Başlarken…
Akademik hayatıma başladığımdan bu yana Anadolu medeniyetleri ve Anadolu mutfağına yönelik dersler veriyorum. Bu dersler süresince ben de öğrencilerimle birlikte öğrenmeye devam ediyorum ve Anadolu’ya dair öğrendiğim her yeni şeyde hem şaşırıyor hem de neden öğrenmekte bu kadar geç kaldım diye kendimce hayıflanıyorum. Esasında elinizdeki kitabın ana gayesi Anadolu’nun sahip olduğu devasa kültür deryasında bir katre olabilme çabasıdır.
Öğrencilerime her zaman şef olmanın en önemli adımının, bir yemeği en iyi şekilde yapıp sunmanın yanında, o yemeğin ait olduğu tarihi, kültürü, gelenek göreneği ve hikâyesini de öğrenmek ve bu hikâyeyi destansı bir dille anlatabilmek olduğunu özellikle vurgularım. Bu düşünceden hareketle onlarla birlikte Anadolu mutfağına ait egzotik yemekleri ve bu yemeklerin orijinal tariflerinin yanında yemeği yapanların hikâyelerini de araştırmaya giriştik. Anadolu mutfağının yemeklerini en iyi ve en orijinal hâliyle bilenlerin de eli öpülesi baş şeflerimiz “anneannelerimiz” olduğu gerçeğinden hareketle onlarla görüşmenin en doğru yol olduğuna karar verdik ve kapılarını çalıp, ellerini öpüp, hem hikâyelerini dinledik hem de en iyi yaptıkları bir yemeği hikâyesiyle birlikte kayda aldık ve resimledik.
Bahse konu görüşmeleri, her bir yemeğin anlatıldığı sayfada dipnot olarak ve kitabın sonunda ise liste olarak verdiğim sevgili öğrencilerimin yapmasını talep ettim. Onlar da memnuniyetle kabul ettiler. Bunu yapmamın üç temel amacı vardı: Birincisi, anneannelerle torunlarını bir bahaneyle bir kez daha bir araya getirip hasret gidermelerine vesile olmak, ikincisi ise anneannelerimizin o sıcak, sevimli ve özgün hikâyelerini en yalın hâliyle ancak en sevdiklerine, yani torunlarına anlatabileceklerine olan inancımdı. Üçüncü ve daha önemli amacım da anneannelerin sevgili torunlarına bir sıcak hatıra bırakmalarına vesile olmaktı. Görüşmeler sürecinde anneannelerimizin torunlarına “gurban olduğum, gadanalam, sarı kızanım, gara guzum, feriğim, ane gurban” şeklindeki sevgi sözleri bu amacımın ne kadar isabetli olduğunun göstergesi olarak kabul edilebilir. Biliyorum ki söz konusu bu hatıranın değeri onlar bu dünyadan göçüp gittiklerinde çok daha iyi anlaşılacaktır.
Anneannelerimizle yaptığımız görüşmeler yaklaşık iki yılımızı aldı ve hâlen de devam ediyor. Bu görüşmeleri yaparken öncelikle anneannelerimizin kısa yaşam öykülerini dinleyip kayda aldık. Sonrasında ise anneannelerimizden en iyi yaptıklarına inandıkları bir yemeği bir yandan yaparken bir yandan da anlatmalarını rica ettik. Bu süreçte fark ettik ki anneannelerimizin samimiyeti, sevgisi ve sıcaklığı kendi öz şiveleriyle daha da tadına doyulmaz hâle geliyor. Bu sebeple olabildiğince şivelerini bozmadan olduğu gibi aktarmanın daha doğru olacağına karar verdik. Böylelikle Anadolu’nun bir başka kültürel zenginliği ve güzelliği daha kitaba yansımış oldu. Tabii her şiveyi her okuyucunun anlamasını bekleyemeyeceğimizden anlatımların arasına, akışı bozmamaya gayret ederek kelimelerin güncel anlamlarını, parantez içerisinde vermeye çalıştık.
Kitabı yazarken bütünselliği sağlamak adına öncelikle yemekleri; çorbalar, tencere yemekleri, sarmalar, zeytinyağlılar gibi ana başlıklara ayırmanın daha doğru olacağına karar verdik. Yine aynı düşünceden hareketle her bir yemek grubunun başında o yemek grubuyla ilgili literatüre kısaca değinmenin daha doğru olacağını düşünerek birer sayfa da olsa ilgili yemek grubunun tarihinden, ait olduğu coğrafyadan ve etimolojik kökeninden bahsettik. Böylelikle bazı yemek gruplarının ana vatanı Anadolu olmasa bile Anadolu’ya gelince nasıl serpilip geliştiğini ve bu coğrafyayı nasıl benimseyip sevdiğini de ortaya koymaya çalıştık.
İnanıyoruz ki büyük özveri ve emekle hazırlanan bu kitabı okuyanlar bir yandan hiç bilmedikleri yemekleri öğrenirken, bir yandan da anneannelerimizin bazen komik, bazen acıklı, bazen de çileli anılarıyla zaman zaman eğlenecek, zaman zaman duygulanacak, zaman zaman da kızgınlıklarına engel olamayacaklardır.
Kitabı okuyan birçok okuyucu Samsunlu Satu Teyze’nin nünükünü, Karabüklü Hanife Teyze’nin kara hevlesini, Kayserili Bahriye Teyze’nin pırtımpırtını, Şırnaklı Halime Teyze’nin kutılkını, Aydınlı Aynur Teyze’nin maratasını, Maraşlı Fatma Teyze’nin sulu bezdirmecini, Muşlu Fatma Teyze’nin çatçıngırını ve daha nicelerini belki de ilk defa duyacaklardır.
Öte yandan Erzurumlu Fatma Teyze’nin barbunyalı kesme aşını ilk yaptığında tuzunu abarttığı için kimsenin yememesi ve çöpe dökmesi, Vanlı Fazilet Teyze’nin çorti aşının dibini tutturduğu hâlde kabul etmemesi ancak kimseyi inandıramaması gülümsemelerine sebep olacaktır. Hele Manisalı Hatice Teyze’nin ilan pancarını ilk yaptığında pancarın zehrini almadan pişirdiği için yemeği yiyenlerin dillerinin kabarması ve üç dört gün yemek yiyemez olmalarını ve Ordulu Ünsiye Teyze’nin ısırgan toplarken ısırganların içine düşüp gün boyu kaşıntıdan her yerinin kabardığını okuyunca sesli gülmelerine engel olamayacaklardır.
Ancak okuyucu Çorumlu Müzeyyen Teyze’nin on üç yaşında evlendirilmesini ve bu da yetmezmiş gibi genç yaşta eşini kaybedince yedi çocukla bir başına kalmasını ve Antalyalı Ayşe Teyze’nin ömrü boyunca doğduğu köy olan Korkuteli Avanda’dan hiç çıkmamasını okuyunca içi burkulacaktır. Hele Filibeli Saniye Teyze’nin 1944 yılında zorunlu olarak Bulgaristan’dan Bursa’ya göç etmek zorunda kalması ve Urfalı Fehime Teyze ile Giresunlu Havva Teyze’nin evlat acılarını okuyunca gözyaşlarına hâkim olamayacakları kanaatindeyiz.
İster gelenek görenek deyin ister görgüsüzlük ya da kabalık deyin Kayserili Bahriye Teyze’nin öksüz diye kayınvalidesinden gördüğü zulmü, Samsunlu Emine Teyze’nin yazı pancarını ilk yaptığında baharatını çok koyduğu için babasından işittiği azarı ve Şırnaklı Halime Teyze’nin daha on üç yaşındayken babası yaşında biriyle evlendirilmeye kalkışılması okuyucunun sinirlerini hoplatacaktır.
Şunu hemen belirtelim ki yukarıda saydığımız bu acı tatlı hikâyeler Anadolu insanının yaşadıklarının sadece küçük bir bölümüdür. Söz konusu bu ve benzeri hikâyeler Anadolu sevdalısı aydınlarımız, sanatçılarımız, yazarlarımız ve yönetmenlerimiz tarafından yazılı ve görsel hâle getirilmektedir ve yayınlanmaktadır. Meraklı ve ilgili okuyucularımızın anneannelerimizin hikâyelerini okuyunca yaptığı çağrışımlarla ilgili daha fazla ayrıntıya ulaşabilmeleri amacıyla “Okuyucuya Not” diye açtığımız kutucuklarda kısa bilgiler vermeyi uygun bulduk.
Başta sevgili öğrencilerim olmak üzere kitabın hazırlanmasında, yazılmasında ve yayınlanmasında emeği geçen herkese sonsuz teşekkürlerimi sunar, keyifli okumalar dilerim.