İslâm, bütün insanlığa saadet vaat eden ilahi dinin adıdır. Bu saadeti temin için özünde barındırdığı güzellikleri esirgemeden tüm insanlığa sunmuştur. Bunu yaparken, insanlığın özünde bulunan güzelliklere de kucak açmıştır. İslamiyet’i kabul eden ilk müminler, şehirlerin anası Mekke şehrinin, sakinleri idiler. Çoğunlukla ticaretle meşgul oluyorlardı. Bu münasebetle tüm Arabistan’ı, o günkü Bizans’ı ve İran’ı da tanıyorlardı. Yaşadıkları Mekke şehrinde de senenin üç farklı zamanlarında panayırlar kuruluyor, bütün Arabistan ve mücavir memleketlerden de insanlar burada buluşuyorlar, alış veriş yapıyorlar, edebi, sportif müsabakalara katılıyorlardı. Ayrıca Hacc mevsiminde Ka’be ve Mekke yine cazibe merkezi olarak, gelen ziyaretçilerin bir müddet ikamet ettikleri, mekân olarak, müstesna bir mevkie sahipti. İşte Hz. Peygamber’in davetine icabet eden ilk Müslümanlar, böyle bir müktesebatın içinden geliyorlardı. Peygamberin davetini kabul ederken neye ‘evet’ dediklerinin ve de neye ‘hayır’ dediklerinin farkında idiler. Yani Peygamberin davetine icabet ederek, O’nunla arkadaş ve yoldaş olan her sahabe, ‘Lâ’ derken şirk düzeninin bütün haksız kazanımlarını reddettiklerini, ‘İllâ’ derken ilâhî gerçeğin ışığında kurulacak yeni bir nizama evet dediklerini, biliyorlardı. Yeni bir dünyanın kuruluşunun bedelini de biliyorlardı. Bundan dolayı, zaman zaman Hz. Peygamber’e ‘hayat ve mematları’ üzere bey’at ederek güven tazeliyorlardı. İslamiyet, geldiği günden itibaren insanları tevhide çağırırken, beraberinde kölelerin, diri diri toprağa gömülen kız çocuklarının, itilip kakılan yetimin, kendisinden hazzedilmeyen yoksulun içine düşürüldüğü duruma da itiraz ediyordu. Dini yalanlayanların, yoksula da bigâne olduğunu teşhir ediyordu. Asırların şirk tortusuyla körelmiş vicdanlar, uyanıyordu. Bundan dolayı şirk düzeninden nemâlanan toplumun ileri gelenlerinin, müstekbirlerin uykusu kaçtı. Müminler ise birliğin, beraberliğin, paylaşmanın, birbirinin elinden tutmanın şevkini yaşıyorlardı. İslam inancı, kendisini kabul eden bütün fertlerin, toplumların hayatında köklü değişiklikler yapmıştır. Bu inkılabın asgarisi, inançta tevhid, cemiyette vahdet, yaşantıda ‘mekârimi ahlak’ olmuştur. Fertten cemaata, cemaattan cemiyete, cemiyetten devlete, devletten medeniyete uzanan, sahih ve esaslı bir yürüyüş başlatmıştır. Kur’ân bu yürüyüşün ruhu, Hz. Peygamber tatbikatçısı, ashâb-ı kirâm da ilk şahidleri olmuştur. İslam medeniyetinin macerası kısaca bundan ibarettir. Biz ‘mazlûmun dini olmaz’ diyen bir anlayışla bütün ezilenlere rahat nefes aldırmayı hedefleyen bir medeniyetin mensuplarıyız. Dolayısıyla ‘İnfâk’, bizim medeniyetimizin bariz bir vasfıdır. İslâm medeniyetinin diğer bir adı da ‘İnfâk medeniyeti’dir, denilebilir. İnançsız için vermek ‘bir sarp yokuş’ iken, mümin infâkla dara düşmüş, yolda kalmışın elinden tutarak/nafakalandırarak, önüne dikilen sarp yokuşa bir nafak/tünel açar, ışığı gösterir. Bu müşterek çalışmanın temeli, ‘İnfâk Vakfı’mızın, Ankara Mamak Necmeddin Erbakan Kültür Merkezinde, 29 Nisan 2017 tarihinde ‘İnfâk; Unutulan İbadet’ başlığı altında yapılan Panele dayanır. Panel oldukça verimli geçmişti. Panel sonrası, sunulan tebliğlerin genişletilerek ve konunun ehli başka hocalarımızdan da mümkünse yazılar alarak bir kitabın kisve-i tab’a bürünmesi fikri gelişti. Ön Söz 9 Nihat Temel hocam zaten, panele de iştirak etmişlerdi. Mevzuyu kitap çapında çalışan mütehassıs bir hocamız idi. Daha sonra karşılıklı haberleşerek ‘Kur’ân-ı Kerîm’de İnfâk Âyetleri ve Kısa Yorumlarını’ lütfettiler. Hocamız yine bir Kur’ân faaliyeti için gittiği Bingöl’de 19 Kasım 2021 tarihinde vefat edip rahmet-i Rahmân’a kavuştu. Bir gün sonra, ömrünün çoğunun geçtiği Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Camiinden ikindi namazı sonrası, hüsn-i şahadetlerle ebediyete yolcu ettik. Paylaştığı yazısı, Hocamız için bir sadaka-ı câriye olur inşallah… Bu panelin bir başka şahidi, İnfak Vakfı’nın her faaliyetine koşan Seyyid Abi idi. O’na da rahmetler diliyoruz. Panelden sonra kendileri ile irtibat kurduğumuz Prof. Dr. Ali Çelik, Cemal Ağırman, Prof. Dr. Zekeriya Güler, Prof. H. Hüsnü Koyunoğlu, Doç. Dr. Emine Keskiner ve Doç. Dr. Ali Öztürk’ün iki yüksek lisans öğrencisi Fatmanur Özge ve Emine Korkmaz hocalarımız, her biri İnfâkla ilgili kendi ihtisas sahalarını ilgilendiren yazılarını, bizimle paylaşmak alicenaplığını gösterdiler. Kendilerine tek tek teşekkürlerimi sunuyorum. Orhan Aslan hocamız zaten Panelist olarak güzel bir tebliğ sunmuşlardı. Hocamız her zamanki zarafet ve nezaketi ile tebliğlerini bizimle paylaştılar. Şükran ve hürmetle anıyorum. Ömer Köse Ağabeyimiz, İnfak Vakfı’nın başkanı olarak Panelde bir açış konuşması yapmıştı. O konuşmayı, bizimle paylaştılar ve her safhada işlerimizin kolaylaşmasına vesile oldular. İnfak Vakfı’ ismi ile müsemma, bir yandan muhtaçlara ayni ve nakdi yardımlar yaparken, diğer yandan ümmetin fikri seviyesini yükseltmek için, sohbet, dergi, kitap, konferans, panel ve sempozyum gibi faaliyetler ile de meşgul olması, 10 İslâmî ve Sosyal Açıdan İnfak Müessesesi örnek bir vakıf çalışmasının nasıl yapılacağını göstermesi yönünden kayda değerdir. Ömer Köse Ağabeye çalışmalarında kolaylıklar, sıhhatli, uzun ömürler diliyorum ve teşekkürlerimi sunuyorum. Günümüz dünyasında, birçokları hak etsin veya etmesin almayı, haksız yere kazanmayı düşünürken; bizim Müslüman olarak çağa ve Dünya’ya vermeyi öğretmeğe, hatırlatmaya olan ihtiyacımıza karşılık olarak, İnfâk’a dair bir şeyler söylemişsek ve de hepsi birbirinden kıymetli yazılardan oluşan bu çalışma ile kendimizi bahtiyâr addedeceğiz. Gayret bizden, tevfîk Allah’tandır