Sünnet, İslam’ın bilgi kaynaklarından biri olup deliller hiyerarşisinde ve teşride önemli bir fonksiyonu vardır. O, Hz. Peygamberin gerek kendi ümmetine gerekse bütün insanlığa risaletini tebliğ ederken başta Kur’an-ı Kerim olmak üzere nebevi fiiller, sözler veyahut sözsüz onaylarıyla ortaya koyduğu yolun adıdır. Binaenaleyh Sünnet, Hz. Peygambere izafe edilen söz, fiil ve takrirlerine denir. Usulü fıkıh âlimlerine göre, hadisin mürâdifi olarak kabul edilmektedir. O, Hz. Peygamberin hayatıdır. Sünnet, kısaca, Kur’an’ın Hz. Peygamber tarafından yapılmış evrensel bir yorumu diye tanımlanabilir. İslam dini, bir denge (sıratı müstakim) dinidir. Muhatap bakımından fert-toplum, kaynak bakımından vahiy-akıl, değer bakımından madde-mana, gaye bakımından dünyaukba arasında denge kurmuş bir dindir. Dolayısıyla ona dayanan İslam’ı yasamanın (teşriin) da aynı dengelere sahip olması gerekir. Bu dengenin sağlam bir şekilde kurulabilmesi için Sünnetin İslami teşrideki yerinin iyi bilinmesine bağlıdır. Sünnetin teşrideki yeri iyi bilinmedikçe ve Hz. Peygamberin davranışları model alınmadıkça, İslam’ı hakiki manada anlamamız oldukça zordur. İslam’ın bidayetinden günümüze kadar Müslüman toplumlarında yasamanın kaynağını teşkil eden, daima Kitap (Kur’an) ve Sünnet olmuştur. Sünnet, toplum yapısı, din pratiği ve kimlik orijinalitesi bakımından, Müslümanlar için dünden daha büyük bir öneme haizdir. İslam’ın insan fıtratıyla uyumu, onu çağlar üstü kılan, eskimeyen ve sürekli gündemde kalmasını sağlayan, onun her asrabakan bir yönünün bulunmasıdır. İşte Sünnet bu noktada zamanlar üstü model olmaktadır. İslam’ın yaşanma şekli, Allah’ın ve Resulünün ahlakıyla ahlaklanma modelidir. Sünnet, sahabe topluluğunda belli seviyedeki hâdiselerle beslenerek ve hayatla yoğrularak, hadis muhakkiklerinin Kitaplarına aktı... Ve gelip bize ulaştı. O her asırda her şahsa uzanan ve üzerinde yürümekle İslam’ın feyiz ve bereketine ulaşılan kutlu ve mübarek bir yoldur. Çünkü din ne derece önemli ise Sünnet de o derece önemlidir. Durum böyle olunca Sünnetin İslami yasamada hüküm koyup koymaması büyük bir önem arz etmektedir. Sünnet, İslam’ın iki asıl kaynağından biridir. Ahkâmın teşriinde müstakil hüküm koyma yetkisinin olması tabii bir zarurettir. Sünnet olmasaydı Kur’an’ın temas etmediği veyahut temas edip de haklarında kesin bir hüküm koymadığı konularda, doğacak olan boşluk ne ile doldurulacaktı? Özellikle son zamanlarda Hz. Peygamberin Kur’an dışında müstakil hüküm koyma yetkisinin olmadığı, dolayısıyla Kur’an’da zikredilmediği hâlde hadiste sabit olan hükümlerin Kur’an’a aykırı olduğu gerekçesiyle reddetme temayülü yaygınlaşmaktadır. Ayrıca öteden beri bu konu literatürde hep teorik çerçevede tartışılmış verilen örnekler birkaç misal ile sınırlı kalmıştır. Biz bu çalışmamızda Kur’an’da zikredilmeyen konuların hükümlerini çıkarmayı amaçladık. Böylece teoriden pratiğe geçildiğinde hangi problemle karşılaşılacağı daha iyi fark edilecektir. Kur’an dışında ne kastedildiği açıkça zikredilmeyen fakat Sünnetle sabit olan hükümleri aldık. Burada kriter olarak hadis olmasaydı biz bu hükümleri çıkarabilirmiydik sorusunu sorduk. Genelde olumsuz cevap verdiğimiz konularla kitabımızı sınırladık. İbahe ve nedb ifade eden hükümlere yer vermedik. Emir ve yasakları esas aldık. Çalışmamızın sınırlarını Kutub-i Tisa ile muamelât, ukubât, yiyecekler ve giyeceklerle birlikte taharet konusuyla sınırladık. İtikad, ibadet (namaz, oruç zekât, hac, cihad) ve ahlakla ilgili konular çalışmamızın içine dâhil etmedik. Kitabımızın başlığındaki Kur’an dışı ifadesi ilk bakışta problematik görünebilir. Çünkü bizce Peygamberin muayyen bir hükmünün Kur’an dışı olup olmaması bakış açısına göre değişmektedir. Mesela diyet konusunda; Peygamberin Kur’an dışında geçen bazı hükümlerini Kur’an dışı mı sayacağız yoksa diyetin aslı Kur’an’da mevcut diyerek beyan mı kabul edeceğiz? Başka bir ifadeyle, Sünnetteki diyet hükümleri, Kur’an dışı müstakil hüküm müdür yoksa Kur’an’ın diyet hükmünün beyanı mıdır? Bu problem teorik plandaki tartışmalarda da kendini göstermektedir. Bu konu yoruma açıktır. Mesela teorik tartışmalardaki âmm’ın tahsisi, mutlakın takyidi beyan mıdır müstakil hüküm müdür gibi tartışmalar bu kategoriye girmektedir. Biz bu problemleri göz önünde bulundurarak Kur’an dışı kavramını tayin ederken Hz. Peygamberin ilgili hükmü bulunmasaydı aklımızla, kıyasla veya Kur’an’ın genel ilkelerinden hareketle pratikte aynı hükmü çıkarabilir miydik sorusunu sorduk. Ulaşamazdık cevabını verdiklerimizi Kur’an dışı kabul ettik. Çünkü doküman niteliğindeki bu tezde Kur’an dışılık gibi yoruma açık bir kavram konusunda bir kriter benimseme zarureti vardı. Bizim bu kriterimiz tartışılabilir. Ama bize göre Kur’an içi veya Kur’an dışı konusunda isabetli bir kriterdir. Nitekim nikâhta şahitlerin durumu hadiste zikredilmektedir. Biz Kur’an’ın şahitler hakkındaki genel hükümlerinden yola çıkarak bir akit olan nikâhta da şahitliğin zaruretine varabiliriz. Bu vb. meselelerdeki hükümleri, Peygamberin müstakil koyduğu bir hükümden ziyade Kur’an’i bir hüküm olarak telakki etmekteyiz. Kitabımız iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümü Kur’an-Sünnet ilişkisi ve Hz. Peygamberin Kur’an dışında müstakil hüküm koyma yetkisi üzerindeki tartışmalara ayırdık. Konular bütün hususiyetleriyle ele alınmış ve incelenmiştir. Gerek Sünnetin teşriini reddedenler gerekse Sünnetin teşriini kabul edenlerin görüş ve delillerini aktardıktan sonra, bu görüşlerin bir değerlendirilmesi yapılmıştır. Bu bölüm tezin teorik kısmını oluşturmaktadır. Kitabımızın asıl konusu ikinci bölümdür. İkinci bölümde Hz. Peygamberin Kur’an dışında koyduğu müstakil hükümlerin bir dokümanını yapmayı hedefledik. Bunu yaparken yukarıda işaret ettiğimiz ve çerçevesini çizmeye çalıştığımız konuların tamamı temel hadis Kitaplarından olan Kutub-i Tisa’dan tahriç edilmiştir. Hadisler seçilirken sahih, merfu ve muttasıl olmasına büyük ölçüde özen gösterdik. Özellikle mevkuf ve maktu hadisleri almaktan içtinap ettik. Ancak, bazı hadislerin şerhi veya tetimmesi şeklinde ise bunları alıp dipnotlarda ek bir bilgi olarak vermekte bir beis görmedik. Konular işlenirken evvela mevzu ile alakalı ayet-i kerimeler tespit edilip mealleri verildi. Sonra bu ayet-i kerimelerden istinbat edilen hükümler maddeler hâlinde sıralandı ve ayetlerin yerlerine işaret edildi. Daha sonra Hz. Peygamberin Kur’an dışında koyduğu müstakil hükümler, konuyla alakalı hadisler arz edilmiş ve hadislerin hangi kitaplarda yer aldığı dipnotlarda işaret edilmiştir. Hadisler dipnotlarda tahriç edilirken kitaptan azami derecede istifade edilebilmesi ve hadislerin kaynaklarına daha hızlı bir şekilde ulaşabilme imkânının okuyucuya sağlaması için ters slayçın ( / ) önündekiler concordanse sistemine, ters slayçın sağındakiler ise bilgisayar Cd-Rom teknolojisine göre hazırlanmıştır. Elimizdeki CD-Rom, Sakhar şirketi tarafından 1990-1991 yıllarında hazırlanmış olan “Mevsuâti’l-Hadisi’ş-Şerif’in” birinci versiyonunu oluşturmaktadır. Bu versiyon Kutub-i Tis’a’yı kapsamaktadır. Yine Hz. Peygamberin Kur’an dışında koyduğu müstakil hükümler başlığı altında işlemeye çalıştığımız bu bölüm, beş temel alt bölüme ayırdık. Her bölümle ilgili hadisleri vermeden önce konuyla alakalı genel bir giriş veya kısa bir değerlendirme yapmaya çalıştık. Bu mütevazı çalışmamızın tetkike hazır hâle gelmesinde büyük yardımlarını gördüğüm, başlangıçtan beri çalışmalarımı her kademede rehberlik eden ve yol gösterici uyarılarını esirgemeyen tez danışmanım Kıymetli Hocam, Prof. Dr. Selahattin POLAT Bey’e, değerli görüşlerinden istifade ettiğim tüm hocalarıma ve kitabı okuma lütfunda bulunan arkadaşım Bilal Bey’e ve Hatice Ay Hanım Efendiye, ayrca kitabın tasarımında emeği geçen değerli kardeşim Uzeyir Tekin’e, kitabın basılmasında büyük emeği ve maddi desteği olan Ahmet Ekşi’ Beyefendiye ve isimlerini zikredemediğim bütün gönül dostlarıma şükranlarımı sunmayı bir vazife bilirim. Gayret bizden tevfik Allah’tandır.