“93 Harbi” adıyla, tarihe büyük bir isim yaparak geçen, 1977-78 TürkRus Harbi sonucunda, Ruslar tarih boyunca bize karşı besledikleri menfur emellerine nâil olamadılar. Ancak bu harp, bizler için felâketlerle, ızdıraplarla dolu maddi manevi bir yıkım oldu. Deli Petro Vasiyetnâmesi diye tarihe geçen bu kötü emelleri, Deli Petro’dan sonra gelen bütün Çar ve Çariçeler, rotasından saptırmayarak yürütmüşlerdir. Nitekim Katarina zamanında bu emeli gösteren bir karikatür hatırlanmaya değer. Bizzat Valiçevski’nin bildirdiğine göre, bu karikatürde imparatoriçe Katerina bir bacağı Vorşova’da bir bacağı da İstanbul üzerinde olduğu halde, fistaniyle bütün Avrupa’yı kaplamış bir halde görünmektedir. Ruslar, Kırım harbi yenilgisinin intikamını da almak ve bu isteklerine erişmek için, ellerindeki bütün kuvvetlerini esirgemeden harcadılar. Bu sebepten Plevne muharebelerindeki kayıplar, muharebeye iştirak eden asker adedine oranla, en kanlı muharebelerden biri olarak tarihe geçmiştir. Benim yetki ve kudretimin çok üstünde olan bu kitabı yazmama başlıca sebep, Plevne kahramanlarımızın bütün dünyanın hayranlığını çeken o şanlı savunmalarında akıttıkları kanlarının kurumadığını göstermektedir. Şanlı olduğu kadar hazin olan o tarihten bu yana yüz yıl geçti. Bizler kaç kitapla bu tarihin karşısına çıkıyoruz? Merhum Turan Tan, Plevne’yi bir İngiliz Yüzbaşı’sından öğrendik diye yakınmıştı. Plevne muharebelerine katılarak, kitapta sık sık ismi geçecek bu subay, anılarını 1911’de ikinci kez yayınlamıştır. Bir mutlu tesadüf eseri Nurettin Artam bu kitabı dilimize çevirmiştir. Esas kitabın ön sözünde İngiliz Generali Sir D. P. Frene (Büyük Harbde Başkumandan, bu savunmamıza uzun uzun değinerek sözlerini bakınız nasıl bitiriyor: “Bu kitabı dikkatle okuyup güzelce incelemelerini İngiliz ordusunda bulunan subaylara bütün kalbimle tavsiye ederim.” On misli düşmanla dövüştüğümüz bu muharebelerde, Ruslar’ın Plevne için 400 cilt kitapları var. Ben işte bu ihmalimizden cesaret alarak bilhassa bu muharebelere iştirak etmiş olanların, anılarına daha fazla yer vererek. Plevne’yi yazdım. İleride görüleceği gibi, bütün bu anılar, kahramanlarının kendi isimlerini olan tabyalardan görüntülerdir. Mesela, en şiddetli çarpışmalara sahne olan “TALAT BEY TABYASI”nın savunmasını yapan Talât Bey, her iki tarafı görerek, kitabını yazmıştır. Bu anılara, o ızdıraplı günleri yaşayanların anılarını, göçleri, katliamları, yanık Rumeli türkülerini de kattım. Okunduğu zaman görüleceği gibi, bir avuç insan, tek tek birer burç gibi, o sırtlara dizilmişlerdi. Plevne, al bayrağımız altında, bir tek taşını bile vermiyor: Artık müdafilerde erzak yok. Toplarda mermi, tüfeklerde fişek yok. Yaraları saracak sargı, yaraya sürecek ilâç yok. Yollar kapalı. Kulaklar tıkalı. Savunacak toprak ve tümseklerden başka şey yok. Yalnız siper önünde leşler var, düşman leşleri. Biri bin yapan hamleler var. Kahramanlık var, ölümü tam göze almak var.Kitapta görüleceği gibi, harbin ilk çıkış sebeplerinden, harbin idaresindeki sürekli hatalar sonucu bu harbi kaybettik. Fakat yanlış ve kusurlara rağmen bu üç Plevne zaferinde, bir milletin çocuklarının, vatanseverlikten kuvvet aldıkları zaman, ne kadar yükselebileceklerini, müşterek tehlike önünde, üstün düşmana karşı bir Ordu gücünün, Başkumandan’ından erine kadar nasıl birlik içinde şahlanabileceğini, sevilen bir lider emrinde büyük bir kudret yaratabileceğini birlikleriyle yarışırcasına, bu muharebelerde tekrar göstermişlerdir.