Felsefenin ne olduğu ve nasıl yapılması gerektiğine dair çok sayıda görüş vardır. Farklı yaklaşımlara rağmen bir düşünce geleneğinin meydana getirilmesinin felsefe yapmak için gereklilik arz ettiği görülmektedir. Bu bağlamda bilincin bellekle olan bağına dikkat çekmek şarttır. Bütünsel bilgi olmakla beraber felsefe, sürekli olarak eleştirel aklın süzgecinden geçmektedir. Eleştirel yaklaşımla bilgiler sürekli yenilenmekte, eldeki ürünler sorgulanmaktadır. Sorunlar çerçevesinde çözümler getirilmektedir. Yeni yaklaşımlar geliştirilmekte, daha sonraysa ortaya çıkan yeni sorular ve sorunlar ele alınmaktadır. Felsefe yanıtlar getirirken bilgi ve yöntem üreten her alandan faydalanır. Ancak sorgulamasını yaparken felsefeciler her zaman, alana yön vermiş kaynak düşünürlere dayanırlar ve onların görüşlerine, sürekli bir şekilde farklı yorumlar getirirler. Yorumlarında sadece onları değil, bu kaynak filozofların düşüncelerini değerlendirenlerin görüşlerini de kullanırlar. Felsefi bilginin tarihsel bir bütünlük içinde ifade edilmesi, onun imkânını sağlar. Bir düşünce geleneği içinde sorunlarla/sorularla uğraşmayanların felsefi bilgi üretmesi çok zordur. İlginize sunduğumuz bu çalışmada düşünce tarihinde emsaline az rastlanan bir isim olan İbn Haldun’un çeşitli alanlara temas eden kuramları ve görüşleri incelenmiştir. Bu büyük ismin kuramının birdenbire, temelsiz ve nedensiz meydana geldiğini ileri sürmek pek makul karşılanmaz. Çünkü onun görüşleri, İslam medeniyet dünyasının fikrî yapısı içinde hayat bulmuştur. Tarihe, topluma ve diğer disiplinlere dair özgün fikirleriyle bilinen İbn Haldun, beşerî alanda bilimsel bir yaklaşım benimsemesi yönüyle de ix özellikle farklılaşmaktadır. Beşerî bilimleri nesnellik, nedensellik ilişkisi üzerine inşa ettiği yasallık anlayışına göre değerlendirmiştir. Kuramının şekillenmesinde İslâmiyet’in getirdiği varlığı değerlendirme, anlama ve yorumla biçimi; Antik Dönem ve İslâm Dönemi felsefelerinin ve biliminin sağladığı bilgi birikimi oldukça etkilidir. Elbette bunun yanı sıra devlet idaresinde görev üstlenmesinin yansımaları da görülmektedir. İbn Haldun, Batı’da ortaya çıkmalarından çok önce tarih felsefesi ve toplum bilimine dair teoriler ileri sürmüştür. Yöntemin önemine değinmiş, verilerin değerlendirilmesinde tecrübe ve akıl olmadan doğru bilgiye ulaşılamayacağını izah etmiştir. Ele aldığı konuları disiplinler arası bir tavırla açıklığa kavuşturmuştur. İbn Haldun’un düşünce sistemini anlamak, ona geri dönerek yeniden yorumlamak, bir anlamda düşünce geleneğini inşa etmek, belleği işler hâle getirmek özgün görüşlerin doğması için zorunlu görünmektedir. Çağın şartlarını ve sorunlarını yorumlarken geleneği dikkate alarak ancak her tür bilgi alanındaki yeni gelişmeden faydalanarak hareket etmek önemlidir. İçinde bulunduğumuz medeniyetin felsefi bilgiye katkılarının yeniden yorumlanmasında İbn Haldun rehber düşünür olarak karşımıza çıkmaktadır. O dönemine kadar olan bilgileri yeni bir yöntem dâhilinde farklı ve özgün şekilde sentezlemiş, apayrı bir bilim alanı ortaya koymuştur. Hazırlamış olduğumuz çalışmamızda İbn Haldun’un görüşleri farklı açılardan yazarlarca incelenmiştir. Başta İbn Haldun’un tarih anlayışı olmak üzere, çeşitli yönlerden düşüncelerinin irdelendiği İbn Haldun’un Düşünce Dünyası Üzerine İncelemeler başlıklı kitapta öncelikle bir devrin düşündürdüklerinden hareketle İbn Haldun’un görüşleri hakkında ufuk açıcı, bütüncül bir bakış açısı okuyucuya sunulmaktadır. Daha sonra onun tarih konusuna yaklaşımı ele alınmakta, konuya ne gibi ve hangi açılardan bakış değişikliği getirdiği tartışılmaktadır. Tarih incelemelerini sosyolojik temellere dayandırması ve uygarlık tarihi araştırmacısı olarak bedevi ve hadari toplum sınıflandırması nedeniyle onun sosyoloji alanındaki temel düşüncelerine de yer verilmiş olması konunun çok yönlü ele alınması açısından önemlidir. Tarih ve sosyoloji, toplumların oluşum, gelişim ve çöküş süreçlerinin değerlendirilmesini gerektirdiğinden, yönetim erkinin yönetme becerisinin ve tutumunun irdelenmesini de şart koştuğundan kitapta düşünürün siyaset felsefesi konusundaki düşüncelerine de yer verilmiştir. Dolayısıyla siyasetin önemli enstrümanı olan ekonomi hakkındaki görüşlerine yer vermemezlik olamazdı, öyle de düşünülmüş ve kitapta onun ekonomi anlayışı da ele alınmıştır. Diğer bir dikkat çeken husus da Mukaddime’de Tababetin Yeri başlıklı bir yazının yer alması ve tıbbın uygarlık tarihi üzerine yazılmış x kitapta neden ve ne şekilde yer aldığının irdelenmiş olmasıdır. Benzer şekilde İbn Haldun’un din anlayışı, tasavvufla ilgili örüşlerinin yanında, insan ve eğitimi hakkında nelere değindiği meseleleri de kitabın diğer içerdiği konu başlıklarıdır. Çalışmamıza katkı veren her yazara kitabın hazırlanması için teşvik eden hocam Prof. Dr. Ayşe Canatan’a, çalışmanın her aşamasında katkı sağlayan değerli akademisyen Dr. Tarık Tuna Gözütok’a, fikirleriyle rehberlik eden Prof. Dr. Hüseyin Gazi Topdemir’e, çalışmalarım sırasında desteğini eksik etmeyen eşim Emine Cengiz’e, son olarak düşünce geleneğimizin önemine vurgu yapıp modern felsefe bağlamında değerlendirilmesi gerekliliğini sürekli öğütleyen, bu alana yönlendiren, her zaman yardım eden değerli hocam Prof. Dr. Süleyman Hayri Bolay’a en içten teşekkürlerimi sunarım.