Güreş, geleneğimizde, kişinin nefsi, şeytan ve kötü çevresiyle, doğumdan ölüme üç düşmanıyla yaptığı mücadeleyi temsil eder. Güreş, bedenen ve zihnen güçlü olarak sulh zamanında savaşa hazırlıktır. Bütün bu değerlerin en güzel şekilde temsil edildiği Kırkpınar, Türkoğlu, Avrupa’yı vatan edinirken doğmuştur. Türkoğlunun, Avrupa’yı vatan ediniş destanıdır. Sahip bulunulan güzelliklerin elden çıkmaması için maddi-manevi güçlü olmanın ifadesi, bilek ile gönlü en güzel idealler yolunda kaynaştırmış alperenlerin yadigârıdır. Peşrevle, Türkoğlunun, Türkistan’dan Anadolu’ya Anadolu’dan da Avrupa’ya akışı canlandırılmakta, Türkün sembolleri olan kurdun atılışı, okun uçuşu, atın şahlanışı, kartalın süzülüşü temsil edilmektedir. Bazıları, Kırkpınar’ın doğuşunu ve tarihçesini yalnızca efsaneden ibaret görerek küçümsüyorlar. Doğru, Kırkpınar bir efsane, ancak gerçekten daha gerçek bir efsanedir. Eğer, tarihçiden, etnograftan, edebiyatçıya ve folklorcuya bilim adamlarını bir araya getirsek ve onların senelerce çalışmalarını isteyerek, bir Kırkpınar Efsanesi sipariş etseydik, bu kadar mükemmel ve tarihi, coğrafi gerçeklerle bu kadar uyuşan, Türk milli vicdanına bu kadar yakışan bir Kırkpınar efsanesi düşünemezlerdi. Prof. Dr. Osman Turan, Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi kitabında, efsanelerin, tarihin en önemli kaynağı olduğunu, onların yaşanmış hadiselerle doğarak, milletin olmasını istediği şekle bürünerek meydana geldiğini söylemekte, Türk milletin ideallerinin, karakterinin en güzel şekilde efsanelerde meydana çıktığını belirtmektedir. Kırkpınar efsanesi, tarihî ve coğrafi gerçeklerle tamamen uyum içinde ve tarihi gerçeğin, binlerce yılda oluşan millî vicdanda yoğrulmasıyla doğan bir efsanedir. Efsanenin doğmasına vesile olan Şehzade Süleyman ve silah arkadaşları alperenlerin ve efsanenin yaşandığı tarih konusunda hiçbir ihtilaf yoktur. Şehzade Süleyman ve arkadaşları 1349’dan 1359’da kadar uzanan zaman dilimi için Rumeli’ne (Avrupa’ya) geçmişler, Gelibolu’dan Dimetoka’ya kadarki coğrafya içinde fetihlere devam etmişlerdir. Şehzade Süleyman’ın 1359’da ölümüyle yerine geçen kardeşi I. Murad, fetihlere devam etmiş ve 1361’de Edirne’nin fethedilmesiyle Kırkpınar’ı doğuran altın halka tamamlanmıştır. Efsanenin geçtiği coğrafyaya ve efsanede ismi geçenlere bir göz atalım. Bu mekanları, bizzat gezerek, coğrafi ve tarihi hakikatler ile efsanenin nasıl koyun koyuna olduğunu tespit ettim. Çanakkale-Lapseki-Çardak’ta Salbaş mevkii vardır. Burası Şehzade Süleyman’ın Rumeli’ye geçtiği salların besmeleyle inşa edildiği yerdir ve burada, salları inşa eden salcıların piri Salcı Baba’nın kabri vardır.Salcı Baba’nın kabrinin bulunduğu Salbaş mevkiinden Çanakkale Boğazı’nın Avrupa yakasına doğru bir yol uzanmakta ve bunun ucunda hilal şeklinde bir adacık vardır. Efsanede burasının alperenler sal ile Avrupa’ya geçerken meydana geldiği söylenmektedir. 1901 tarihli Edirne Salnamesi’nde, Simovina’da bulunan Selim’in Mezarı’ndan ve Kırkpınar Çeşmesi’nden bahsedilmektedir. Hangi Selim? Kırkpınar’ın doğmasına sebep olan iki alperenden biri olan Selim. Hangi Çeşme? Kırkpınar’ın doğmasına sebep olan iki şehidin gömüldüğü mezar başında, kırk pınardan meydana gelen çeşme… Kırkpınar, gerçek bir efsanedir. Kırkpınar güreşleri, yüzlerce yıl bu efsanenin doğmasına vesile olan alperenlerin hatırasının yaşatılması için yapıldı, bunun için Kırkpınar’a ERMEYDANI denildi. Nice yıllar oldu boynu bükük kalalı. Kırkpınar’ın, bayrağımızdaki ay yıldıza rengini veren beyaz gülleri, açmaz olalı. Bilebilen kaç kişi var? Bayrağımızın, al rengini şehitlerin kanından, beyazını da güllerden aldığını. Kaç kişi farkında, şehitliğin, ebedi güzellikler için, en kıymetli varlığı canının feda edilmesi, gülün de ebedi güzelliklerin dünyamızdaki habercisi olduğunun. İşte Kırkpınar gülleri, Kırkpınar Ermeydanı’nda ve güzelim memleketimizin güzelim köşelerinde açmaz olalı, milletimiz öksüz, milletimiz kızılelmasız kaldı. İçerde ve dışarda çok çeşitli sıkıntılarla bunaldığımız, artık yeter diye isyan ettiğimiz bu günlerde, milletimiz, kendisini kızılelmalara götürecek Kırkpınar güllerinin açılmasını beklemekte. Nedir Kırkpınar gülleri? Kırkpınar gülleri; yalnızca Kırkpınar’dan Kırkpınar’a Ermeydanında açardı. Ve milletimizi, nice bin güzelliğe götürmüş, ordusu önünde, “Üstümdeki bu beyaz gömlek kefenimdir, ölürsem beni bununla gömün” diyen Alpaslan’ı hatırlatır… Kırkpınar’ın doğmasına vesile olan şehitler Ali ile Selimi, Türk’e Anadolu’yu ve Avrupa’yı vatan kılan, insanlığın o güne kadar tanımadığı nice bin güzellikle tanıştıran, Türk oğlunu şereften şerefe koşturan alperenleri temsil ederdi… Bir zamanlar, pehlivanlar, güreşten önce ta ayaklarına kadar uzanan beyaz gömlek giyerlerdi. İşte bu gömlek, Kırkpınar gülüydü. Bu gömlek, Kırkpınar’ın doğmasına vesile olan şehitleri, alperenleri, beyaz gömlekle ordusunun karşısına çıkan Alpaslan’ı temsil ederdi. Ve pehlivanların, kispetlerini giyerlerken, avret yerlerinin gözükmemesini sağlardı. Onlar, Kırkpınar gülleri, beyaz gömlekler içinde gezerlerken, seyirciler de, “Alpaslan’ın ve şehitlerin kabirlerinden kalkıp aralarına gezdiği” rahmani rüyasını görür, nice bin güzelliğe vesile o efsaneyi yaşar gibi olurlardı. Şimdiyse, pehlivanlar, her şeyleri açıkta giyiniyorlar. Seyirciler mi, işte onlar, hâlâ o rüyaların ve efsanelerin özlemindeler. Bir gün tekrar o rüyayı göreceklerine ve alperenlerin geri döneceklerine inanıyorlar. Kırkpınar gülleri yine açsın, bu güllerin temsil ettiği milli şuur tekrar gönüllerimize ve beynimize yerleşsin diyoruz. Yerleşsin ki, ekonomi, kültür, siyaset ve demokraside boynu bükük gezdiğimiz günler son bulsun. Kırkpınar güllerinin açmasını yalnızca biz değil, Türkmeneli’nden Doğu Türkistan’a Afrika’dan Filistin’e bütün mazlumlar bekliyor. Bu güllerin açmasına bütün insanlık muhtaç… Üstat Sami Karayel, Koca Yusuf’tan Kel Aliço’ya, Adalı Halil’den, Kavalalı Mümin Pehlivan’a cihana nam salmış efsanevi güreşçilerimizi tanıtan ve sevdiren, tefrikaları ve kitaplarıyla gönüllere taht kuran kişidir. Üstadın bu eserini ecdat yadigârlarına sevdalılara kazandıranlara ne kadar teşekkür etsek azdır.