan akşam saat 17.00’ye kadar olan süre ile sınırlanmayacaktır. Aynı şekilde işler günün her saatinde, yani yağmurda, doluda ya da karda gerçekleşebilecektir. Bunun bir sonucu olarak kâr oranının düşme eğilimi yerine onu daha yukarıya taşıyacak yeni bir trendin önünü açacaktır. Sağlık elemanlarındaki hareketlilik, dünya çapında oldukça güncel ve dinamik olan küresel bir olgudur. Dinamik küreselleşme süreçleri, sağlık sektöründe hareketliliğin her gün daha da artmasına yol açmaktadır. Sağlık profesyonellerinin uluslararası göçü, son yıllarda önemli ölçüde hızlanmakta ve büyümeye devam etmektedir. Hemşireler, doktorlar, ebeler, eczacılar ve diş hekimleri de dâhil olmak üzere uluslararası sağlık profesyonelleri, kendi ülkelerini terk etmeyi ve çeşitli nedenlerle başka bir ülkeye taşınıp küreselleşerek sektörün uluslararasılaşmasına da neden olmuşlardır. Bu durum, birçok fırsat ve olasılığı, aynı zamanda çeşitli zorluklar ile sorunları da beraberinde getirmektedir. Sağlık çalışanlarının sayılarının küresel düzeyde yetersizliği, uzun zamandır dünya çapında bir krize neden olmaktadır. 1950’den bu yana, hizmet sektörüne duyulan ilgi artmış ve 2000’den bu yana ise demografik değişimin zemininde, özellikle sağlık sektörünün önemi artmıştır. Sağlık kurumları, nüfusa sağlık hizmeti sunma zorluğuyla karşı karşıyadır. Birçok ülkede, sağlık çalışanlarının eksikliği yanında hem bölgesel hem de ülkeler arasında eşit olmayan bir dağılım da söz konusudur. Çeşitli tahminler, durumun önümüzdeki yıllarda daha da kötüleşeceğini göstermektedir. Bu durum temel olarak demografik değişim, yaşlanma süreçleri ve kronik hastalıklar gibi faktörlerden kaynaklanmaktadır. Uluslararası sağlık profesyonelleri için diğer ülkelere göç, daha iyi çalışma, yüksek ücretlendirme koşulları, daha fazla esneklik ve refah seviyelerindeki artış nedeniyle cazip göründüğünden sağlık elemanları, yurt dışında daha iyi bir yaşam sürmek ve gerekirse ailelerine yardım etmek veya onları evde desteklemek umuduyla memleketlerinden ayrılırlar. Politik aktörler, uluslararası sağlık çalışanlarının işe alınmasını bir çözüm olarak da görmektedirler. Hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkeler, uluslararası sağlık 5çalışanlarının yerleştirilmesine yönelmektedir. Bu gibi durumlar sayesinde sağlık sektöründe artan talep ve arz arasındaki dengesizliği azaltmaktadır. Sonuç olarak, özellikle son yıllarda yurt dışından sağlık çalışanlarının istihdamı artmıştır. Ülkeler, aranan profesyoneller için birbiriyle rekabet etmekte ve işe alımı artırmak için onların çevre koşullarını kolaylaştırmaktadırlar. Küresel Kuzey’in zengin ülkeleri arasında yürütülen bu "rekabet" her geçen gün daha da kristalleşmekte ve keskinleşmektedir. Sanayileşmiş ülkeler uluslararası istihdama dönük sağlık elemanları göçünden yararlanırken gönderen birçok ülkede ise sağlık kurumları deyim yerindeyse kan kaybı yaşamaktadır. Artan rekabet, dijitalleşme süreçleri ve teknolojik gelişmeler sağlık çalışanları üzerindeki uluslararası baskıyı yoğunlaştırmaktadır. Sağlık çalışanlarının işe alınması ve entegrasyonu ile ilgilenen ve göç sürecini ekonomik açıdan hızlandırma hedefini takip eden yeni, yenilikçi iş alanları ortaya çıkmaktadır. Bununla birlikte yeni bir kararsızlık da ortaya çıkmıştır: Bir yandan işe alım ajansları giderek daha profesyonel hâle gelmekte, diğer yandan işe alım pazarında insanların mağduriyetlerini sömüren "kara koyun"larının sayısı giderek artmaktadır. Profesyonel ajansların işçi transferleri işverenlere belli bir maliyet öngördüğünden fazla tercih edilmemektedir. Kârlarını maksimize etmeyi hedefleyen işverenler, uluslararası istihdam piyasasından temin edilen sağlık elemanlarının ulusal düzeydeki sağlık elemanları ile eşit muamele görmesinin, eşit ücret ödenmesinin ve şans eşitliğinin tanınmasının masrafları artıracağından dolayı daha dolambaçlı bir yol kullanarak kaçınmayı tercih etmektedirler. Aynı şekilde Almanya gibi gelişmiş bir ülkede sağlık elemanları eğitimi, meslek okullarına ve uygulamaya dönük çalışmalarla gerçekleştirildiğinden yükseköğretime denk gelmemenin yanında akademik olarak oldukça aşağıda kalmaktadır. Buna karşın üçüncü ülkelerdeki yüksekokullarda verilen diplomalar, Alman değerlendirme kurumları tarafından bu meslek eğitiminin bile daha altında olarak raporlanmaktadır. Buna göre üçüncü ülkenin üniversitede dört yıllık eğitim almış bir sağlık elemanının, Alman sağlık makamlarının geliştirdikleri kriterlere göre içerik bakımından 648 saat eksik eğitim aldığı ileri sürülmektedir. Bunun yanında aldıkları diplomaların denkliğinin kabul edilmesi için de 700-800 saat kadar ayrıca staj yapmaları gerekmektedir. Genellikle dünya dili olmayan Almanca bu sağlık elemanları tarafından bilinmemekte ve bu dili öğrenmeleri için 9 ay ve daha uzun süreli günlük beşer saatlik Almanca öğrenim kurslarına katılmaları gerekmektedir. Böyle bu kursta başarılı olanlar B2 seviyesine kadar çıkabilmektedir. Bu seviyedeki bir Almanca ile Alman kamu uzmanlarının beklediği ara dersleri verme ve başarılı olma şansları ise oldukça düşük olduğundan sağlık elemanları, uygulamada "2. sınıf bir sağlık elemanı" olarak görülmekte, diploma denkliği de olmadığından daha düşük bir ücret verilmesi ve daha ağır koşullarda çalıştırılması "normal" karşılanmaktadır. Aynı zamanda sağlık sisteminin aktörleri, artan uluslararasılaşma nedeniyle çeşitli zorluklarla karşı karşıyadır. Bunlar, her şeyden önce kültürel, dilsel ve niteliksel farklılıkların yanı sıra çok kültürlü iş birliğine meydan okuyan farklı beklentileri içerir. Sağlık sektöründe sanayi sektörünün aksine iletişim ve özellikle fiziksel yakınlık önemli rol 6oynadığından makro ve mikro düzeyde, etnik farklılıkların kabulü talep edilerek bakış açısında değişiklikler yapılması gereklidir. Buna ek olarak birçok sağlık çalışanı, iş durumlarından memnun değildir. Bu, Covid-19 pandemisi sırasında daha açık hâle gelmiştir. Politikacılar, zaten sağlık sektörünün sorunlarını çeşitli düzeylerde farklı önlemlerle gidermeye çalışmaktadırlar. Bununla birlikte sağlık sistemlerinin vasıflı işçilerin hem girişini hem de çıkışını daha hedefli bir şekilde yönetmesi gerektiği giderek daha açık hâle gelmektedir. Hem sağlık tesislerini hem de personeli rahatlatmak ve desteklemek için önlemlere ihtiyaç vardır. Günümüzde göç sürecinin sağlığı etkilediği konusunda araştırma ortamında bir fikir birliği vardır. Buna yeni dil, kültüre ve yaşam koşullarına sosyokültürel uyum, aidiyet duygusu (eksikliği), ev, aile ve sosyal çevre özlemi dâhildir. Özel ve iş hayatındaki kesiler ve değişiklikler bazen o kadar şiddetlidir ki iz bırakır. Çeşitli göç deneyimlerinin kişinin kendi deneyimi üzerinde kalıcı bir etkisi vardır. Bu nedenle işe alım sürecini ve yurt dışından vasıflı işçilerin gelişini iyi hazırlamak ve onlara yakından eşlik etmek önemlidir. Bununla birlikte şimdiye kadar sosyal ve operasyonel entegrasyon yönetimi için çözümler eksik kalmıştır. Uluslararası sağlık profesyonellerini Almanya’da yaşaması ve çalışması için hazırlayacak ve uzun vadede koruyacak akut bir konsepte ihtiyaç vardır. Aynı zamanda sağlık tesislerinin ve personelinin sağlık sektörünün artan uluslararasılaşması için hazırlıklı olması da gerekmektedir. Tesisler kültürler arası olarak açılmalı ve çeşitlilikle başa çıkmak için kültürel açıdan hassas bakım alanına giderek daha fazla eğitilmelidir. Bu antoloji, sağlık sektöründe artan hareketliliğin mevcut fırsatlarını ve zorluklarını kaydedip analiz etmektedir. Bu katkının yazarları, sağlık sektöründeki mevcut durumu açıklamakta, tartışmakta ve eylem olasılıklarının yanı sıra gelişim perspektiflerine de işaret etmektedir. Antoloji, Alman ve Türk göç uzmanlarının sağlık ve hareketlilik konusundaki bakış açılarını dikkate almaktadır. Mevcut durumu yansıtarak sağlık sektöründeki yeni yaklaşımların yanı sıra uluslararası ve ülkeye özgü özellikleri de ele almaktadır. Sürdürülebilir sağlık bakımını sağlamak için sağlık sektörünün yapılarını talep doğrultusunda uyarlamak, siyasetin en acil görevi olarak kristalleşmektedir. Hemşireliğin sosyal önemi ve sistemle ilgisine önem verilerek bu meslek grubu, uzun vadede yeterince ödüllendirilmelidir. Bu eser, bu sorunları ele almakta ve mevcut zorluklara, eğilimlere ve tahminlere genel bir bakış sunmaktadır. Hemşirelik sektörüne, hemşirelikle ilgilenenlere, aynı zamanda sağlık sisteminde artan uluslararasılaşmaya politikacıların katkılarını sunmaktadır. Eser, konunun araştırmacısı altı Türk, Alman, Polonyalı ve Ukraynalı uzmanın katkılarıyla oluşmuş ve şu şekilde ayrılmıştır: İlk araştırma, sağlık iş gücüne ilişkin ulusötesi rakamları temel alarak kuş bakışı bir sunuş sunmaktadır. Sağlık göçünün alıcı ve gönderici ülkeler için nasıl başarılı ve sürdürülebilir hâle getirileceğine ilişkin stratejiler tartışılmaktadır. İkinci araştırmada özellikle travma sonrası stres bozukluğu, depresyon ve anksiyeteyi ele alan göç süreci7nin sağlık durumu üzerindeki etkisi sunulmuştur. Üçüncü araştırmada siyasi, ekonomik ve sosyal sorumluluğu açıklamaktadır. Dördüncü araştırma, Korona pandemisinin sağlık sektörü üzerindeki etkisini ve bakım çalışanlarının ve çalışma koşullarının önemini ele almaktadır. Son iki çalışmada ise bir yandan uluslararası hemşirelik profesyonellerinin işe alınmasına, diğer yandan Almanya’daki geriatri hemşireliğinde Türk kökenli göçmenlerin durumuna atıfta bulunmaktadır