İlk kez Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü’nün desteğiyle 2017’de açılan “Yenisey Ölüm Maskeleri” adlı fotoğraf sergimin hazırlıkları sırasında kendimi tam anlamıyla içinde bulduğum Hakas topraklarında Şamanizm ve ölüm konusu, hâlâ tüm yönleriyle çalışılmış ve aydınlatılmış değildir. Elbette Türkolojide Sibirya Türkleri ve Hakaslarda ölüm konusunu işleyen çalışmalar mevcuttur, ancak bunlar esas olarak literatür taramasına dayanmakta ve genellikle sahadan güncel bilgiler içermemektedir. Bahsi geçen çalışmalarda sıklıkla Orta Çağ seyyahlarının kayıtları ve XIX-XX. yüzyılları kapsayan kaynaklara başvurulmaktadır. Örneğin Hakaslar arasında XIX. ve XX. yüzyıllara ait kayıtlarda eski Türk yazıtlarında geçen Erlik’ten bahsedilse de Türkiye Türkolojisinde bu figürün XXI. yüzyıldaki durumuna dair yeterli güncel bilgi bulunmamaktadır. Aynı şekilde Türkçe literatürde yer almayan, fakat alan araştırması sırasında kaynak kişilerden kaydedilebilen birtakım inanış ve uygulamalar da söz konusudur. Bu sebeple Hakas Türklerinde ölümün Şamanizm bağlamında sahada incelendiği bir araştırma yapılması gerekliliği ortadaydı. Ancak ifade etmeliyim ki Şamanizmin bir din olarak yaşatıldığı Hakas topraklarında ölüm gibi korkulan bir konuda araştırma yapmak pek de kolay olmadı. Örneğin Hakas Dili, Edebiyatı ve Tarihi Bilimsel Araştırma Enstitüsü’nün (HakNİİYaLİ) eski yöneticilerinden görüşme gerçekleştirmek istediğimiz 1948 doğumlu bir Hakas Türkolog, üzerinde çalıştığımız konunun tehlikeli bir konu olması ve kısa süre önce bir yakınının vefat etmiş olması sebebiyle sorularımıza cevap veremeyeceğini; çünkü ölümü kendisinin üzerine çekmek istemediğini söylemiştir. Ayrıca mümkünse çalışmamızın konusunu değiştirerek doğum ya da bayramlar gibi bir konu seçmemizi önermiş ve bu meseleler üzerinde çalışan başka bir akademisyenin, çalışması bittikten kısa süre sonra vefat ettiğini de belirtmiştir. Aynı şekilde bir kardeşinin kendini asarak intihar ettiğini bildiğimiz bir katılımcı, Hakas Şamanizmindeki intihar ruhu hakkındaki sorularımızı, cevaplarını bilmediği gerekçesiyle geçmemizi istemiştir. Ancak aynı katılımcının annesi ve diğer kardeşi ile de görüşme yapıldığında bu kişilerin söz konusu kötü ruh hakkındaki soruları cevaplamaktan çekinmedikleri görülmüştür. Elbette bu durumu, insanın kendisini olumsuz etkileyen bir olay hakkında konuşmaktan kaçınması şeklinde yorumlamak mümkündür. Ancak Hakaslar arasında kötü bir varlık, hastalık ya da olaydan bahsetmenin o olumsuzluğu kişinin kendisi ya da ailesi üzerine çekebileceği inancı da göz önünde bulundurulduğunda, söz konusu katılımcının gösterdiği kaçınma refleksinin doğrudan dinî inanışlarla alakalı olabileceği sonucuna varılmıştır. Görüldüğü üzere Şamanizm bir din olarak Hakaslar arasında güçlü bir biçimde yaşatılmakla birlikte sosyal hayatı yönlendirmede de etkilidir. Literatür taraması verilerinin alan araştırması ile desteklenmesiyle ortaya çıkan bu bütünün, mevcut bilimsel birikime bir katkı sağlamasını ve bundan sonraki çalışmalar için de bir örnek olmasını ümit ediyorum. Türkoloji alanında çalışmaya başladığım ilk günlerden itibaren önce akademik, sonra manevi danışmanlığımı yürüten, devlerin yani eski bilimcilerin omuzlarına çıkmış; küçük ama devlerden daha uzakları görebilen cüceler olduğumuzu asla unutmamamı öğütleyen sayın Prof. Dr. Bülent Gül’e; Bu çalışmanın daha iyi bir noktaya varmasını sağlamak için değerli fikirlerini paylaşan hocalarım sayın Prof. Dr. Yunus Koç, Prof. Dr. Mete Taşlıova, Prof. Dr. Nezir Temur, Prof. Dr. İbrahim Dilek ve Dr. Öğretim Üyesi Nagehan Üstündağ Özdemir’e; Türk kültürüne büyük katkıda bulunan ve bu eserin de okuyucuyla buluşmasını sağlayan Türkiye’nin en köklü yayınevlerinden Ötüken Neşriyat’a ve bu süreçte desteklerini esirgemeyen yayınevi editörü sayın Göktürk Ömer Çakır’a; Eserin vücuda getirilmesi için yoğun çalıştığım bu dönemde hayatımı kolaylaştırmak için türlü fedakârlıklarda bulunan sevgili annem Sema Okutan’a; Korece kaynaklardaki ilgili bölümleri tercüme ederek özellikle insan kurbanı konusunda Altay halklarına daha geniş bir çerçeveden bakmama imkân veren can dostum Dr. Juyeong Jang’a; Alan araştırması için Hakas Cumhuriyeti’nde bulunduğumuz bir ay boyunca konukseverliği ve güler yüzü ile bizi en iyi şekilde ağırlayarak araştırmanın meydana getirilmesine büyük bir katkı sağlayan ablam Aselya B. Davletova’ya; Bölgede yürütülen bu araştırma sırasında bana eşlik ve tercümanlık eden, çalışmada bilimsel birikime bir katkı olarak yer alacağını düşündüğüm her düşüncemi ilk olarak kendisiyle paylaştığım değerli eşim Dr. Timur B. Davletov’a teşekkür ediyorum.