Kölelik Yolu 20. Yüzyıl’ın büyük liberal filozofu F. A. Hayek’in en popüler kitabıdır. Bu kitap, düşünce tarihinde dönüm noktası olma fonksiyonunu üstlenmiş ve görevini hakkıyla yerine getirmiş eserler arasında yer almaktadır. Hem içindeki fikirler hem de yazılma ve yayınlanma tarihi bakımından, yazarın ileri görüşlülüğünün ve medenî cesaretinin ölümsüz bir örneğidir. O, esas itibariyle, Almanya’da totaliterizmi yaratan gelişmelerin benzerlerinin İngiltere’de ortaya çıkmaya başlaması üzerine, İngiliz entelektüellerinin uyarmak üzere kaleme alınmış olmasına rağmen, başta ABD olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde yoğun bir ilgi görmüş ve pek çokdile çevrilerek milyonlarca kişi tarafından okunmuştur. Ellinci yayın yıldönümü olan 1994’te Türkçesini yayınlamayı çok arzu etmemize rağmen bunu gerçekleştirememiş olmaktan dolayı hüzün duymakla beraber, kitabın sonunda meydana çıkmış olması bu hüznü gidermektedir. Kölelik Yolu, yazarın belirttiğine göre, ismini, yazarın büyük liberal filozof de Tocqueville’in Amerika’da Demokrasi adlı ölümsüz kitabından aldığı ilhama borçludur. Tocqueville’in, söz konusu F. A. Hayek | Kölelik Yolu 9 10 F. A. Hayek kitabında, modern refah devletinin olumsuz etkilerini önceden görerek sık sık “yeni kölelik”ten söz etmesi Hayek’e kitabına Kölelik Yolu adını vermesi için ilham kaynağı olmuştur. Kitap olumluolumsuz geniş yankı yapmıştır. Çok olumlu yankılar yanında, hem akademik alanda hem politik alanda bazı olumsuz, saldırgan ve düşmanca tepkiler de almıştır. Bunların belki de en ilginci, İngiliz İşçi Partisi’nin o dönemdeki ileri gelenlerinin kitabı bir “yabancı” tarafından yazılmış olmakla suçlamalarıdır. İlginç bir şekilde, bu suçlama, aslında, Hayek’in kitaptaki tezlerinin doğrulanması anlamına gelmiştir. Bu vesileyle, yerinin geldiği düşüncesiyle, okuyucunun hoşgörüsüne sığınarak, mühim bir konuya kısaca temas etmek istiyorum. Türkiye’de, geleneksel sağ çevrelerde, yerli değerlerle cihanşumül değerler arasında bazen öyle sınırlar çizmeye, ilişkiler şekillendirmeye gayret edilmektedir ki, buna şaşırmamak elde değildir. Yerli değerleri özümsememiş kimselerin evrensel kıymeti olan şeyler üretemeyeceği , evrensele ancak yerelden gidilebileceği söylenmektedir. Hiç şüphe yok ki, insanlar belirli toplumlara doğarlar ve hayatlarının önemli bir bölümünü doğdukları toplumlar içinde geçirirler. Sosyalleşme sürecinde insanlar yaşadıkları toplumların bireylerinde tezâhür eden toplumsal değerleri ve özellikleri alırlar. Bundan kaçınmaları mümkün değildir. Ama, insanların içine doğdukları veya onlara aktarılan değerlerin her zaman için değerli ve mutlaka korunması gereken cinsten olduğu söylenemez. Asıl önemli olan, insanların, kemale erdikten ve kendi değer sistemlerini yargılamaya başladıktan sonra yaptıkları bilinçli seçimlerdir. Bu, bazen yerelin reddini gerektirebilir. Böyle olması insanı ne aşağılık bir mahlûk hâline sokar ne de onun cihanşumül değeri olan şeyler üretmesini engeller. Bunun en iyi örneği Hayek’tir. Herhâlde, Alman toplumunun bazı değerlerini ana dili Almanca olan Hayek’ten daha etkili biçimde eleştiren Kölelik Yolu 11 kimse pek azdır. Bu, bir anlamda, en azından, dönemsel mahâllî değerlerin reddidir. Ama, böyle olması, Hayek’i Hayek olmaktan alıkoymamıştır. Hayek, Kölelik Yolu’nda, bazılarının zannettiğinin tersine, faşizmin ve komünizmin birbirine zıt kutuplar olmadığına, aynı totaliterizmin iki yüzünü teşkil ettiğine işaret etmektedir. Bunu söylemek, bugün gayet kolaydır –doğrusu Türkiye’de hâlâ zor ve tehlikeli– ama o günlerde hiç de kolay olmadığı ve büyük bir medenî cesaret ve direnme gücü ile entelektüel öz güven ve kendine saygı gerektirdiği açıktır. Aslında, bu gerçeği ilk dile getiren Hayek değildir. Onun başarısı, kitabında bu benzerliği ilk defa bu kadar açık ve detaylı biçimde işlemiş olmasından kaynaklanmaktadır. Bütün ekonomik faaliyetlerin merkezî kontrol ve yönlendirmeye tâbi tutulmasının gitgide artan ölçüde hürriyeti tehlikeye düşüreceği ve ekonomik hürriyetin olmadığı yerde hürriyetin hiçbir türünün olamayacağı tezinin en etkili şekilde dile getirildiği eserlerden biri Kölelik Yolu’dur. Kitabın işaret ettiği en önemli noktalardan biri, aşırı devlet kontrolünün insanlar üzerinde yapacağı psikolojik etki ve ahlâkî değerlerde meydana getireceği erozyondur. Bu yavaş bir süreç olacaktır, belki bir veya iki nesil alacaktır, ama sonuçta bizi hiç istenmeyen noktalara sürükleyecektir. İnsanların otoriteye karşı tavırları ve siyasal fikirleri, siyasal müesseselerin sebebi olduğu kadar sonucudur da. Hayek’in bu tespit ve izahının ne kadar haklı olduğunu anlamak veya O’nun görüşlerini test etmek için eski sosyalist ülkelere göz atmak yeterlidir. Kölelik Yolu, Hayek’in meslekî ve fikrî kariyerinde de bir dönüm noktası teşkil etmiştir. Filozof, bu eseriyle özgürlük mücadelesinde öncülük görevini üstlenmiş ve bunu ölümüne kadar sürdürmüştür. Kitapta ele aldığı konuları sonradan yazdığı eserlerde daha 12 F. A. Hayek ayrıntılı biçimde incelemiştir. İktisatta bilginin kullanımı ile ilgili sorunları Individualism and Economic Order’da (Chicago, 1948); totaliter sistemlerin epistemolojik ve entelektüel köklerini Bilimin Karşı Devrimi’nde(The Counter-Revolution of Science, Glencoe, III., 1952); özgürlüğün temellerini, dostlarını ve düşmanlarını The Constitution of Liberty’de (Chicago, 1960); iki farklı düzen tipini Rules and Order’da (Chicago, 1973); adâleti Sosyal Adâlet Serabı’nda (The Mirage of Social Justice, Chicago, 1976); çağdaş demokrasinin problemlerini Özgür Bir Toplumun Siyasî Düzeni’nde (Political Order of a Free Society, Londra, 1979) incelemiştir. Sosyalizmin fikir tarihindeki en büyük kritiklerinden bir tanesini son büyük eseri Ölümcül Kibir: Sosyalizmin Hataları (The Fatal Conceit: The Errors of Socialism, Londra, 1988) ile gerçekleştirmiştir. Bu kitabın ilk 8 bölümü 1947-1948’de rahmetli hocam Aydın Yalçın’ın tavsiyesi ve talebi üzerine merhum Turhan Feyzioğlu tarafından tercüme edilerek Siyasal Bilgiler Okulu Dergisi’nde yayımlanmıştır. Feyzioğlu’nun çevirisini, oğlu Metin Feyzioğlu’nun izni ile burada tekrar yayımlıyoruz. Bu vesileyle hocalarımıza Allah’tan rahmet diliyor, Metin Feyzioğlu’na teşekkür ediyorum. Eserin geri kalan 7 bölümü, değerli meslektaşım Prof. Dr. Yıldıray Arsan tarafından başarıyla ve çok iyi anlaşılır bir üslûpla, yer yer bazı özetlemelere giderek tercüme edilmiştir. Okuyucunun farkedeceği gibi, çeviride Türkçenin âdeta iki devri yansımaktadır. Bazı okuyucular Feyzioğlu’nun çevirdiği bölümlerdeki kimi kelimeleri anlamakta müşkülat çekebilir. Buna rağmen, ilk sekiz bölüme müdahale etmeyi uygun görmedik. Çünkü, Feyzioğlu hocanın çevirisi âdeta bir sanat eseriydi ve kimsenin ona müdahaleye hakkı yoktu. Okuyucuların bu durumu anlayışla karşılayacağına inanıyorum. Kölelik Yolu 13 Çevirinin de, onu yayıma hazırlamanın da ne kadar meşakkatli bir iş olduğu ortadadır. Bu kitabın yayıma hazırlanmasında genç meslektaşlarım Bekir Berat Özipek ve Ertan Aydın’ın büyük emekleri geçmiştir. Kendilerine çok teşekkür ederim. Kitabın yayımında değerli dostum Alex’in başında bulunduğu Atlas Economic Resarch Foundation büyük katkı sağlamıştır. Alex ve bütün Atlas personeline de, her ne kadar okuyup anlamayacak olsalar da, kadirşinaslık gereği olarak, teşekkürlerimi ifade etmek isterim. Okuyucunun bu eserden azamî istifadeyi sağlamasını ve onu liberalizmin engin ve zengin fikir dünyasına girişin anahtarı olarak kullanmasını temenni ederim.