Metin Yüksel kardeşimizin şehadeti sonrası muhterem babası, merhum Sadreddin Yüksel Hoca’ya taziyeye gitmiştim. Ziyaretim bir kurban bayramı sonrasına denk gelmişti. Hocanın evinde iki davalı taraf da mevcuttu. Sadreddin Hoca tarafları dinledi ve hükmünü verdi. Lakin iki taraf da verilen hükümden memnun olmadılar. Hoca her iki tarafı da adalete/şeriata razı olmadıklarından dolayı resmen kovdu. Biz, hocayla başbaşa kaldık. Konu siyasete geldi. O dönem Başbakan olan Demirel’i İslam’la hükmetmediği için kınadı, tenkit etti. Ben de biraz haddimi aşarak: “Hocam! Demirel İslam’la hükmetmediği için birtakım sıfatlarla onu tenkit ettiniz. Peki, aynı hükümlerle hükmetmek isteyen ya da o makama aday olan başkaları için kanaatiniz aynı mıdır?” diye sorduğumda Hoca: “Haa! Anlaşıldı sen Erbakan Hoca’yı kastediyorsun. Ben, onu ikaz ettim, hatırlattım, o ve benzerleri günahkârdır.” dedi. Ben de kendilerine: “Hocam siz adil değilsiniz. Fiil aynı, fail ayrı, hüküm ayrı” dediğimde: “Sen Arapça biliyor musun?” diye sordu. Ben de: “Hayır!” dedim. Hoca dua etti ve: “Demek ki bu din Arapça bilmeden de öğreniliyormuş.” dedi ve konu kapandı. Muhterem okur! Bendeniz mektepli değilim, alaylıyım. Cesaretimi umarım bağışlarsınız. Zira elinizdeki bu eserde nacizane; Kur’an, Kur’an’a Nasıl Yaklaşmalıyız, Kur’an’ı Yeniden Düşünmek, Peygamber, Peygamber’i Anlamak, Peygamber’in Bağlayıcılığı, Peygamber’in Siyasi Sünneti gibi konularda yaklaşık 35-40 yıllık birikimimi sizlerle paylaşmak istedim. İzmir Hava Bakım Teknik Okulu’nda öğrenciyim, namaz da kılıyorum. Ne var ki ne namazın şuurundayım, ne de mensubu olduğum İslam dini ve onun ana kaynağı Kur’an ile bir yakınlığım var. Kur’an sadece, elimize aldığımızda saygıyla öperek alnımıza koyduğumuz ve oradan da odanın en yükseğine astığımız bir kitap ya da evin (haşa) aksesuarı. İşte böyle bir anlayış içerisindeyken odada bulunan iki arkadaşıma: “Biz nasıl Müslümanız, daha dinimizin temel kitabı Kur’an’ı bilmiyoruz, onunla tanışmadık bile.” diye dertlendim. Arkadaşlardan birisi: “Ne yapalım, söyle” dedi. Tatil günü olması hasebiyle “Kalkın İzmir’e gidelim, Kur’an-ı Kerim meali varsa alalım ve okuyalım” dedim. Böylece harekete geçtik, İzmir’e gittik, Hasan Basri Çantay’ın üç ciltlik mealini aldık ve okumaya başladık. Yıl 1966, o gün bugündür Kur’an’la, mealle, tefsirle başlayan ahbaplığımız hamdolsun hâlâ devam ediyor. Bunları niçin anlatıyorum? Şunun için; tarihte ve günümüzde, kendilerini adeta dinin peygamberi yerine koyan ve keza sözlerini ve kitaplarını Kur’an’ın yerine ikame etmeye çalışan etrafımızda o kadar çok şeyh, cemaat önderi, gavs, kutb-u azam, kanaat önderi gibi sıfatlarla mücehhez insanlar bulunmakta. Bunlar insanların Kur’an’la tanışmasına, buluşmasına fırsat vermiyorlar ki. Ve yine Kitab’ın en önemli anlayıcısı, anlamlandırıcı ve uygulayıcısı olan Hz. Resul’ün (as) sünneti ile buluşsunlar. Oysa Kur’an da, Hz. Resul’ün sünneti ve sözleri de anlaşılmaz değil, anlaşılabilir esaslardır. Bu cümleden olarak Kur’an’ı, İslam’ı benim gibi alaylı birisi anladıktan sonra neredeyse anlamayacak kimse yoktur. Elinizdeki Kitabın tam da amacı İslam’ın ana kaynağı olan Kur’an ve sünnetin adresini vermektir. Adreste neler var derseniz; Kur’an’ın anlamı ve anlaşılması, düşünce ve davranışların vahye dayanması, Peygamber’i anlamak ve sünneti bir bütünlük içerisinde ele almak, yani itikadî, ibadî, siyasî vb. boyutları ile sünnete yaklaşmak ve sünnetle ahbap olmak. Emrolunduğumuz gibi dosdoğru olmanın içini doldurmak. Keza Ashab’ı tanımak, Ehl-i Beyt’i bilmek, onlara saygı ve yaklaşımın mahiyeti ve nasıllığı gibi konular yer almakta. Dahası Peygamber’e gelen vahyin vehbî olması hakikati ile birlikte bazı âlim, tasavvuf ehli, tarikat lideri, cemaat önderi gibi kimselerin de ilimlerinin kesbî değil, vehbî olduğu tezlerine karşı düşündüklerimiz ile Hicri 2. yüzyılda İslam’a girdiği söylenen tasavvuf konusunda yirmi üç yaşında hazırladığım tasavvuf çalışmasını bulacaksınız bu kitapta. Said Ertürk Hoca ile yapılan söyleşilerden bir kesit de yine kitabın muhtevası arasındadır. Kulluk, siyaset, hilafet, demokrasi, İslam gibi konu başlıkları ve kavramlarla İslam’a bakış için başka bir pencere açmaya çalıştık. Ve yine İslam’a inanmak ve İslam’ı yaşamanın bir görev, süreç olduğu hakikatinden hareketle sürecin yaşanması ile sonucun hâsıl olacağına dikkat çekerek, süreci yaşamanın kulun görevi olduğu, sonucun takdirinin ise Allah’a ait olduğu gerçeğinin altını çizmeye çalıştık. Merhum hocamız Ahmet Önkal’ın İslam’a Davet Metodu kitabının neşrinin ardından kendileri ile yapılan önemli bir röportaj da kitaptaki yerini aldı. Son olarak da “Aile Toplumun Temel Kurumudur” başlıklı uzunca bir makale ile aile yapısına, geçmiş ve günümüz itibariyle dikkat çekmeye gayret ettik. Yine aynı konuya ilişkin olrak Ankara’da tertiplenen “Aile Sempozyumu”ndan da özetler verdik. İslam’dan, onun temel kaynağı olan Kur’an’dan ve yine Kur’an’ın pratisyeni olan Hz. Resul’ün (as) sahih sünnetinden anladıklarım ile bu iki kaynaktan beslendiklerini düşündüğüm İslam büyüklerinin öğrettiklerinden hareketle karşınıza çıkma cesareti gösterdim. Elbette ortaya koyduklarım benim kendi ulaştığım doğrulardır. Ancak İmam Ebu Hanife Hazretlerinin ifade buyurduğu gibi ki, ona soruyorlar: “Ey İmam! Bu söylediklerin mutlak doğru mudur?” O, büyük imam, cevap veriyor: “Belki de mutlak yanlıştır. Zira benim söylediklerim doğrudur, yanlış olabilir. Başkalarının söyledikleri yanlıştır, doğru olabilir.” Nacizane ben de büyük İmam’ın ifade ettiği gibi kendimce doğruları yazmaya çalıştım. Ama şurası unutulmasın ki, doğrular, güzellikler Allah’tandır. Yanlışlar bana aittir. Elinizdeki kitabın hazırlanmasında yardımlarını esirgemeyen başta değerli dostum Celal Sancar’a, keza tüm sıkıntılarına rağmen büyük emek sarfeden Halil Yavuzer kardeşime, yazıların yeniden ele alınması ve yazılmasında emeği geçen Tahsin Gaffaroğlu kardeşime, Ahmet Gönüllü’ye yine aynı minval üzere emeklerini esirgemeyen Yasemin Eren kızımıza, torunum İbrahim’e, ve ulaşamadığım makalelerime Milli Kütüphane bünyesinde ulaşma imkânı sağlayan Kültür Bakan Yardımcısı Sayın Nadir Alparslan Bey’e teşekkürü bir borç bilirim. Bunların yanısıra kitabın yayımlanmasını üstlenen, kuruluşundan bugüne Kur’ânî çizgisinden ödün vermeyen Fecr Yayınları ile emektar çalışanlarına, kitabın son düzenlemesini yapan Tevfik Aksoy’a, hasseten yayınevi editörü Hüseyin Nazlıaydın kardeşime müteşekkirim. Son olarak ifade etmeliyim ki, isabetsizlikler, yanlışlıklar bana, doğrular ise şanı yüce Allah’a aittir. Gayret bizden, Tevfik Allah’tandır.