Allah’ın (c.c.) insanoğluna hidâyet rehberi olarak inzâl ettiği son ilâhî vahyi ve mesajı olan Kur’ân-ı Kerîm, mücmel bir kitaptır. Allah (c.c.), Hz. Peygamber’i (s.a.v.) bu ilâhî mesajı bütün insanlığa tebliğ etmesi için risâlet göreviyle görevlendirmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v.), Kur’ân-ı Kerîm’i insanlığa sâdece tebliğ etmekle kalmamış, aynı zamanda onu kendi yaşantısı ile de pratiğe aktarmak sûretiyle etrafındaki insanlara ve bununla berâber kendisinden sonra gelen bütün inanan nesillere en güzel bir örnek/üsve-i hasene olmuştur. İşte böylece, Rasûlullah’ın (s.a.v.) Kur’an’ı kendi yaşantısında pratiğe aktarması sonucu hadis ve sünnet’ler vücut bulmuştur. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) söz, fiil ve takrîrlerinden meydana gelen hadis ve sünnetiçin, kısaca onun (s.a.v.) İslâm’ı yaşama tarzı diyebiliriz. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) hayatının her cephesi ile ilgili tüm haberleri içine alan hadis ve sünnet’in İslâm dînindeki yeri ve önemi, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) İslâm dînindeki konumuyla doğrudan ilgilidir. Zîrâ Rasûlullah (s.a.v.) Kur’an’a göre ve müslümanlar nazarında sâdece mesaj ileten bir elçi değil, aynı zamanda âdetâ o mesajın tecessüm etmiş canlı bir timsâlidir. Bununla berâber, sâdece Kur’an’la yetinmek ve Hz. Peygamber’in (s.a.v.) sünnetinden müstağnî kalmak şeklinde ifâde edebileceğimiz ve İslâm’ın rûhuna tamâmen aykırı bir düşünce tarzı, İslâm târihinin çok erken dönemlerinden itibâren birtakım kimseler tarafından dile getirilmiştir. Ancak bu düşüncenin sâhipleri fazla taraftar toplayamamış ve İslâm toplumu içerisinde dâimâ marjinal bir grup olarak kalmışlardır. 8 | İbnu’l-Hümâm’ın Hadisçiliği Çünkü İslâm ümmetinin kahir ekseriyeti, hadis ve sünnet olmaksızın sahîh bir İslâm’ın yaşanamayacağını çok iyi biliyorlardı. Zîrâ Allah (c.c.) kendisine itâatle beraber Rasûl’üne de itâati emretmiş, kendi sevgisine ulaşmanın yolunun, Rasûl’ünü sevmekten geçtiğini, yine kendi Rasûl’ünün dili üzre beyân etmiştir. Hadis ve sünnet’in İslâm dînindeki bu konumundan dolayı, daha İslâm’ın ilk nesilleri -sahâbe ve tâbiûn nesli- hadis ve sünnete son derece önem vermişler ve hâfızalarına aldıkları son peygamberin bu emânetini, kendilerinden sonra gelen nesillere aktarmışlardır. Hattâ sahâbenin hadisleri mücerred ezberlemekle kalmadıkları, münferid vak’alar da olsa daha Hz. Peygamber (s.a.v.) hayatta iken hadisleri yazdıkları, bugün reddi mümkün olmayan ilmî delillerle ortaya konmuştur. Daha sonraki devirlerde hadis ve sünnet’e olan bu alâka hiç eksilmemiş, tersine artarak devam etmiştir. Gayr-i resmî olarak nitelenecek bu faâliyetler, Emevî halîfesi Ömer b. Abdilazîz’in (v. 101/719), hadislerin tedvîn edilmesi hususunda vâlilerine gönderdiği tâlimâtnâmelerle resmiyet kazanmış oldu. Bunun netîcesinde hadisleri resmî olarak ilk tedvîn eden âlim de, hadis târihinin en meşhûr sîmâlarından biri olan İbn Şihâb ezZührî (124/742) olmuştur. Daha sonra geniş İslâm coğrafyasına dağılan sahâbe ve tâbiûn’un rivâyet ettikleri hadisleri toplamak, âlî isnadlar elde etmek ve daha başka sebeplerden dolayı, er-rihle fî talebi’l-hadîs denilen zorlu ve meşakkatli ilim yolculukları başlamıştır. Diyebiliriz ki, hadis ilimlerine sarfedilen bu mesâiler, İslâm kültür ve medeniyet târihinin en zengin ve muazzam yönünü inşâ etmiş ve bu sahada dünya ilimler târihinde eşine rastlanmayacak fevkalâde geniş hacimli bir literatür vücut bulmuştur. Hadis ve sünnet geçmiş asırlarda oldu-Ön Söz | 9 ğu gibi, bugün ve yarın da İslâm toplumunun en başta gelen alâka konusu ve ilmî faâliyetlerin en merkezî noktası olmaya devam edecektir. Bu eserde, hadis ilmindeki yerini ve hadisdeki metodunu ortaya koymaya çalıştığımız Kemâlüddîn İbnü’l-Hümâm (v. 861/1467) da, hadis sahasında müstakil eser vermemiş olmakla beraber, hadis ilmine hizmet etmiş büyük bir İslâm âlimidir. Hicrî IX, milâdî XV. asır ilim dünyamızın en mümtaz sîmalarından biri olan İbnü’l-Hümâm, mezheb taassubundan uzak, hür düşünceli bir âlimdir. Çok yönlü bir âlim olan müellifimiz, İslâmî ilimlerin hemen hemen hepsinde zirveye ulaşmış ve böylece ilmini ve dolayısıyla da ismini asırlar ötesine taşımıştır. Aslen Sivas’lı olan İbnü’l-Hümâm Mısır’da doğmuş, orada yetişmiş ve yine orada vefât etmiştir. İbnü’l-Hümâm daha çok fıkıh, fıkıh usûlü ve kelâm sahalarında vermiş olduğu ilmî değeri son derece yüksek eserleriyle tanınmıştır. Biz bu eserde onun hadisçilik yönünü ve hadis ilmindeki yerini Fethu’l-kadîr adlı eserini incelemek sûretiyle ortaya koymaya çalışacağız. Zamanın ismini ve eserlerini unutturamadığı bu değerli âlim daha çok, Hanefî furû’ fıkhının en muteber kaynaklarından biri olan Fethu’l-kadîr adlı meşhûr şerhiyle ün yapmıştır. Fethu’l-kadîr, yine Hanefî mezhebine mensup büyük ve meşhûr bir âlim olan el-Merğînânî’nin (v. 593/1197) el-Hidâye adlı furû’ fıkha dâir eserinin şerhidir. İbnü’lHümâm, bizim bu çalışmamızda başlıca referans kaynağımız olan Fethu’l-kadîr’inde ve diğer eserlerinde bol miktarda hadislere yer vermiş, eserlerinde zikrettiği bu hadisleri sadece nakletmekle kalmamış, onları sened ve metin açısından mutlaka bir kritiğe tâbî tutmuştur. İşte bizim bu eserimizin ana gayesi ve önemi buradan kaynaklanmaktadır. Zîrâ biz bu çalışmamızda, daha çok fıkıh ve kelâm âlimi olarak tanınan İbnü’l-Hümâm’ın aynı zamanda da büyük bir hadîs âlimi olduğunu, onun eserlerinin sayfaları arasına dağılmış vaziyetteki müteferrik mâlumâtı bir araya toplayarak ortaya koymaya çalışacağız. Eser bir giriş, iki bölüm ve bir sonuç kısımlarından oluşmaktadır. Çalışmanın giriş kısmında; araştırmanın önemi, amacı, materyali ve yöntemi hakkında bilgi verilmiştir. Ayrıca burada İbnü’l-Hümâm’ın yaşadığı asrın siyâsî, ilmî ve ictimâî yapısı ile müellifimizin hayatı ve eserleri gibi meseelere yer verilmiştir. Birinci bölümde İbnü’l-Hümâm’ın genel hadis kültürü ve hadis ilimlerine dâir bilgisi; ikinci bölümde ise, İbnü’lHümâm’ın Fethu’l-kadîr’de izlemiş olduğu hadis metodu ortaya konmaya çalışılmıştır. Daha sonra çalışma, varılan netîcelerin özetlendiği bir sonuç kısmı ile tamamlanmıştır. Böyle bir çalışmayı ortaya koyarken, eseri en temel referans kaynağımız olan başta Kemâleddîn İbnü’l-Hümâm olmak üzere, geçmiş bütün âlimlerimizi rahmetle anar Allah Teâlâ’dan onlara ve bizlere mağfireti ile muâmele etmesini temennî ederim. Ayrıca yetişmem ve bu günlere gelmemde emeği geçen bütün hocalarıma en derin kalbî hürmetlerimi arzeder, vefât edenlere Cenâb-ı Hak’tan mağfiret diler, hayatta olanlara da sıhhatli nice bereketli ömürler dilerim.