Kamu hizmetindeki çalışma ilişkileri, araştırmacılar açısından fazla ilgi görmemektedir. Uluslararası Çalışma Örgütü (International Labour Office - UÇO-ILO) adına konu hakkında çalışma yapan Casale ve Tenkoransg’a göre (2008: 1) bu durum, alandaki uzmanların ihmal ve ilgisizliğinden kaynaklanmamaktadır. Bu durum daha ziyade, birçok ülkede kamu hizmetindeki örgütlenme hakkının geç tanınması ile ilgilidir. Zira kamu görevlilerinin örgütlenmesine uzun yıllar olumsuz bir şekilde bakılmıştır. Bununla birlikte, kamu görevlileri de belli bir döneme kadar devlet nezdinde ayrıcalıklı konumda oldukları için örgütlenme ihtiyacı duymamıştır. Örneğin, Osmanlı’da kolalı gömlek giyen kâtiplerin ayrıcalıkları, türkülere dahi konu olmuştur. Ancak şartların değişmesiyle, kamu görevlileri ayrıcalıklarını kaybetmiş ve örgütlenmek suretiyle mücadele gücü elde edebileceklerini anlamıştır.
Sendikalar, işveren karşısında örgütlenerek bölüşüm mücadelesini veren işçi sınıfı adına hakların korunması ve geliştirilmesini sağlayan en önemli aktördür. İşvereni devlet olan kamu görevlilerine bu hakkın tanınması ise yönetim biçimi, devlete atfedilen rol, demokrasi gibi kavramlarla ilişkilidir. Bu nedenle devletler, kamu görevlilerine sendikal haklarını tanımakta çekimser kalmıştır/kalmaktadır. Türkiye özelinde ise hem kuvvetli bir devlet geleneğine sahip olmak hem de siyasi açıdan sürekli iç ve dış problemlerle yaşamak, sendikalara karşı mesafeli bir yaklaşımın benimsenmesinde etkili olmuştur. Bu yaklaşım, sendikaların kimi zaman siyasi partilerin vasıtaları olarak görülmelerinden kimi zaman da anarşik ortamın doğmasında vasıta haline getirilmelerinden kaynaklanmaktadır. Lakin sendikalar ile anarşinin ilişkilendirilerek sendikacılık aleyhine yapılan düzenlemeler, suçlu yerine suçlunun vasıtasının cezalandırılmasına ve kamuoyu teşekkülü için de bu hususun kullanılmasına neden olmaktadır (Yazgan, 1982: 5).