Bireyler, bilişsel, sosyal ve duygusal farklılıkları ile toplumsal yaşamın önemli bir üyesi olarak hayatlarını sürdürmektedir. Bireylerin bu yetersizliklerden etkilenmesi ve yetersizliğin durumuna bağlı olarak hareket kısıtlılığı ve duyusal kayıpların yarattığı eksiklik, onu toplumdaki diğer bireylerden farklı kılmaktadır. Diğerlerinden farklı olma durumu ise “engelli olma hâli, yeti yitimi” olarak açıklanmaktadır (Tekkurşun Demir ve İlhan, 2019). Engelli bireyler, toplumsal yaşamın önemli bir oranını oluşturan ve Türkiye’de nüfusun yaklaşık %12,9’una karşılık gelen 8 milyon civarında kişiden meydana geldiği düşünülen bir gruptur (Kaya ve Sarı, 2018). Bedensel, görme ve işitme engelli bireyler de bu grubun içindedir. Toplumun önemli bir kısmını oluşturan bu engel grupları ile ilgili son yıllarda birçok araştırma yapılmıştır (Avcı, Karakullukçu ve İlhan, 2020; Ay, Baykuş ve Ekinci, 2017; Çil, Yılmaz ve İlhan, 2023; Karasu, Aykut ve Yılmaz, 2014; Süzen ve Taşdelen, 2012; Şahin ve Güldenoğlu, 2013). Toplumun sadece sağlıklı bireylerden değil, aynı zamanda engelli bireylerden oluştuğu göz ardı edilmemelidir (Çevik ve Kabasakal, 2013). Küresel entegrasyonların sağlandığı bu yüzyılda, engelli bireylerin spor yapma imkânına kavuşması konusu, son yıllarda tüm dünyada ilgi çeken bir alan haline gelmiştir (Blauwet ve Willick, 2012). Spor sayesinde çevre ile iletişim kuran engelli sporcular, paylaşma ve özgüven duygularının da gelişeceği sosyal bir ortama kavuşmaktadır. Ayrıca spor, engelli bireyler için başlı başına sosyal ve psikolojik bir destek unsuru olarak öne çıkmaktadır (Mazzeo, 2019). Bununla birlikte, sporun yanında engelli bireylerin topluma katılımını kolaylaştıran ve yaşam kalitelerini artırarak fiziksel, sosyal ve psikolojik fayda sağlayan boş zaman aktivitelerinin de önemli bir ihtiyaç olduğu bilinmelidir.