Moleküler biyoloji, genomik, proteomik ve biyoteknoloji alanında yaşanan gelişmelerle birlikte hastalıkların mekanizmalarının aydınlatılması; farmakoloji biliminin temel ve klinik araştırmalarına da hız kazandırmış ve bilgiyi elde etme yollarından tedavi stratejilerine kadar bir çok basamağa yeniden yön vermiştir. Konvansiyonel yaklaşımlar yerini bireye özgü tedaviler, gen terapileri, sağlıkta yapay zeka teknolojileri desteği, nanoteknolojik yöntemlerle ilaç üretimi ve yeni alternatiflere bırakmaktadır. Bu değişime adaptasyonun temelinde, Araştırma-geliştirme (Ar-Ge) çalışmaları yer almaktadır. Bugün sağlık endüstrisi dünyada Ar-Ge yatırımları payında ikinci sıradadır. İlaç endüstrisi sağlık sektöründeki çalışmaların önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Ar-Ge, inovasyon için gereken en önemli faaliyetlerden biridir. İnovasyon Türk dil Kurumuna göre “Yenileşim’’ anlamına gelmektedir. Kısıtlı kaynaklar temelinde artan nüfus, yaşam süresinde uzama, hastalık oranları ve sağlık sektöründe değişen gereksinimler sistemi de bu talepleri karşılayacak değişimlere zorlamaktadır. Covid 19 örneğinde gördüğümüz gibi bunun hızlı bir şekilde gerçekleştirilmesi gerekliliği hayati bir önem arz edebilmektedir. Einstein’ın dediği gibi “Bugün yarattığımız dünyanın problemleri, bu problemleri yaratırken düşündüğümüz şekilde düşünürsek çözülemezler’’. Gelecek yüzyıl çözümlemelerinin de artan teknoloji ve inovasyon kültürü gölgesinde ilerleyeceği öngörülebilir bir gerçektir. Bu kitap tam da bu noktada farmakoloji alanının geleceğinde evrileceği noktalar üzerine bilgilendirme amacını taşımak üzere yazılmıştır. Yapay zeka uygulamalarının sağlık alanında kullanımı giderek yaygınlaşmaya başlamıştır. Kitabın birinci bölümünde yapay zeka ve VImobil uygulama teknolojilerinin farmakoloji alanında kullanımları mercek altına alınmıştır. İlaç üretiminde aday moleküllerin seçiminden ilaç üretimine, tedarik zincirini kusursuz sağlamadan, karar destek sistemlerine ve prediktif değeri olan modüllere kadar geniş yelpazede makine öğreniminin pratik hayatta kullanımları incelenmiştir. Gelişmeye oldukça açık bir alan olan yapay zeka ve mobil uygulamalar konusunda var olanlar ve yeniler bu konuda ilgilenen araştırmacılara ilham verecektir. Modern dünyanın bir başka geldiği nokta ise tedavilerin kişiye özgü planlanma noktasıdır. Bir defa yapılan genetik testler sonrasında etkinlik ve toksisite sınırlarında kalmaktan ziyade en optimal ilaç dozlarının belirlenmesi, advers ilaç reaksiyonlarının önlenmesi, daha az test, daha az iş gücü kaybı, daha az hastane yatışı, hızlı ve kronikleşmeden akut tedavi gibi sonuçlar ile kişilerin tedavisinin bireyselleştirilmesinin artıları ve eksileri bu bölümde tartışılmaktadır. Geldiğimiz noktada antibiyotiklere karşı gelişen direnç önemli bir halk sağlığı sorunudur. 2016 yılında en büyük ve en acil küresel risk olarak belirlenen ilaç direnci yılda 700 binden fazla kişinin ölümüne neden olmaktadır. Eğer böyle devam ederse 2050’ de antimikrobiyal dirence bağlı olarak her yıl 10 milyon kişinin hayatını kaybedeceği tahmin edilmektedir. Bu oranın kanserden ölenlerin oranlarından daha yüksek olması, bu konuda yeni araştırmaları gerekli kılmakta görünüyor. Yeni antibiyotiklerin keşfedilmesi en iyi çözüm yolu olsa da, alternatif tedavilere ihtiyaç aşikardır. Antimikrobiyal peptidler, monoklonal antikorlar, modifiye edilmiş fajlar ve CRISPR-Cas9 gibi teknolojilerin kullanımı ve diğer alternatifler bu bölümde incelenmiştir. Aday molekülün raflara uzanan yolculuğunda, ilaç geliştirme çalışmaları da, klasik klinik araştırma protokollerinden adaptif tasarımlara doğru yön değiştirmektedir. Finansal maliyetlerin ve zaman kaybının azaltılması, araştırma süreçlerine dahil olan hastaların güvenliklerinin korunması ve tedavinin etkisinin belirlenme olasılığıVIInın artırılması noktasında bu “yeni’’ yine merak edilen ayrıntılarıyla irdelenmektedir. 21. yüzyılda gelişen ilaç teknolojisi ile hedefe yönelik ilaçlarda nano taşıyıcıların kullanılması, nanotıpın en önemli alanlarından biri olarak değerlendirilmektedir. Kitabın bir diğer bölümünde nanoteknolojik yöntemler kullanılarak geliştirilen ilaç şekilleri, teşhis ve tedavide kullanım alanları ve gelecekte ne tür farklılıklar gösterebileceğinden bahsedilmektedir. Uzaktan teknolojilerin sağlık alanında kullanımı ile hayatımıza giren bir başka uygulama ise telesağlık hizmetleridir. Özellikle Covid 19 sürecinde gelemeyen hastalara ulaşılması, yüzyüze tedavilerin alternatifi olarak Telediş hekimliği uygulamalarını tekrar gündeme getirmiştir. Peki bu uygulamaların akılcı antibiyotik kullanımlarına etkisi nasıl olmuştur? Tele sağlık sistemlerinin ilaç boyutunda çıktılarının değerlendirildiği bu çalışma, pratik sonuçları gözler önüne sermesi açısından oldukça ilgi çekicidir. Radyoloji alanında oturmuş protokoller dışında teşhis alanında kullanılan ilaçlar ve maddelerin neler olduğu ve bu konuda tespit edilen yeniler de kitabın son kısmında ele alınmıştır. Bilimsel ve teknolojik gelişmeleri araştırmak ve bu yenilere hazırlıklı olmak gerekmektedir. İlaç biliminin yenilikçi uygulamalarının bir kısmının değerlendirildiği bu kitaptaki araştırmalar, genç bilim insanlarına ve bu konuda bilgi sahibi olmak isteyen araştırmacılara yol gösterici olacaktır