Göstergebilimin özellikle tüm sosyal bilimlere yeni ufuklar açacağını düşünüyoruz. Bu anlayış doğrultusunda göstergebilimin sosyolojiye ne gibi katkılarda bulunabileceğini saptamak için sadece bir başlangıç yapmak istiyoruz. Böyle bir başlangıcın diğer sosyal bilimlere de örnek olabileceğini zannediyoruz. Sosyoloji, kuruluşundan günümüze dek genellikle pozitivizmin etkisinde kalmıştır. Bu çerçevede Auguste Comte, sosyolojiyi bir fizik bilimi gibi oluşturmaya çalışmıştır; ileri yaşlarında bilimin yani sosyolojinin ışığı altında toplumun yeniden inşasını öngörmüş ve bu konuda kendi ütopik toplumunu inşa etme girişiminde bulunmuştur. İşte böylece sosyoloji sosyal mühendislik hâline dönüşmüştür. Ardından gelen Emile Durkheim da aynı yolu izlemiştir; sosyal olay ve olguların aynı doğa olay ve olguları gibi olduğunu savlamıştır. Doğada var olduğu kabul edilen gerekirciliğin, sosyal için de geçerli olduğu varsayılmıştır. Sanayi ve Fransız devrimleri toplumların altüst olmalarına yol açmıştı. Özellikle Avrupa’da büyük bir sosyal kargaşa yaşanıyordu. Feodal toplum yapıları yıkılmış; tüm sosyal dayanışmalardan yoksun kalmış insanlar, belirsizlik içinde yaşamaya mahkûm edilmişlerdi. Londra, Paris gibi sanayi merkezlerine kırsal kesimlerden kopup gelen işgücü, kendisini savunmasız, güvencesiz bir sosyal ortamda bulmuştu. Eski geleneksel sosyal yapıların ve kurumların yıkılıp gitmesi, yenilerinin de henüz kurulmamış olmasından dolayı, kente göç edenler anomik bir ortamda yaşamak zorunda kalmışlardı. Siyasal iktidarı ele geçiren burjuvazi, kendi anlayışına, çıkarına olacak yeni bir sosyal düzen kurma arayışı içindeydi. Bu konuda burjuvaziye yardımcı olacak kesim, kendisiyle birlikte doğan yeni aydınlardı. Bu aydınlar, Ortaçağ’da egemen olan dinin yerine, pozitivist bilim anlayışını ikame ettiler. Tanrı anlayışının yerine, doğa ve insan aklının yasalarını yerleştirdiler. Bu aşamadan sonra, inşa edilecek yeni sosyal düzenin meşru temelleri atılmış oldu. Yeni sosyal düzen, doğa yasalarına ve akıl kurallarına göre inşa edilecekti. Bu nedenle, nasıl ki Ortaçağ’da feodal düzeni eleştirmek Tanrı’ya karşı 8 / Göstergebilim ve Sosyoloji gelmek olarak kabul edildiyse, şimdi de burjuva düzenini reddetmek akıl kurallarını yok saymak, mantık dışı olmak anlamıyla eşdeğer görülecekti. Sonuçta burjuva sosyal bilimci aydınları, önce sosyolojiyi kurdular ve ardından da bilimin ışığında yeni sosyal düzen olan ulus devleti inşa ettiler. İngiltere ve Fransa başta olmak üzere tüm Avrupa, ulus-devlet biçiminde inşa edildi. Ulus-devletin doğa ve akıl yasalarına uygun olarak inşa edildiği savlandığından, bütün dünyanın bu biçimde örgütlenmesi gerektiği öngörüldü. Ulus-devlet biçiminde örgütlenmemiş toplumlar, geri kalmış, gelişmekte olan ülkeler biçiminde sınıflandırıldı. Bu ülkelerin de zaman içinde ulus-devlet biçiminde örgütlenmeleri gerektiği ileri sürüldü. Tüm dünyada burjuva düzeninin işleyiş kazanması için ulus-devletleşmek kaçınılmazdı. Kimi düşünürler, toplumsal evrimin en üst aşaması olarak gördükleri ulus-devletin tüm dünyada gerçekleşmesinin, evrim yasalarına göre, kaçınılmaz olduğunu savundular. Böylece başta sosyoloji olmak üzere sosyal bilimlerde bu konu, “batılılaşma”, “çağdaşlaşma”, “modernleşme” gibi yaldızlı kavramlarla dile getirildi. Bu nedenle birçok sosyolog tarafından, kimi zaman apaçık bir biçimde kimi zaman da örtük bir biçimde sosyolojinin ulus-devlet bilimi olduğu savunuldu. Dünyanın büyük bir bölümüne egemen olan burjuvazi, sosyolojideki bu anlayışın kendi çıkarlarına uygun olması nedeniyle, fenomenoloji, hermeneutik, varoluşçuluk, vb. düşünce akımlarının gelişmesine engel oldu. Pozitivizmden kaynaklanan Marksizmin burjuva düzenine yönelik eleştirilerinden faydalanan burjuva aydınları, vahşi kapitalizmi insancıl hâle getirmeye çalıştılar. Marksizm de burjuva baskısından nasibini aldı: Doğu Bloku’nun çökmesinden sonra burjuva aydınlarının çabalarıyla Marksizm unutulmaya terk edildi. Marksizm sadece kapitalizmin krizleri dönemlerinde akla gelmeye devam etmektedir. Küreselleşme süreçlerini açıklamakta aciz kalan pozitivist anlayıştaki sosyoloji, önce eleştirel sosyoloji akımı içinde yer alan sosyologlar, sosyal bilimciler tarafından amansız bir biçimde eleştirildi. Daha sonra post-modern sosyologlar ve sosyalbilimciler küreselleşen dünyayı mercek altına almaya başladılar, gerçek dünyadan çok sanal dünyayı gündeme getirdiler. Küreselleşme ve sanal evren sosyolojiye kapıyı araladı. Gerçeğin içine hapsolmuş sosyoloji, kabuğunu parçalamaya, sınırsız sanal evrene doğru Göstergebilim ve Sosyoloji / 9 yönelmeye çabalamaktadır. İşte bu noktada göstergebilimin devreye girerek sosyolojinin ufkunu açmaya başlayacağını düşünüyoruz. Göstergebilimden esinlenerek sosyolojinin, sosyal göstergeleri incelemeye almasıyla çalışma alanını sınırsız bir hâle getirerek sosyal gerçeğe bağımlılığından kurtulacağını ve özgürlüğünü eline alacağını düşünüyoruz.