Hermeneutik, felsefenin ve beşerî bilimlerin, en dikkat çeken, merak edilen, irdelenen ve tartışılan konuları arasındadır. Zira, anlamaya ve anlaşılmaya ilişkin hassasiyetlerimiz varlığımızın en aslî karakterlerinden biridir. Hermeneutiğin kalbinde, bir anlama, aktarma, anlaşılır hale getirme ve yorumlama sorunu yatar. Bu nedenle hermeneutik, sadece metodoloji tartışmaları bağlamında gündeme gelen bir konu değildir. Hermeneutiğin kadim tarihi düşünüldüğünde, metodoloji, hermeneutiğin çok küçük bir kısmını teşkil eder. Hermeneutiğin kökeninde her zaman insanın kendisi, yabancı bir ifadenin, söz veya mesajın anlaşılması problemi yer alır. İfadenin söz konusu olduğu her yerde, anlama, eksik anlama, anlamama veya yanlış anlama olagelmiştir. Bu bakımdan hermeneutik, insanın kendini ifade ediş tarzı ile mündemiçtir. İnsanın belli bir zaman sonra devraldığı bir yetkeyi değil, varoluşsal bir aidiyetini, birlikteliğini ve aracılığını yansıtır. Hermeneutiğin elinden çıkmış, yazılı ve sözel, her bir ifadenin yorumlanma teşebbüsü, anlamaya açılan bir penceredir. Bu yönüyle, hermeneutik, filozof, sosyal bilimci, yazar, sanatçı ve metinle vuku bulan bir diyalogdur. Felsefî hermeneutiğe açılan bu pencere de hermeneutiğin devasa tarihine küçük bir bellek izi daha kazandırmak amacındadır; hermeneutiğin kıvrımlı patikalarında yön bulmayı kolaylaştıran, rehberlik eden bir iz, konuya ilgi duyan tüm öğrenciler ve araştırmacılar için faydalı olmasını umduğum, kısa, anlaşılır ve yol gösterici bir kılavuz. Hermeneutik, üzerine çok çalışılan, ancak neliği konusunda netlik sağlanamayan, anlamı, temel belirleyici isimleri ve kapsama alanı konusunda çeşitli görüşlerin bir arada yer aldığı, farklı disiplinlerde değişik yönleriyle öne çıkabilen, zengin, verimli ve üretken bir düşünce evrenidir. Ülkemizde de hermeneutiğe yönelik ilginin yaygınlaşmasına rağmen, neye karşılık geldiği konusunda belirli bir uzlaşının olduğu söylenemez. Bir “kavram” olarak, nasıl ifade edilmesi gerektiği hususunda dahi birbiriyle çatışan görüşler söz konusudur. Kimi metinlerde, “hermenoytik” kimi yerlerde, “yorumsamacılık” kimi pasajlarda ise “yorum bilim” olarak karşımıza farklı telaffuzlarla çıkmaktadır. Bunun yanında, hermeneutiğin bir gelenek olarak hangi isimlerin belirleyiciliği altında gelişim gösterdiği konusunda da belirsizlik göze çarpmaktadır. Bu noktada, hem soykütüğü, anlamı ve kullanım tarzları hem de gelişiminde etkili olan düşünce insanlarının hangi bakımlardan tesirli olduklarının tespiti itibarıyla, hermeneutiğe ilişkin yapılacak tarihsel anlatılar oldukça önem kazanmaktadır. İşte, bu kitap, hermeneutiğin öyküsünü, Hans-Georg Gadamer’in hermeneutik kavrayışı ışığında sunmak maksadındadır. Elinizdeki metin, 2010 yılında Prof. Dr. Sezgin Kızılçelik’in danışmanlığında İnönü Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Anabilim Dalında tamamladığım “Hans-Georg Gadamer’in Hermeneutik Anlayışı” adlı yüksek lisans tezimin, güncel metin ve tartışmaların ışığında yeniden biçimlendirilerek gözden geçirilmiş ve genişletilmiş halidir. Metinde, Gadamer’in hermeneutik anlayışının, insana dair olan ve insanı ele alan her disiplinin ihtiyaç duyduğu “bir felsefe olarak” yeniden değerlendirilmeye muhtaç olduğunu göstermeye çalıştım. Tarihi, kullanım tarzları, karşılaşmaları, bağlantıları, çatışmaları, açılımları ve eleştiricileriyle hermeneutiğin daha iyi anlaşılmasına katkı sunacak bir eser oluşturmaya gayret ettim. Bu eserin oluşmasında kıymetli önerileri ve özgün fikirleriyle Prof. Dr. Sezgin Kızılçelik her zaman olduğu gibi yine yanımda yer aldı. Kendisine çok teşekkür ederim. Metnin güncelliğinin, onu bir kanca ile tutarak kendi tarihsel parmaklıklarının dışına taşıramayan yazarın değil, okuyucunun eseri olduğuna ilişkin inançla, elinizdeki metni, hür alımlanma içeren, sessizliği bozan ve tepkisiz bırakmayan bir tecrübeye “aracılık etmesi” arzusuyla sizlere bırakıyorum.