Uluslararası sistemin yapısına, aktörlerin yeteneklerine, kullanılan silahlara göre içeriği farklı biçimlerde doldurulabilecek olan savaş kavramı,uluslararası ilişkiler disiplininin en önemli analiz alanlarından biri olmuştur.3 500 yıllık dünya tarihinde, savaşın olmadığı yılların sayısı 275 ile sınırlıolduğu ve bu yılların da birbirini takip etmediği düşünülürse, savaş olgusuna atfedilen önem anlaşılabilmektedir (Dedeoğlu, 2014: 32). Bu bağlamdasavaş ve çatışma kavramları uzun yıllar uluslararası ilişkiler disiplinindeüzerinde çalışılan temel konular arasında bulunmuş ve bu disiplin çatısıaltında birçok akademik çalışmanın temelini teşkil etmiştir. Söz konusuakademik çalışmalar ile önemli devlet adamları ve üst rütbeli askerlerinortaya koyduğu savaş stratejileri, ABD, Rusya, İngiltere ve Fransa olmaküzere çeşitli devletlerin ve NATO gibi uluslararası örgütlerin güvenlikyaklaşımları etkileşim içinde olmuşlardır. Bahse konu olan savaş çalışmaları literatürü Soğuk Savaşın bitimine kadar realizm etkisi altında gelişmiş,Soğuk Savaş sonrası küreselleşme ile birlikte yeni güvenlik algılamalarınında etkisiyle, savaş olgusu konusunda Vestfalya devlet sisteminin eleştirisiüzerinden literatürde tartışmalar yaşanmaya başlanmıştır.Devletlerin yanında birçok devlet dışı aktörlerin ortaya çıkması, teknolojinin savaşlarda yoğun olarak kullanılması, halkların örgütlü olarak doğrudan savaşların içinde yer alması ve şiddetin devlet tekelinden çıkıp özelleşmesi, devletler arası geleneksel savaş yaklaşımlarının devamlılığınınsorgulanmasına, dolayısıyla da savaşın doğasında ve karakterinde değişimler yaşandığı algısıyla yeni bir savaş konseptinin geliştirilmesi gerektiğidüşüncesinin oluşmasına neden olmuştur (Evans, 2004:24-26). Başta ElKaide’nin gerçekleştirdiği 11 Eylül terör saldırıları ve Hizbullah’ın 2006yılında İsrail-Lübnan çatışmasında sergilediği askeri performansı akabindeRusya’nın Ukrayna’da uyguladığı strateji geleneksel güvenlik ve savaşyaklaşımlarının sorgulanmasına neden olmuştur. Bu nedenle de özellikleuluslararası ilişkiler literatürü ‘yeni nesil savaşlar’ üzerinden bir modelortaya koymaya çalışarak günümüz savaşlarını açıklama arayışı içerisine girmiştir. Bu arayış içinde, literatürde kavramsallaştırmaya yönelik birçokdeneme söz konusu olmuştur. ‘Yeni nesil savaş’, ‘dördüncü nesil savaş’,‘politik savaş’, ‘geleneksel olmayan savaş’, ‘asimetrik savaş’, ‘lineer olmayan savaş’, ‘gayrinizami savaş’, ‘küçük savaş’, ‘sınırsız savaş’, ‘düşükyoğunluklu savaş’, ‘postmodern savaş’, ‘birleşik savaş’ ve ‘hibrit savaş’bunlardan bazılarıdır (Boot ve Doran, 2013; Maxwell, 2014; Perry, 2015;Münkler, 2005; Liang, ve Wang, 1999; Kinross, 2004; Huber, 2002; Kaldor, 1999; Lind ve Diğerleri, 1989).Özellikle 11 Eylül sonrasında terör kaynaklı ölüm oranlarının artışgöstermesi ABD’nin ‘Teröre Karşı Savaş’ stratejisi adı altında tek taraflıaskeri müdahaleler yapmasına zemin hazırlamış, bu durum da yeni kavramları beraberinde getirmiştir. Bu durumun neticesinde askeri kapasite(konvansiyonel unsurlar) ile askeri alan dışı kapasitelerin (gayrinizamiunsurlar, siber saldırı ve psikolojik harekat) iç içe geçtiği ve doğrudançatışma yerine ‘geriden yönetim’ ‘(leading from behind)’ ya da ‘vekalet’savaşı adı verilen bir strateji kullanılmaya başlandığı iddia edilmiştir. Sözkonusu strateji bu iç içe geçmişlikler nedeniyle literatürde ‘hibrit savaş’olarak adlandırılmıştır (Pekşen, 2017:278-279).Peki hibrit savaşlar yeni bir savaş yaklaşımı mıdır? Eğer öyleyse günümüzdeki savaşları geçmişteki savaşlardan farklı kılan nedir? Başka birdeyişle, hibrit savaşlarda ‘yeni’ olan nedir? Bu sorulara cevap verebilmekadına savaş çalışmaları çoğunlukla geleneksel ve yeni nesil savaşlar üzerinden karşılaştırmalı bir analiz çerçevesine ihtiyaç duymaktadır. Bu çalışmanın temel konusu da ‘hibrit savaş’ kavramının ortaya atılmasıyla birliktesavaşın doğasındaki ve karakterindeki değişim tartışmalarının geleneksel veyeni nesil savaş yaklaşımlarının karşılaştırılması ile incelenmesidir.Özellikle yeni nesil savaş çalışmalarının hibrit savaş teorisinden yola çıkarak savaşın doğasının ve karakterinin değiştiğine yönelik yaptıkları vurguya, Clausewitz’in geleneksel savaş yaklaşımları üzerinden yapılacak bir analiz, “savaşın doğasının ve karakterinin değişmediği” hipotezini ortaya koyabilmek bakımından öne çıkmaktadır. Bu noktada, Clausewitz’in gelenekselsavaş yaklaşımı olan üçleme ile yeni nesil savaş çalışmalarının savaşın değişen karakteri ve doğasına ispat olarak sundukları hibrit savaşın test edilmesive savaş olgusunun değişen koşullar (uluslararası sistem, ekonomi, hukuk,teknoloji ve askeri kültür) karşısındaki konumunu belirlemek çalışmanınönceliklerindendir. Bu amaçla Sovyetler Birliği’nin 1979 yılında Afganistanmüdahalesinde uyguladığı savaş stratejisiyle, Rusya’nın 2014 yılında Ukrayna müdahalesinde uyguladığı savaş stratejisi ve İsrail’in 1982 yılında ve 2006yılında Lübnan’a gerçekleştirdiği müdahalelerinde uyguladığı savaş stratejileri derinlemesine incelenecek örnek vakalar olarak seçilmiştir.Söz konusu örnek vakalar üzerinden çalışmanın temel sorusuna cevap aranırken, çalışmanın temelini oluşturacak altı bölüm belirlenmiştir.Birinci bölümü literatür incelemesi oluşturmaktadır. Bu bölümde ağırlıklıolarak, savaş çalışmalarındaki geleneksel ve yeni nesil tartışmalara ve buyaklaşımların hibrit savaşa bakış açılarına yer verilmiştir. Burada amaçlanan, hibrit savaş kapsamında sorulan temel sorulara yer vermektir.İkinci bölümde savaşın doğasına ve karakterine etki eden faktörler elealınmıştır. Söz konusu ikinci bölümde öncelikle savaşın doğasının ve karakterinin Soğuk Savaş sonrası dönemde nasıl konumlandırıldığı ve aldığı biçiminuluslararası sistem, ekonomik, hukuksal, teknolojik ve kültürel değişkenlertarafından ne şekilde etkilendiği incelenmiştir. Bu bölümün temel amacı,değişkenlerin savaşın doğasını ve karakterini değiştirip değiştirmediğini ortaya koymak ve bu durumla doğru orantılı olarak da hibrit savaş yaklaşımınınyeni bir savaş türü olup olmadığının anlaşılmasını kolaylaştırmaktır.Üçüncü bölümde hibrit savaş teorisi ele alınmakla birlikte, “hibrit savaşların oluşumunu sağlayan unsurların karakteristik özellikleri nelerdir?”sorusuna cevap aranmıştır. Bu doğrultuda hibrit savaşın temel prensipleri veözellikleri ele alındıktan sonra, hibrit savaş teorisini oluşturan “istihbarat,psikolojik harekat ve sabotaj, gayrinizami harekat ve terörizm ve konvansiyonel harekat” bileşenleri incelenmiştir. Söz konusu inceleme ile hibritsavaştan ne anlaşılması gerektiğine dair bir çerçeve çizilmeye çalışılmıştır.Bu bölümün temel amacı örnek vakalar üzerinden hibrit savaş teorisinin testedilebilmesini kolaylaştırmaktır. Özetle, ikinci ve üçüncü bölümler ile çalışmanın diğer bölümleri için gerekli kavramsal ve teorik altyapının oluşturulması hedeflenmiştir.Dördüncü, beşinci ve altıncı bölümlerde, diğer bölümlerden farklı olarak çalışmanın metodolojisini belirleyen hibrit savaşa yönelik kavramsal veteorik çerçevenin, örnek vakalar ile test edilerek açıklayıcı gücünün neolduğunun ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu doğrultuda dördüncü bölümde Sovyetler Birliği’nin 1979 yılındaki Afganistan müdahalesi ve Rusya’nın 2014 yılındaki Ukrayna müdahalesi, beşinci bölümde ise İsrail’in1982 ve 2006 yıllarındaki Lübnan müdahaleleri örnek vakalar olarak elealınmıştır. Bu bölümlerde söz konusu savaşların ele alınmasının ve karşılaştırılmasının, farklı nitelikler taşımaları nedeniyle savaşın doğasındaki vekarakterindeki benzerliklerin ve farklılıkların tespitini sağlayacağı değerlendirilmiştir. Bu bölümlerde söz konusu savaşlar öncelikle Clausewitz’ingeleneksel savaş yaklaşımını oluşturan “halk, ordu ve politik irade” ve onunyaklaşımına yönelik yeni nesil savaş yazarlarının yönelttiği eleştirilere görebelirlenen “uluslararası sistem, ekonomi, hukuk, teknoloji ve askeri kültür”değişkenleri üzerinden analiz edilmiş olup, akabinde hibrit savaş teorisinin test edilebilmesi bakımından savaş bileşenleri olan “istihbarat, psikolojikharekat ve sabotaj, gayrinizami harekat ve terörizm, konvansiyonel harekat”unsurları üzerinden incelenmiş ve kendi aralarında söz konusu değişkenlerüzerinden karşılaştırılmıştır.Altıncı bölümde, Rusya ve İsrail’in hibrit savaş stratejileri karşılaştırılmakla birlikte, bu bölüm, dördüncü ve beşinci bölümlerdeki verilerle birlikteele alınmıştır. Çünkü altıncı bölüm, dördüncü ve beşinci bölümdeki sonuçların, örnek vakayı oluşturan savaşların zamansal farklılıkları olsa da kendiiçlerinde aynı devletler tarafından gerçekleştirildiği için mi ortaya çıktığınısorgulamaktadır. Bu bölümde, farklı coğrafi bölgelerde bulunan ve farklıkültürlere sahip iki devletin savaş yaklaşımlarının karşılaştırılması ile hemhibrit savaş teorisinin daha net test edilmesinin sağlanacağı hem de savaşındoğasının ve karakterinin farklı devletler söz konusu olduğunda aynı kalıpkalmadığının ortaya konulmasını kolaylaştıracağı düşünülmektedir.Sonuç bölümünde çalışmanın esasını oluşturan “hibrit savaşlar yeni birsavaş yaklaşımı mıdır? Eğer öyleyse günümüzdeki savaşları geçmiştekisavaşlardan farklı kılan nedir? Başka bir deyişle, hibrit savaşlarda ‘yeni’olan nedir?” sorularının cevabını vermek amacıyla yapılan analizin sonuçları ortaya konulmuştur. Bu kapsamda, çalışmanın ana sorularının cevabıverilirken, yapılan tüm kavramsal ve teorik incelemelerin birbirleriyle olanilişkisi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu doğrultuda elde edilen bulgularla,1979 yılındaki Afganistan ile 2014 yılındaki Ukrayna Savaşları ve 1982 ile2006 yıllarındaki Lübnan Savaşlarının doğaları ve karakterlerinin benzerlikleri ve farklılıkları değerlendirilerek, hibrit savaşın yeni nesil bir savaş türüolup olmadığı ortaya konulmuştur.Bu çalışma, 2019 yılında Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde kabul edilen, “Hibrit Savaşlar: Rusya’nın Afganistan (1979) ve Ukrayna (2014) Askeri Müdahaleleri ile İsrail-LübnanSavaşları (1982, 2006) Örnek Olayları Işığında Tarihsel-Mukayeseli Birİnceleme” başlıklı doktara tezi esas alınarak hazırlanmıştır.Bu çalışmada, bilimsel düşüncesiyle beni destekleyen, yönlendiren,hiçbir zaman yalnız bırakmayan ve bana hep güvenen Sayın Hocam Danışmanım Dr. Ömer Aslan’a teşekkür gönül borcumdur. Sabırlarıyla banadestek olan başta eşim İpek Gök olmak üzere, kızım Defne Gök’e, annemZehra Gök’e, babam Emin Gök’e ve tüm aileme içtenlikle teşekkür ederim.Üniversite eğitimim boyunca ve daha sonraki akademik hayatımda banadesteğini esirgemeyen Sayın Hocam Dr. Harun Arıkan’a çok teşekkür ederim. Çalışmamın her adımında gerekli kaynakları temin etmeme yardımcıolan Bülent Sungur’a sonsuz teşekkürler.