Büyük medeniyet ve kültürleri dâhiler yaratır; çünkü dâhiler, zihni ve kalbi evrensel değerlere açık düşünürlerdir. Bir düşünür ister şair, ister filozof, ister mimar yahut heykeltıraş, ister müzisyen yahut ressam olsun, eğer dimağı ve kalbi evrensel estetik ve etik değerlere açık değilse insanlık için kalıcı eserler vermesi mümkün değildir. Gözü başka medeniyetlere, kültürlere ve dolayısıyla dinlere kapalı mütefekkirler, dolap beygirinden farksızdırlar ve doğrusu ne ürettiklerinin de şuurunda değillerdir. Bu neviden mütefekkirlerin mürekkeplerine, Goethe’nin tabiriyle, çokça su karışmıştır. Goethe başka medeniyetlere, dinlere ve yabancı kültürlere açıklık bakımından tam bir prototiptir. Bir dâhinin başka bir dinle, medeniyet ve kültürle karşılaştığında geçirdiği sarsıntıyı, fikir velvelesini ve üstün bir şiir ve sanat karşısındaki heyecanını, tecessüsünü, kalp çarpıntılarını ve nihayet takındığı tavrı görmek istiyorsak Goethe’yi okumalıyız. Hem de mutlaka okumalıyız; çünkü o, görüşü keskin ve kanatları güçlü bir kartal misali çağların üzerinden uzak coğrafyalara uçmayı öğretir; uzak asırları ve medeniyetleri avucunda bir kristal kâse gibi sunar bize. Şunu da ilave edelim ki “şairler prensi” bize sadece uzak çağları vermekle kalmaz; onunla biz hayatı, sanatı ve kendi klasik kültürümüzü de öğrenmenin heyecanını duyarız. Goethe dimağımızı kendi hudutlarına mahkûm kalmaktan kurtarır ve tefekkürümüzün sınırlarını ebediyete, evrensele ve metafiziğe açar. Gerçek anlamda onunla temas eden ruh, âdeta kendi kayıtlarından kurtulur. Goethe mütecessis bir zekâdır; daima yeninin peşindedir. O, hayatı boyunca köhne fikirlerle ve bağnazlarla mücadele etmiştir. Kriz dönemlerindeki en çetin günlerinde en güzel eserlerini vermiştir. Genç Werther’in Acıları, Doğu Batı Divanı ve Faust onun zorlu zihin sancılarının meyveleridir. Bu anlamda onun Doğu’yu daha doğrusu İslam dünyasını keşfi mutlu bir tesadüfün eseri değil, bilakis uzun, istikrarlı ve ısrarlı bir mücadelenin, araştırmanın neticesidir. Zira şair, bilindiği üzere gençlik yıllarından itibaren Kur’an’a, Peygamberimize, İslam sanat ve kültürüne dair ciddi tetkikler yapmış, bu meyanda eline geçirdiği her türlü eseri 8 Goethe ve İslambüyük bir titizlikle okumuştur. Bu dâhi şairin bu konularda nasıl bir derinlik kazandığının en sarih delili, daha 23 yaşındayken yazdığı Muhammed Kasidesi’dir. Klasik İslam kültürü, şiiri ve sanatı, Kur’an-ı Kerim ve Hz. Muhammed hakkında öylesine dikkatleri ve derinlikli yorumları vardır ki bunları o alanların uzmanlarından duyamazsınız. Âcizane kanaatimiz odur ki, Goethe’yi büyük yapan onun bu mevzulardaki dâhiyane sezgi, dikkat ve tecessüsüdür. Bunun dışındaki söylentilere karşı şair, hayattayken bigâne kalmaya tercih etmiştir. Gönül isterdi ki bugün onun Müslüman olduğuna dair azimle delil arayan Müslümanlar, mesailerinin birazını da onun İslam dini, şiiri ve sanatı, Hz. Peygamber ve Kur’an hakkında serdettiği fikirleri anlamaya ve kavramaya harcasınlar. Elinizdeki eserde, Goethe’nin İslam dini, klasik İslam kültürü, Hz. Muhammed’in şahsiyeti ve Kur’an-ı Kerim hakkındaki kritik düşünceleri araştırılmaktadır. Eserin müellifi Prof. Dr. Katharina Mommsen, Alman edebiyatı alanında akademik kariyerine Berlin Üniversitesinde başlamış ve Kaliforniya’daki Stanford Üniversitesinden emekli olmuştur. Profesör Mommsen, bütün mesaisini Goethe’nin eserlerine harcamış yegâne Goethe uzmanı, daha doğrusu hakiki bir Goethe âlimidir. Halen Kaliforniya’da yaşayan ve ileri yaşına rağmen Goethe ile ilgile fevkalâde önemli eserler vermeye devam eden Mommsen, Goethe ve İslam başlıklı eserini onlarca yıl mesai harcayarak ilk defa 2001 yılında neşretti. Sayın Mommsen’ın, Goethe ve Binbir Gece, Goethe ve İslam, Goethe ve Arap Dünyası, Goethe ve Diez ve Goethe ve Dünya Kültürlerigibi birçok eseri ve aynı şekilde birçok araştırması bulunmaktadır. Ayrıca Goethe ve Türk şair, düşünür ve devlet adamlarını mevzubahis eden yazılarını ve araştırmalarını da ilave etmemiz lazım. Burada bir hususu önemle belirtmek istiyorum ki Goethe ve İslam başlıklı güzel eserini, onun hüsnü kabulü, lütfu, izni ve desteğiyle ve öğrencisi Prof. Dr. David Pike’nin refakatiyle Türkçeye kazandırmak benim için bir mazhariyet olmuştur. Sayın Mommsen, tercüme esnasında başta Latince ve başka dillerdeki iktibas ve kısa metinleri, isteğim üzerine onca işine rağmen, zaman bulup Almancaya aktardığı için kendisine medyun-ı şükranım. Profesör Pike, telif meseleleriyle alakalı olarak büyük anlayış göstermiş ve işi kolaylaştırmıştır.