Sultan III.Selim’in gençlik ve padişahlık döneminiyalnız ve yalnız bu kitapta yaşayan bir Osmanlı paşasının gözü ile görüp dili ile anlatan bu kitapçık, bir bakıma 2006’da Eren Kitabevi tarafından yayınlanan veeşim Süphan Andıç ile birlikte yazdığım Batıya AçılanPencere: Lâle Devri kitabının devamı sayılabilir. LâleDevri’ni, Osmanlı İmparatorluğunun kendi ördüğü kozasından sıyrılıp Batı’ya açılmasını “şeriat elden gidiyor” feryatları ile Patrona Halil nasıl kapattı ise, ikinciaçılış hareketini, yani Sultan Selim’in yeni bir nizam vererek Osmanlı Devleti’ni canlandırma, Avrupa devletleri ayarına çıkarma çabalarını, Kabakçı Mustafa aynıyalanlarla boğmaya çalışmış, ilk anda başarılı olan veSultan Selim’in öldürülmesi ile son bulan isyan, sonunda Sultan II. Mahmud devrinde yeniçeri ocağınınortadan kaldırılması ile sonuçlanmıştı.Selim devrinde hazine paraları camiler, medreseleryapılmaya sarfedilmemiş, okullar açılmış, donanma yenilenmiş, devlet içinde bir yara olan yeniçeriliğin yerine modern bir ordu kurulmasına çalışılmıştı. Ayrıca sadeceileri görüşlü, açık fikirli bir padişah değildi Selim. Aynızamanda hem şair, hem mûsikîşinastı. İlhamî maslahıile şiir yazıp divan tertip eden, makamlar yaratan, etrafına Dede İsmail Efendi, Şakir Ağa gibi bestekârları toplayan, Galip Dede gibi divan şiirinde son sözü söyleyecek şairleri kendine dost eden bir padişahtı. Benimşahsen çok sevdiğim bu iki bestekârın ve divan şairininşaheserler verdiği bir devrin tarihini, kısa da olsa, kolayca okunacak bir şekilde yazmak istedim.Kitap, o devre ait yeni bir bilgi vermek iddiasındançok uzak. Yeni bir Sultan Selim tarihi de değil. GayemSultan Selim devrini biraz daha fazla öğrenmek arzusuolanlara kolayca okunacak bir rehber vermek. Başlıcadayandığım kaynaklar Cevdet Paşa’nın ve Enver ZiyaKaral’ın yazdığı tarihler, Selim’in Sır Kâtibi AhmedEfendi’nin Ruznamesi ve başlıbaşına bir hazine olanStanford Shaw’un Between Old and New isimli kitabı,ve Fatih Salgar’ın Dede Efendi ve III.Selim musikisihakkındaki çalıșmaları. İlhamlarım bunlardan.Kitabımda isimleri geçenlerin çoğu tarihe mal olmuşşahsiyetler. Gerçi Sultan Selim devrinde hakikaten birİshak Paşa varsa da ve Paris’e de elçi olarak gitmişse de,kitaptaki İshak Paşa ile benzeyişi burada başlayıp burada biter. Kitaptaki İshak Paşa benim hayalimde yaşayan bir paşa. Selim’in şehzadeliği zamanında saraya gelen doktor Lorenzo’dan tarih kitapları kısaca bahsediyorsa da, bu kitaptaki Lorenzo yine sadece bir isimbenzerliği. O da yalnız bu kitapta yaşar. Udî Ağa isetamamen hayalî. Diğer kısımlar Selim devrindeki tarihîolaylar. “Selâm Dur, Has Dur” kısmı bir hayal mahsulü;anlatıldığı şekilde olabilirdi de olmayabilirdi de. Yalnız Ahmed Efendi Padişahın Nizam-ı Cedit askerini teftişettiğini Ruznamesinde yazıyor. Sırası gelmișken șunuda belirtmek isterim ki okuyucu bazı bestelerden bahsedilirken beste tarihleri bakımından takdim-tehirlererastlayacaktır. Bunlar devrin havasını verebilmek içinbilerek yapılan hatalardır. Okuyucudan șimdiden af dilerim.“Selâm Dur, Has Dur”dan sonra gelen verebilmek“Sarayın Namusu” da bir bakıma hayalî. Melling ismine ben ilk defa 2003’de Orhan Pamuk’un İstanbul kitabında rastladım, büyük bir zevkle okudum... Ve sonraunutmuşum. Sultan Selim devrinin İstanbul’unu en güzel, en canlı, en doğru resimleri ile canlandıran ve İstanbul’dan Paris’e döndükten sonra meşhur ressamlarsırasına giren Melling’i kısa da olsa bu kitapta dile getirmemek benim için imkânsızdı. Hatice Sultan ile sıkıilgisi olduğu şüphesiz. Ama bir aşk macerası? Belkievet, belki hayır. Kısa da olsa bu hususta bir bölümyazmaktan kendimi alamadım.İshak Paşa ile Udî Ağa arasındaki konuşmalar, birparça da zamanın âdetlerini, konuşma tarzını aksettiriyor. Bu konuşmaları okuyan gençler onları yadırgayabilir, bazı kelimelerin mânâlarını ilk bakışta çıkaramayabilirler. Diğer taraftan bu iki şahsı bugünün Türkçesi ilekonuşturmak zamana ve Osmanlı nezaket kaidelerineihanet gibi geldi bana.Gerçi Osmanlı Türkçesi artık ölü bir dil, ama hiç olmazsa birkaç kelimeyi bu ölümden kurtarmak bence birvazife. Ayrıca divan şiiri her gün biraz daha unutulmakta, hattâ unutturulmakta. Umarım ki kitap özelliklegençlere bu edebiyatı hatırlatacak. Klâsik Türk mûsikîsidivan edebiyatı ile beraber gider. Tıpkı bir sikkenin bir tarafındaki tuğra, diğer tarafındaki yazı gibi; ayrılamazbirbirinden. Selim zamanını yazınca Dede’lerden, ŞakirAğa’lardan ve bilhassa Selim’den bir bestekâr olarakbahsetmekle, o bestelere, güzelliğini bozmadan ne birnota ilâve edilebilen ne de bir nota çıkarılabilen o şarkılara da olan sevgimi bu kitapta belirtmek istedim. Bazı kelimeler anlaşılmazsa okuyucu kitabın sonundakilûgatçeye başvurabilirKitabın hazırlanmasında dört kişi bana çok yardımcıoldu. Eşim Süphan, bütün yazdığım kitaplarda yaptığıgibi, candan yardımını yine esirgemedi. Genç gazetecidostum İlhan Tanır, yazdıklarımı tekrar tekrar okuyupyaşından beklenmeyen bir olgunlukla yapıcı eleştirilerini o da esirgemedi benden. Önce kısa bir hikâye olarak başlayan yazıyı bir nevi tarihten yapraklara çevirmek için beni teşvik, âdetâ tahrik etti. Aziz dostum Baran Tuncer kitabı baştan sona kadar okuyup yapıcı tenkitlerini benden esirgemedi. Eşime ve dostlarıma candan teşekkürler. İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM)müdürü Mustafa Birol Ülker kaynakça bakımından büyük yardımda bulundu. Kendisine ayrıca teşekkürlerbenim için bir borçtur.