Bin yıllar boyunca eskimeden Türk sözlü kültüründe var olagelen Köroğlu, tarihî süreç içinde ortaya çıkan her yeni olaya uyarlanmış, son olarak Anadolu sahasında gücünü ve adını Celalî reisi olmağa kadar indirgemiş, Osmanlı belgelerinde sosyal haydut statüsüne bürünmüş, Azerbaycan’da mitolojik çağın kahramanından sosyal adaleti kuran ve koruyan, beyden alıp fukaraya veren, Türkmenliği ile övünen bir tipe dönüşmüş, Orta Asya’da öteki âlemin gizli bilgileri ile donatılmış, iki kez doğan şaman tipinden Çambil’da oturup İran zulmüne karşı direnen bir hükümdara çevrilmiştir. Bu kadar uzun süre sözlü gelenekte yaşayan, değişen, dönüşen, her defasında da tarihî olaylara tepki gösteren ve yeni olgularla donatılan ikinci bir destan yoktur.
Köroğlu, Türk destan geleneğinde uzun bir yol geçerek mitolojik kahramandan destan kahramanına, vergi almış şamandan gönlüne Hakkın ilham ettiği âşıka, karanlık güçlerle savaşan alpten, insanları haksızlıktan koruyan kahramana, çiltanlarla, Hz. Hızır’la, Hz. Ali’yle, on iki imamlarla konuşabilen erene kadar sürekli statü değiştirmiş, yeni yeni işlevlerle sürekli âşık, bakşı, akın, jırau, şair repertuvarında kalmayı başarmıştır. Köroğlu, Sibirya’dan başlayan tarihî yolculuğunu Balkanlar’da, Rusya’dan başlayan macerasını Kafkaslarda sürdürmüştür. Türk milletinin gönlünde taht kurduğu gibi Türkleri seven ve sevmeyen diğer kavimleri de o denli etkilemiştir ki, onlar bile Köroğlu’nu sevmiş, kendi anlatıları içine almışlardır.
Birçok varyantı ve versiyonu bulunan Köroğlu Destanı hemen hemen bütün Türk halklarının sözlü edebiyatında [Ayrıca Kürt, Arap, Tacik, Gürcü, Acar (Gürcü dilinde), Ermeni, Afgan, Abaza folklorunda da Köroğlu Destanı icra edilir.] mevcuttur. Sözlü gelenekte, bugünkü şekliyle tam dört asırdan fazladır icra edilen Köroğlu Destanı âşık, bakşı, jırau/jırcı edebiyatımızın en değerli ve en önemli epik eseridir. Türklerin etno-siyasal birlik döneminden mevcut olan ancak Türklerin yayılmacılıklarıyla farklı coğrafyalarda, farklı toplumlarda bir biçimlenme geçiren Köroğlu Destanı (şimdiye kadar derlenerek yazıya aktarılan varyantlar söz konusudur) en az 17 Türk ve 8 gayri-Türk halkın halk edebiyatında yazıya aktarılmış şekliyle, hem de her halkta onlarca varyantta mevcuttur. Bundan başka Köroğlu Destanı’nı diğer dillere de tercüme edilmiştir: İngiliz, Fransız, Alman, Rus, Fars, Macar, Bulgar, Çek, Slovak. Bir destanın bu kadar çok dile çevrilmesi de yalnız Köroğlu Destanı için geçerlidir. Bu da azmış gibi, Türk milletinin içinde çok meşhur olan Köroğlu Destanı’nı hem Azerbaycan’da hem Orta Asya’da Köroğluhanlar olarak adlandırılan özel kişiler icra ederler.
Bu abidenin muhteşemliği bütün varyant ve versiyonların bir araya getirildiği zaman daha açık şekilde sezilir. İşte, bu eserde Köroğlu Destanı’nın bütün varyantlarını ve bağımsız şekilde yayımlanan ayrı ayrı kollarını bir araya getirmeye çalıştık ve Köroğlu fenomenolojisinin sırrını öğrenmek istedik. Bu destanla ilgili yazılmış eserlerin çok büyük bir kısmını inceledik ve sonunda halk edebiyatı araştırmalarında kullanılan yeni bakış açısından yola çıkarak destanın temelini veya folklor terminolojisi ile söylemiş olursak arketipini oluşturan öğeyi ortaya çıkarmaya ve Köroğlu fenomenolojisinin sebeplerini açıklamağa çalıştık.
Köroğlu Destanı’nın varyant ve versiyonlarında birbirini tamamlar şekilde karşımıza çıkan farklılıklar âşık, bakşı, jırau/jıtav/jırcı, şair anlatıcı ortamı bağlamında değerlendirildi. Amaç Türk dünyasının ortak değeri olan Köroğlu fenomenolojisini açıklığa kavuşturmaktır.
Türk dünyasının bu büyük ve yaygın destanı 19. yy.dan başlayarak bilim adamlarının dikkatini çekmiş ve çeşitli yönlerden, çok sayıda araştırmaya vesile olmuştur. Bütün bu nedenlerden dolayı bu muhteşem destan hakkında yeni bir fikir söylemenin çok zor olduğunu da itiraf etmek gerekir. Nitekim yapılan araştırmalar bir eksende dönüp durduğundan ve destanın okumaları görülebilecek olguları kapsadığından, bilimsel kurgu hemen hemen aynı yönlüdür. Bu zorluğun bilinci ile ortaya çıkan ilk kitabın bir devamı niteliğinde olan bu ikinci kitap, Köroğlu araştırmalarına katkı sağlayacak, bu fenomenolojiye ışık tutacaktır, düşüncesindeyiz.
Bu küçük eserin yayımlanmasında emeği geçen başta Erol Kılınç Beyefendi olmak üzere Ötüken çalışanlarına teşekkürü bir borç bilirim.
Fuzuli BAYAT
2008 Gaziantep.