Bilgi akışı ve iletişim sistemlerinin oldukça geliştiği çağımızda insan ilişkileri kaçınılamaz bir süreklilik ve yakınlık arz etmektedir. Bu durum sebebiyle küresel dünya, birbirinden oldukça farklı ve çeşitli dil, din, ırk, renk, kültür ve geleneğe bağlı insanların daha hızlı ve sürekli şekilde birbirleriyle yüzleşmesine sahne olmaktadır. Zira küresel dünyada insanlar arası mesafenin ortadan kalkması ve insanların birbirine yakınlaşması, aynı zamanda insanların ahlaki olarak birbirleriyle nasıl yüzleşeceklerine dair bir kriz ortamı yaratmaktadır. Bu kriz ortamında bilimsel, dinî veya geleneksel “üst anlatı”lara dair güvenin sarsılmasıyla birlikte akla dayalı her şeyin aydınlığa kavuşturulabileceğine dair iyimser mitosa olan güven de yitirilmiş görünmektedir. Zira bilimsel ve teknolojik gelişmelerle olumsal bir zemine kayan gerçeklikle ilişki tarzında postmodern düşünce, ahlaki hakikat hakkında nihilist tavra dikkatleri çekmektedir. Zira yüzleştiği sorunları spekülatif bilinçte “özdeş” bir çerçeveye oturtup geleneksel “üst anlatı”lardan soyutlanarak çözmeyi varsayan ben merkezli ahlaki bilinç, bu nihilist tavır karşısında çaresiz görünmektedir. Bu sorunu dikkate aldığımızda bilinç, küresel dünyada birbirinden farklı ve çeşitli pratiklerin birbirleriyle “daha iyi” olanı arayış etrafındaki ahlaki ilişkisinin nasıl anlamlandırılacağı problemiyle yüzleşmektedir. Nitekim günümüzde sıkça işittiğimiz nihilizm söylemleri, bilincin yüzleştiği sorunlarda her şeyi açıklığa kavuşturan mutlak aydınlatıcı zemin olduğu fikrinin sorgulanmasına sebep olmakta ve onun arızi karakterini gün yüzüne çıkarmaktadır. Başka bir deyişle nihilist söylemler, küresel çapta ortaya çıkan ahlaki sorunlar ve bu sorunların aydınlatılmasında 14 Gazâlî ve Levinas Felsefelerinde Yüzleşme Ahlakı bilincin ancak arızi kaynak oluşturabileceğine işaret etmektedir. Bu durumda da nihilist söylemler, öncelikle bilincin her şeyi aydınlığa kavuşturan mutlak aşkın karakterine gölge düşürmüş görünmektedir. Günümüzde ahlaki olarak yüzleştiğimiz sorunlara da kaynaklık eden bu yorum tarzı, öteki merkezli söylem vasıtasıyla aşılmaya çalışılmaktadır. Farklı pratiklerin ahlaki yüzleşmesine olanak tanıyan ahlaki bilincin imkânı, felsefe tarihinde genel olarak kabullenilmiş iki farklı rasyonel söylem etrafında anlamlandırılmaktadır. Birincisi, Aristoteles’in sistemleştirdiği varlığın “öz”üne referansla bilincin bir nevi şeffaflaştırılarak varlığın mahiyetine erişmeyi mümkün kılan mantıksal dilin rasyonel şemasıdır. İkincisi ise “öz” arayışından vazgeçilip bilincin her şeyin kesinliğinin bizzat kaynağı hâline gelebileceği varsayımına dayanan Descartes’ın sistemleştirdiği matematiksel dilin rasyonel şemasıdır. Fakat hem mantıksal hem de matematiksel dil, somut varoluşsal dünyanın çeşitlilik ve farklılıklarından soyutlanmayı gerektiren ortak bağlayıcı bir dil sunmaktadır. Ahlaki bilinci şekillendiren bu soyutlayıcı dil, ideal ve nesnel bir çerçeve sunduğundan farklı pratiklerin yüzleşmesinde hegemonyacı ve hiyerarşik bağlamı da beraberinde getirmektedir. Bu hegemonyacı ve hiyerarşik bağlamı, mükemmel, nesnel ve evrensel bir dil varsayımına dayanan yapay zekânın ne kadar ahlaki olabileceğine dair tartışmalar üzerinden de yeniden düşünebiliriz. Nitekim mükemmellik ve evrensellik idealiyle tasarımlanan yapay zekânın ötekilik fikrine ne kadar açık olduğu problem arz etmektedir. Dolayısıyla da yapay zekâ, bilincin soyutlayıcı karakterine dayalı bir ahlaki yüzleşmenin nihilist savrulmayı önleyecek gücüne karşı şüpheci tavrı desteklemektedir. Bu bağlamda bu çalışma, bilincin arızi karakterinin nihilist savrulmadan korunup güçlendirilmesi için somut varoluşsal bağlamın ön plana çıkarılması gerektiğine dikkat çekmektedir. Bu Ön Söz ve Teşekkür 15 sebeple ahlaki yüzleşmeyi, kendi felsefi geleneklerinin aksine soyutlayıcı bağlamdan ziyade somut varoluşsal bağlamdan hareketle tartışan Gazâlî ve Levinas düşüncesini ön plana çıkarmaktadır. Çalışmanın ufku şekillenirken soru, öneri ve eleştirileriyle düşünce dünyasının zenginliğini esirgemeyen danışman hocam Prof. Dr. Burhanettin Tatar’a destek ve emekleri yanında, hermenötik dersleriyle sanatsal ve fikrî paylaşım ortamı yaratarak entelektüel gelişimimize yaptığı katkılar için müteşekkirim. Burhanettin hocamın, doktora çalışma sürecinde hermenötik dersleri vasıtasıyla oluşturduğu Omü İlahiyat fakültesindeki disiplinler arası atmosfer, bu çalışmanın olgunlaşmasında çok önemli bir katkı sunmuştur bu sebeple hermenötik daireye katkı sunan tüm dostlarıma da canı gönülden teşekkür ederim. Çalışmanın yazım sürecinde destek ve katkıda bulunan ve çalışmanın düzenlenmesinde yardımcı olup zaman ayıran hocalarım Prof. Dr. Ahmet Çakır ve Dr. Öğr. Üyesi Hasan Atsız’a minnettarım. Ayrıca Dr. Fatma Sayın’a çalışmamızın son okuma sürecinde yaptığı katkılar için müteşekkirim. Çalışma döneminin maddi manevi bütün zorluklarını benimle paylaşan ve çalışmanın son okumasını yapıp daima bana destek olan eşim Doç. Dr. Faruk Özdemir’e teşekkür ediyorum. Bu çalışmanın yazım sürecinde her zaman beni destekleyen ve duasını esirgemeyen babam Pirağa Yaşar ve annem Emine Yaşar’a sonsuz teşekkürü borç bilirim.