Bu kitapta amacımız hayat, insan ve ahlâkın doğasına ilişkin sorular ve düşüncelerle yol almaktır. Çözüme giden yol, düşünce ve sorulardan geçer. Üretilen düşünce ve soruların öyle görülüyor ki eyleme dönüşümü çok hızlı olmaktadır. Dünya ve içerdikleri hakkında insanın tasavvurları, birer dünyaya dönüşmektedir. En çok sorularımız da hayat, insan ve ahlâkta yoğunlaşmıyor mu? Neredeyim, kimim, ne yapmalıyım? Nerede, kimden, ne yapmam gerektiğini nasıl öğrenebilirim? Bilgimizin kaynağı ve değeri nedir? Davranışlarımızı belirleyen ölçüt ne olmalıdır? Soru ve düşünce üretmenin pek fark edilmese de insanı genişleten, ufuk açan yönü vardır. Çözümsüzlük insanı daraltıp bunalttığı gibi sorular ve düşüncelerle kendimize yeni yaşam alanı ve koridorları açmış oluruz. Bu kitapta, onlarca soru üretmeye çalışacağız. Soru üretilmesinden herkes memnun olmayabilir. Birisi bir başka kitabım için “Çok fazla soru soruyorsunuz” diye bir eleştiri getirmişti. Bütün eleştirileri dikkate alıp kendimi geliştirmeye her an açık olmaya çalışıyorum. Ama bu fazla soru sorma eleştirisini dikkate almayacağım muhakkak. Kesin yargılar dağıtan bir tutum, hem felsefenin hem de doğanın ruhuna uygun değildir. Felsefe, çözüme giden yolda çözümleyici olmaktır. İbn Sina’nın: “Düşünmek bilmeyi istemektir, düşünerek bilgiyi kabul etmeye hazır hâle geliriz.” vurgusu ne kadar da üzerinde derin düşünmeyi hak ediyor. Düşünmek soru sormaktan, soru da düşünmekten bağımsız değildir. 8 | İnsan ve Ahlâkın Doğası Üzerine Düşünceler Her kitabın bir ön sözü ve son sözü vardır. Yazarlar, kitaplarını tanıtan okura, içeride ne bulacaklarına ve bazen de ne bulamayacaklarına dair açıklamalar yaparlar. Çalışma sırasında yardımlarını gördükleri insanlara teşekkürlerini de eksik etmezler. Bazı yazarlar, ön sözlerini kitap bittikten, kitabın son resmini gördükten sonra yazarlar. Ön söz kitaptan önce yazılırsa yazar kendisini bir anlamda sınırlanmış, özgürlüğünü kısıtlanmış görebilir. Ön söz bazen determinist kaderine dönüşebilir yazarın. Yazar, ön sözü belki de aşamaz. Ön söz, coğrafya gibi kaderimize dönüşür. Coğrafyanın belirleyici/kader olduğu sözü her fırsatta kullanılagelmektedir. Hiç kimse doğduğu coğrafyayı seçmez anlamındadır bu vurgu. Coğrafya; düşünemeyen, atılım yapamayan, kendini geliştirmeye kapalı kimselerin belirleyicisi olabilir. Coğrafyamızın mahkûmu olmak, kaderimizde yoktur. Her insan nerede doğarsa doğsun yeni bir kimliğin ve oluşun ardındadır. Bu kader, oluş çaresizliğimizden çok, neyi hazır bulduysak oluştan var oluşa bir ivme kazanmamız gerektiğine dair de yorumlanabilir. Coğrafya, bir yanıyla anne karnımız kaderdir. Asyalı bir çocukla Afrikalı bir çocuğun beslendiği, doğduğu ortam da farklıdır. İnsan nerede, hangi fiziksel özelliklerde doğarsa doğsun aynı duyguları taşır. Önemli olan nerde doğduğumuz bulunduğumuz değil ne olcağımıza dair potansiyellerimizi kullanma çabamızdır. Ön sözü, yazarın son sözünü de belirlemiş olur. Yeni fikirleri, açılımları yakalamamış olabilir. Bazı yazarlarsa son sözü, başta yazar. Film senaryoları da böyledir. Bazen bir yönetmen, filmin son sahnesiyle başlar, geriye doğru çözümler. Bazen de ortadan başlayan senaryolar vardır. Bir kitabın ön sözü, yazarın vizyonu, niyeti ve motivasyonudur. Son sözü ise bilgi okyanu-Ön Söz | 9 sunda akıştan neleri yakalayabildiğinin, kaçırdığının sorgulamasıdır. Her insan bir kitap olsaydı ön sözü ve son sözü ne olurdu? Hayatımız için kimlere teşekkür ederdik. Yaşadığımız zorluklardan, uykusuz gecelerden, çözemediğimiz problemlerden özgürce söz eder miydik? İnsan, bir fiziki kitap olmasa da bir açıdan okuyan, okunan, yazan, düşünen, üreten boyutuyla kitapların yazarıdır. Çoğu kez kitapları yüceltip yazarları göz ardı ederiz. Aristoteles’den bu yana onun örneği olarak kitap, insanın en iyi dostudur deriz. Peki yazar veya insan dost değil midir? Modern dönemde psikologlarca ifade edilen insanın temel sorunu olan ‘içtenlikle dinleme eksikliği’ hep vurgulanagelmektedir. Bizler yanıt, itiraz veya sıramız gelsin diye dinliyor görünürken içtenlikli bir dinlemede, sorunlarımız olduğu muhakkak. Kitabı okumak dinlemektir; kesintisiz, içten, adanmış olarak, arayarak, kendimizi ve kendimizi bulup kaybedeceğimiz şeylerin doğasını. Kitap sözümü kesmez. Okuturken dinletendir. Dinletirken okutan. Kitapları yazan insandır ve kitapları okuyan da insandır. Kitaplarda okunan, sadece insan değildir. Tıpkı hayatta sadece yaşayan insan olmadığı gibi. İnsan suskunlukta güçlü ve özgürken, yazıp konuşurken daha az özgürdür. Buradaki özgürlükten kastımız fiziksel özgürlük ve kapasitemizdir. Bir rüyanın yüzde yüz tüm ayrıntıları ile anlatılabilmesinde ne kadar özgürsek, bir kitabı yazarken de o kadar özgürüz. Neyi ne kadar bilebildik ki neyi ne kadar anlatabileceğiz. Hakikat bize yüzünü ne kadar açmıştır ve biz açılan o ufku ne kadar görebilmekteyiz? İnsanın ön sözü ağlamak, son sözü ise bir gülümseyiş veya pişmanlık olarak yorumlanabilir. İnsanın ortadaki sözü ise “Bakıyorum, anlamaya çalışıyorum, deniyorum.” olarak görülebi-10 | İnsan ve Ahlâkın Doğası Üzerine Düşünceler lir. Son sözü belki “Daha bakıyordum, daha deniyordum, daha yeni anlayacaktım.” olabilir. İnsan ön söz ve son söz arasında bir görüntü ve görünümler varlığıdır. Gördüğü kadar görüntüler üretir. İnsanın eylemleri, düşüncesinin, ufkunun yansımalarıdır. İnsanın dünyada varoluşu, içinde heyecan barındıran bir süreci anlatmaktadır. Niçin varız, niçin soru soruyoruz? Varoluşumuz bir sebebe dayanıyor mu, çevremizde gördüğümüz bitkiler, hayvanlar, gezegenler nasıl oluştu ve niçin oluştu? Korku, umut, hırs, alışkanlık, tercih ve kavgalarımızla insan olarak yaşamaya mecbur muyuz? Kim olduğumuz ve ne yapmamız gerektiği konusunda bir karar almalı mıyız? Varoluş serüvenimiz aslında karar almakla özdeş görünüyor. Neyin kararını, nasıl alacağız? Bize karar aldıracak kaynak ne olacak? Bir düşünür: “Her canlı kendi yeteneklerini ve özeliklerini seçme imkânına sahip olarak dünyaya gelseydi hiçbir şey sorunlu olmayacak ve herkes kendince en güzel hâli seçecekti.” der. Bu sözün ilhamıyla ben de insan, belki henüz seçme aşamasından çıkıp dünyaya gelememişti diyorum. İnsanın kararsız kararları, tercihleri çok karmaşıktır. Tarihin ve zamanın bu anında durup kendi adımıza şu an hazır bulunuşluğumuzu idrak ediyoruz. Bir yanda ölüm, öte yanda doğum. İnsanlar ölüme inat son hızla üremekteler. Doğum ve ölüm sanki bir yarış, ama iç içe olan bir yarış, doğmadan ölünmüyor, ölmeden de doğulmuyor. Her an binlerce ölüme ve doğuma şahit oluyoruz. Doğanlar nereden geliyor, ölenlerin gittiği yerden mi? Ölenler nereye gidiyor, doğanların geldiği yere mi? Dünyaya yeni doğanları birer umut mu yoksa kriz habercisi olarak mı göreceğiz? Ön Söz | 11 Gerçeklik arayışında fikirlerimizi insanlarla paylaşırken fikirlerimizi benimsemeyenlerin bize tahammül etmediklerini, kınadıklarını ve yargıladıklarını görünce bizden özgür düşünen ve yerine göre tahammül edemeyeceğimiz insanlara karşı da hoşgörülü olmamız gerekmektedir. Onları kınamayarak, bizi kınayanlardan farkımız olduğunu göstermeliyiz. Dünya, insanın laboratuvarıdır. Kendisini ve kaynağını tanıması için dünyayı keşfetmesi ve değerlendirmesi gerekmektedir. İnsan, evrenin bir zıtlar dünyası olduğunu da gözlemlemektedir. Gece gündüze, soğuk sıcağa ve nihayet hayat ölüme dönüşmektedir. Anlam bulundukça insan yoluna devam eder. Anlam yoksa hayat da yoktur. Yaya yürüyen insanla uçağa binen insanın sadece konfor farklılığından söz edebiliriz. Anlamı bulma arzusu ve idrak keskinliği konusunda bizden önceki kuşakların daha az yetenekli olduğunu düşünmek yanılgı olur. Öyle olmazsa bugün kurduğumuz fakültelerde akademik çevrelerde geçmişi ve onu inşa eden düşünürleri açımlıyor olmazdık. Düşünceyi geliştiren, her soruya cevap bulmak değildir. Sorular üretildikçe cevaplar varlık imkânına kavuşur. Bu kitap, felsefi tartışmalara ve hayatın anlamını ve arayışlarımızı sorgulayanların arayışlarına bakış tutmaktadır. Felsefe, ahlâk ve değer arayışı ekseninde değerlendirmeler bulacaksınız. Kimileri hayatın içinden insanla, insanla birlikte neliğimizi nasıllığımızı anlamaya çalışırken kimileri de sıyrılarak olabildiğince geniş bir ufuktan ötelere çıkıp bakmaya çalışmaktadır. İnsan, fikirler üreten olduğu kadar fikirleri tüketen de bir varlıktır. Yaşam bir deney olunca karmaşık duygularıyla insan karmaşık görünümlere bürünebilmektedir. Şurası gözlemlenen 12 | İnsan ve Ahlâkın Doğası Üzerine Düşünceler bir geçektir ki herkesin yaşamadığı, denemediği duyguları ve gitmediği yolları tüketmekle meşgul olduğudur. Felsefenin en temel işlevi, sorgulayıcı tavrıdır. Felsefe dikkatleri, insanların kendileri ve içinde yaşadıkları evren hakkında, düzenli bir görüş elde etmek için harcadıkları yoğun bir çabaya yöneltir. Felsefe, sorularımıza cevap vermekle sorumlu olan bir sistem olmaktan çok, sorulara ürettiğimiz cevapları sorgulayan bir disiplindir. İçimizdeki hayret duygusu, anlam ve anlamlandırma açlığımız bizi felsefeye yönelttiği gibi bir şeyin doğruluğunu veya yanlışlığını gösterme çabamız da bizi doğal olarak felsefeyle buluşturur. Felsefe, bizim doğruyu bulmamızı, yanlışı ayırt etmemizi sağlayan sistematik bir düşünce yöntemi olarak fonksiyonelliğini gösterir. Felsefe, bilgisel merakımız yanı sıra kişisel doyumumuza zevk ve ilham veren bir unsur olarak büyüleyici, heyecan verici bir özellik de taşır. Felsefi yöntem ve bakış açısının yoksunluğunda insan, çok yönlü düşünemez. Olaylara tek taraftan bakar. Bilgisine konu olan şeyleri detaylandıramaz. Farklı ihtimal ve seçenekleri göremez. Felsefenin sağladığı ufuk genişliğinden mahrum olur. Felsefi yöntem ve bakış açısı, incelediği hususları zenginleştirir. Felsefe, insanın içinde mevcut olan sürekli gelişme isteğini tetikler. Olaylara içeriden, dışarıdan, yatay, dikey bakış açılarından bakmayı sağlar. Düşünceyi kalıplaşmaktan, donmaktan korur. Bu kitapta hayat, insan ve ahlâk üzerine kısa, özlü, sorgulayıcı düşünceler ve denemeler bulacaksınız. Bu kitabın hedefi, olabildiğince düşünceler ve sorular üretmektir. Cevaplar üretmek kalıcı bir çözüm değildir. Herkes kendi sorusunu ürettiği zaman da hayatta yol almaya başlarız. Ödünç yanıtlar, bizi çabuk terk eder. Bizi köklü bir oluşa, varoluş ve bulunuşa götüren, sorularla birlikte düşüncelerimizdir. Hayatın ürünü insan, Ön Söz | 13 insanın ürünü ahlâktır. Ahlâk, hayattan başka bir şey değildir. Gayesi doğallık ve uyum içinde tüm oluşun akış ve katılışı iken insanın sorgulayış ve seçimine ortam sağlamaktır. Bu kitabın anahtar kelimeleri akış ve katılış, uyum, sorgulayış, seçim kavramlarıdır. Yetke, uyum, yetkilendirme gibi bazı yeni kavramlar da ürettik. Bu kavramları, dikkatli okurun takdirlerine bırakmış oluyoruz. Bu kavramlar, hem bu kitabın hem de hepimizin hayatta bulunuşumuzun ifadeleridir. Eserin hazırlık safhasında emeğini esirgemeyen, kitabı okuyarak katkı sunan değerli Ali Aygün Bey’e teşekkürü borç bilirim. Her çalışmamı ve bu çalışmamın okuyucuya ulaşmasını sağlayan Fecr Yayınevi’ne ve özverili tüm çalışanları ile değerli editörümüz Hüseyin Nazlıaydın’a müteşekkirim.