Yirmi birinci yüzyılı idrak ederken, bir taraftan bilim ve teknoloji alanındaki büyük gelişmelere, diğer taraftan bazen aktörü haline geldiğimiz devasa olaylara, acı ve müessif hadiselere şahit olmaktayız. Birtakım olumlu gelişmelere rağmen, dünyanın birçok yerinde görülen ve gerisinde sömürü ve hâkimiyet politikalarının yattığı savaş ve katliamlar, terör, nükleer ve biyolojik silah tehdidi, ırk, etnik, cinsiyet ve din ayrımı, hukuk ihlalleri, ahlâkî kokuşma, ailenin dağılması, cinsel taciz ve sömürü, adaletsizlikler, alkol ve uyuşturucu bağımlılığı ve bütün bu faktörlere bağlı olarak ortaya çıkan maddî ve manevî hastalıklar insanlığın ufkunu karartmaktadır. Hâlâ kendisini ve mutluluğunu aramakta olan insanlık, yaratıcı ama yıkıcı bir medeniyetin zehirli meyvelerini tatmaktadır. Global çapta ekonomi ve siyasetini inisiyatifini ellerinde bulunduranların, sahip oldukları gücü meşruluğun temeli olarak görenlerin kendi dünya görüşlerini ve medeniyet anlayışlarını “Yeni Dünya Düzeni” ismi altında insanlığa dayatıp sömürü ve hâkimiyet alanlarını genişlettiklerine şahit olmaktayız. Bu kesimlerin insanlığın akıl ve vicdanında yer işgal eden değer ve ilkeleri ihlal ederek farklı gördükleri ama benimsemedikleri her şeyi ortadan kaldırmayı veya tek tipleştirmeyi amaçladıkları anlaşılmaktadır. İnsanlığın temel hak ve hürriyetler, hukuk ve demokrasi alanındaki bütün kazanımlarını hiçe sayan bir ilkellik ve pervasızlık örneği sergilenmektedir. Daha garip olan şey, bütün bu gelişmelerin sonucunda ortaya çıkan trajedinin, insanlığın ulaşabileceği 8 en ideal örnek, hatta tarihin sonu olarak kabul ettirilmeye çalışılmasıdır. Çağımızda bilgi, kültür ve haberleşme üzerinde kurulan tekellerin, yalan ve gerçekleri çarpıtmaya matuf propagandaların etkisiyle büyük bir kavram kargaşası ve zihin karışıklığı yaşanmaktadır. Bütün bu durumların, dünyanın birçok yerinde duyarlı insanları ve grupları, kaybedilmekte olan insanî değerleri yeniden kurup yaşatmaya, geleneklerini keşfetmeye, meşruiyetin kaynağını evrensel anlamda hak, hukuk ve özgürlükler temelinde aramaya sevk etmesi normaldir. Böylece üzerinde zihin kargaşası yaşanmakta olan evrensellik konusu da, bir taraftan ahlâkî (etik) değerler, demokrasi, hukukun üstünlüğü, hak ve özgürlüklerle, diğer taraftan globalizm ve Yeni Dünya Düzeniyle bağlantılı bir şekilde değişik açılardan insanlığın gündemindedir. Konu, tarih boyunca peygamberlerin ve mümtaz insanların şahıslarında sembolleşen insanî değer ve prensiplerin en mükemmel ve bütüncül örneğini kendisinde toplamakta olan, ancak bu günlerde terörizmle ilişkilendirilmeye çalışılarak şâibe altına alınmaya çalışılan İslam’la bağlantılı olunca, bu söylenenler daha fazla bir anlam ifade eder. İnsanı özünden uzaklaştıran, manevî alanla ve Allah’la ilişkisini zayıflatarak onu üretim ve tüketim makinesinin dişlisi haline getiren, geleneksel değerleri asimile eden, her türlü sömürü ve zulmü meşrulaştıran pagan medeniyeti ve global düzen dayatmaları karşısında, İslam’ın, temelinde ilahî mesajın yer aldığı, insanlığın ortak tecrübeleriyle gelişen insanî ve evrensel değerlerle tam bir uyuşum içerisinde olduğuna inanmaktayız. Ancak İslam’ın, bizzat kendi aslî kaynaklarından hareketle doğru bir şekilde insanlığa takdim edilip çağın idrakine sunulmasında problemler yaşandığı da bir vakıadır. Bu alanda yapılacak ilmî çalışmalara ve özgün yorumlara ihtiyaç vardır. Bu amaçla geniş bir okuyucu kitlesi için hazırladığımız bu eserde, İslam’ın evrensel boyutu üzerinde durduk. Değişik açılardan ele alıp vurgulamaya çalıştığımız bu boyut, onu 9insanlığın geçmişiyle, yaşanmakta olan anla ve gelecekle bütünleştirmektedir. Bu çalışmanın hem kendi kültür ve medeniyetimizi tanıma yönünden, hem de yaşanılan bu kaos döneminde insanlığa sunulan bir kurtuluş mesajı olması yönünden önem taşıdığına inanmaktayız. Bir giriş ve iki bölümden oluşan eserin giriş bölümünde “evrensellik” üzerinde durularak kavramın anlam çerçevesi çizilmeye çalışılmış, onunla ilgili kriterler belirlenme yoluna gidilmiştir. Birinci bölümde, İslam’ın evrensel boyutuna tarih, kültür ve mahiyet açısından yaklaşılarak konu Kur’an’dan hareketle ve daha önceki ilahî mesajlarla da bütünlük içerisinde fıtrat, tevhid, akıl ve ilim bağlamında ele alınıp işlenmiştir. İkinci Bölümde İslam’ın evrensel boyutuna bireysel ve sosyal hayatın düzenlenmesi açısından yaklaşılmış, konu sosyal değişme, kültür, gelenek ve sosyal sistemler açısından ele alınıp değerlendirilmiştir. Olabildiğince kısa ve öz olarak hazırladığımız bu eserin milletimiz ve bütün insanlık için hayırlara vesile olmasını diler, eserin hazırlanıp yayınlanmasında yardımlarını esirgemeyen Fecr Yayınları yönetici ve çalışanlarına en kalbî şükranlarımı sunarım.