Yıllar önce “Hadislerin Anlaşılmasında Bağlamın Önemi”1 isimli bir makale kaleme almıştık. Bu makalemizin içerdiği konuların daha da genişletilmesini amaçlayarak bu çalışma için yola koyulduk. Burada, Hz. Muhammed’in yaşadığı dönemi, sosyal, dinî, ekonomik ve politik yapısı ile değerlendirip bütün bunların onun söz ve fiillerindeki etkisini kavrayabilmeyi; onun verdiği karar ve hükümlerinin bu gerçeklikte anlaşılmasını ve amacının ortaya konulmasını hedefledik diyebiliriz. Hz. Peygamber, tarihin belirli bir döneminde ve belirli bir coğrafyasında yaşadığı için onun söz ve fiillerinin, içinde yaşadığı coğrafyadan bağımsız olacağını düşünmek imkân dâhilinde görülemez. O, 7. yüzyıl Arap coğrafyasında yaşamış ve söz konusu coğrafyanın gerekliliklerine göre hayatını idame ettirmiştir. Mesela o, Arap kültüründe bulunan çok eşliliğe göre evlilikler gerçekleştirmiş; eşleri ile arasında olan olumlu/olumsuz ilişkiler hadislere (hatta bazen de ayetlere) yansımıştır. Mekke’den Medine’ye hicret edilince orada iptidai bir şekilde de olsa devlet kurulmuş ve Hz. Muhammed, bu devletin lideri olmuş; bu sıfatla birçok karar verip uygulamaya imza atmıştır. Yine o, Medine’de mahkeme sistemi gelişmediği için davalara bizzat bakıp bunları karara bağlamıştır. Bütün bunların yanında onun, peygamberlik sıfatı da mevcuttur. Şimdi bu bilgilerden sonra rivayet edilen hadislerde, Hz. Peygamber’in bahsi geçen sıfatlardan hangisi ile o sözü söylediği ya da fiili icra ettiği sorusu ile karşılaşabiliriz. Yani bir eş veya baba olarak mı, devlet lideri olarak mı, kadı/müfti olarak mı yoksa peygamber olarak mı? İşte tarihsel bağlam, bize bu sorunun cevabını verir. Toplumların, bulundukları coğrafyaya ve kültüre göre farklı giyim tarzları ve mutfak kültürleri olduğu bilinmektedir. Günümüzde olduğu gibi, dünyanın bütün bölgelerinde yetişen yiyeceklere ve üretilen eşyalara ulaşma imkânı bulamayan (geçmiş) toplumlarda yaşayan insanların, kendi coğrafyalarında var olan ya da yakın bölgelerden gelen yiyecek ve eşyalarla iktifa ettikleri/etmek zorunda kaldıkları bilinmektedir. Aynı durumun, Hz. Peygamber için de söz konusu olduğu; onun da yaşadığı coğrafyanın mevcut imkânlarına göre yiyeceklerden istifade edip eşyalar kullandığı ve kıyafet seçimini buna göre yaptığı söylenebilir. Bu bağlamda İbn Teymiyye’nin şu değerlendirmesi önem arz etmektedir: “Resulullah’ın sünneti, kendi yaşadığı bölgede Allah’ın mübah kıldığı şeylerden bulabildiği yiyeceği yemek, bulduğu giyeceği giymek, bulduğu bineğe binmek idi. Kim, kendi yaşadığı bölgede bulduğu şeyi kullanırsa işte sünnete uyan kişi odur.”2 Benzer yorumların, farklı dönemlerde dillendirildiği bilinmektedir