Hasbel kader önemli makamlara gelen liderler için sonradan derinlik kazandırılmaya çalışılır. Aileleri parlatılır. Soyları yüceltilir. Hayat hikâyeleri köpürtülür. Kendileri kutsallaştırılır. Merhum Erbakan ise ailesinden çocukluğuna eğitiminden iş ve akademik hayatına, siyasi hayatına kadar müstesna bir insandır. Kendisi şöyle demişti; ‘’İnsan karakterleri madenlere benzer. Madenlerin dayanıklılığını ölçmek için test makineleri vardır. Madeni içine koyar üzerine basınç uygularsınız. Basınç arttıkça maden dayanma gücüne göre şekilden şekile girer. Güçlü ve sert madenler basınca direnir. İnsanlar da böyledir, baskı, etki ve yük altında, karakterinin gücüne göre az veya çok etkilenir. Güçlü, sağlam karakterler her tür basınç, etki ve yüke dayanırlar. Olan bitenden etkilenmezler Merhum Erbakan böyleydi ve tek başına bir ordu idi Merhum Erbakan Sultan Fatih gibi hem dünyevi ilimlerin hem dini ilimlerin ve hem de muhteşem aksiyoner liderliğin zirvesine çıkmış ender tarihi şahsiyetlerden birisidir. Adımın Necmettin olmasından dolayı doğduğum andan itibaren Merhum Necmettin Erbakan’la birlikte anılır oldum. Bizim oralar da Necmettin ismi hiç yoktur. Bu ismi verdiği için Babama ne kadar teşekkür etsem azdır. Çocukluğumda ikinci adım Erbakan’dı. İmam Hatip öğrenciliğimle beraber Erbakan’ cı olarak anılır olduk. 9 1999 seçimlerinde kıl kapıyı tartışmalı şekilde milletvekilliğini kaybettim ve Merhum Erbakan Hocamızın Camianın hizmet konularını yürüttüğü yedi kişilik icra kurulunda görevlendirildim. Ayrıca hukuk çalışma gurubunda ve 2010 yılında Saadet Partisi Genel Başkanı olduğunda Genel Başkan Yardımcısı sıfatı ile vefatına kadar emrinde ve birlikte çalışma şerefine nail oldum. Onun adını taşıdığım için doğduğumdan itibaren O’na ait oldum. Aklım erdiği andan itibaren de yolunda, peşinde, yanında ve emrinde oldum. Varlığım onunla şereflendi ve aydınlandı. Yokluğu en büyük hasretim. Zaman zaman, 2. Erbakan, Erbakan’ı sani olarak sıfatlandırıldım. Yani NECMETTİN AYDIN ERBAKAN’IM O’nu yazmak, O’nun hakkında kalem oynatmak aslında haddimiz değil. Ama O’nun daha iyi tanınmasına, fikirlerinin anlaşılmasına, davasının yaşamasına bir nebze olsun katkısı olur diye haddimi aşıp yazmaya karar verdim. Bu Çalışma yukarıda anlattığım aidiyet ve çalışma yakınlığından hareketle yapılmış bir çalışmadır. Bir gün bir konu anlaşılmayınca, Hocam Kurbağa Gökyüzünü kuyunun ağzı kadar sanırmış dedim, tekrar ettirdi, ‘’güzel sözmüş’’ dedi. O’nun lisedeki bir lakabı da deryadır, gökyüzüdür, o kadar engin ve derindir. İnşallah bu Derya’nın, kuyudaki kurbağanın, görebildiği kuyunun ağzı kadar bir kısmını yazabiliriz.