Kitabıma çileli bir kadere rağmen hayatını, zekâsını ve ruhunu bilime ve bilimin yayılmasına adayan yüce bir bilim insanıyla ilgili çalışmaktan büyük mutluluk duyduğumu belirterek, İbn-i Sina’nın şu özlü sözü ile başlamak istiyorum:
“Nefsini bilimlerle süslemeye ve düzeltmeye çalış. Bilimden başka her şeyi bırak. Bilimde her şey vardır. İnsanın ruhu kandil ve bilim onun aydınlığıdır. İlahi hikmet de kandildeki yağ gibidir. Bu yanar ve ışık saçarsa sana diri denilir, yanmaz ve karanlık kalırsa sen ölü sayılırsın.”
Bu kitap, 11 Ocak 2021 tarihinde Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı’nda doktora tezi olarak kabul edilen çalışmamın, bazı düzenlemeler yapılarak kitaba dönüştürülmüş biçimidir. Türk hikâyeciliği İslamiyet öncesine kadar uzanır; ancak hikâyelerin çoğu hâlâ kütüphanelerde incelenmeyi beklemektedir. Bu çalışma, mensur halk hikâyeleri üzerine yapılacak araştırmalara da katkıda bulunacaktır.
Esrar-ı Hikmet ya da Hikâyet-i Ebu Ali Sina ve Biraderi Ebu’l-Haris, İbn-i Sina’nın hayatını efsanevi bir tarzda anlatan hikâyelerin XVI. yüzyılda Derviş Hasan Medhî tarafından derlenip III. Murad’a takdim edilen ilk mensur eseridir. Esrar-ı Hikmet, hem edebi değeri olan hem de o dönemde halkın konuştuğu sanat ve süsten uzak gündelik dilin özelliklerini yansıtan bir eserdir. Eser, Türkçenin doğal söyleyişine uygun sözcük, sözcük tamlamaları, deyim ve atasözleriyle zenginleşmiş, akıcı ve masalsı bir anlatıma sahiptir. Dönemin gündelik konuşmasını yansıtan, yalın diliyle ve büyük ölçüde günümüze ulaşan söz varlığıyla dikkat çeken Esrar-ı Hikmet, halkın İbn-i Sina’nın tıp bilgisine olağanüstü vasıflar yükleyerek onu hayalinde nasıl şekillendirdiğini ve Lokman Hekim mertebesine çıkardığını da ortaya koymaktadır.
Bilindiği gibi, İbn Sînâ (asıl adı Ebû Ali el-Hüseyin bin Abdullah bin Ali bin Sînâ) çok yönlü bir şahsiyettir. Tıpla ilgili kitaplarının yanı sıra felsefe, mantık, psikoloji, metafizik ve musiki ile ilgili temel nitelikte pek çok eser kaleme almış, ilimdeki kuvveti dolayısıyla yüzyıllarca Asya’da ve Avrupa’da adından söz ettirmiştir.
Çalışmalarım süresince kıymetli desteği için Prof. Dr. Ahmet Karadoğan’a, her zaman yanımda olan arkadaşım Dr. Öğr. Üyesi Yakup Sarıkaya’ya, en başta Esrar-ı Hikmet’in nüshasına ulaşmamı sağlayan ve tüm süreçte emeğini hiç esirgemeyen Prof. Dr. Recai Doğan’a, sonsuz güveniyle daima beni güçlendiren Prof. Dr. Gürhan Çağlayan’a ve onun kadim dostu Prof. Dr. İlter Uzel’e, minnetimi asla yeterince ifade edemeyeceğim tarih araştırmacısı merhum Kamil Şahin’e şükranlarımı sunarım.