19. yüzyıldan günümüze etkin olan modern toplumda, mavi yakalılar ile beyaz yakalıların iki yakalarını bir araya getiremedikleri endüstri toplumunda sıkıntılar sürekli olarak arttı. İnsanlar, psikolojik ve psikiyatrist vakalar haline geldi. Oysa tarım toplumunda insanların karşılaştığı zorluklar psikolojik değildi.
Modern toplumla birlikte psikolojik rahatsızlıklar ve huzursuzluklar çoğaldı. Ruhsal yapılarımız bozuldu. Cinnet yaygınlaştı. Savaşlar, cinayetler ve kavgalar yaygınlaştı. Dünya yaşanılır bir yer olmaktan çıktı. Cehennemi yaşamaya başladık. Cehennemi boylamamız için artık ölmemize gerek yok. İnsanlar tuhaflaştı.
Travmaları çoğaldı. Hap içmek alışkanlık oldu. Hapçılar çoğaldı. İnsanlık sonunda hapı yuttu. İnsanlığın hapı yutuşunun uzun bir öyküsü var. Öykünün başlangıcı kapitalizmin doğuşuna denk geliyor. 16. yüzyılın başında başımıza belâ olan bizleri toplu halde musalla taşına yatıran kapitalizm, İngiltere doğumludur.
Kapitalizmi didik didik eden, onu en ayrıntısına kadar tahlil eden, onun bütün çelişkilerini ve defolarını ortaya çıkaran, “sülükler”, “vampirler” ve “kurt adamlar” olarak betimlediği kapitalistlerin kabusu haline gelen Karl Marx, dev eseri Kapital’de, “kapitalist dönemin başlangıcı, 16. yüzyıldır” demiştir.
Hemen devamında kapitalizmi inşa eden süreç ve bu süreçte etkili olan olayların büyük insan yığınlarının birdenbire ve zorla geçim araçlarından kopartılarak, özgür ve ‘bağlantısız’ proleterler olarak emek pazarına fırlatılıp atılmasının, tarımsal üreticilerin, köylülerin mülksüzleştirilmelerinin, topraktan ayrılmalarının sadece İngiltere’de görüldüğünü yazmıştır.
Sözcüklere, kelimelere, şiire ve yazıya hayat veren, mefhumlara meftun olan, dili yeniden canlandıran büyük düşünce ustası William Shakespeare, “dünya çığırından çıkmış” sözünü sanki bugün için söylemişti. Nitekim yakın zamanda post-yapısalcılık ve postmodernlik tartışmalarının odağında yer alan Jacques Derrida, “çağımız menteşelerinden çıktı. Tablo epey karanlık, hatta kara bile denebilir”, demişti.